Homo Economicustan Enformasyon Fetişizmine

18 Mayıs 2020

Adnan Tekşen Ağabey’in diktatoryasıyla (Dictator= yazı yazdıran, dictate= yazdırmak. Dicter qch a qn=birisine bir şeyi söyleyip yazdırmak. Vallahi sözlüklerin yalancısıyım); önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan Dijital Teknolojinin Ekonomi Politiği  isimli kitapta ayrıntılarına değindiğimiz konulardan birkaç sayfalık seçkilerimizi sunmak istedik. Aslında 400 sayfayı bulan kitabı okumaya pek çok okurumuzun ne zamanı ve mecali var ne de kitabımız topluca okunsun diye bizim beklemeye. Biz de izleyen satırlardaki gibi beğenilerinize fragmanlar sunmak istiyoruz. Siz istedikçe de sunmayı sürdüreceğiz.

(Bu arada, Alaattin Diker Hocamın verdiği görevi savsaklıyor olabilirim, ama unutmuş değilim)

 

Image

Merkantilizmi haklılaştıran ve normalleştiren fizyokratlardan itibaren, bilindiği gibi, klasik iktisatçıların doktriner vaazları; metropol ülkelerde üretilenlerin, müstemleke ülkeleri istila etmesini meşrulaştırılmıştı. Vaaz gereği, yerel üretim birimlerinin potansiyeli yok edilmiş, askeri işgaller haklılaştırılmıştı.

Ekonomik altyapı, üretim araç ve aygıtlarıyla teknoloji; siyasal ve sosyokültürel alanı domine ediyor gibi görünür iken, esasında, ekonomik faaliyetler şu veya bu biçimde siyasal erkin himayesinde sürdürüldü. Kapitalizm, siyasal erkin himayeleri ile dünya düzeni haline geldi. Ancak, siyasal erkin ekonomik alanı domine ettiğinin itiraf edilmesi, daha doğrusu, kapitalizmi himaye etmenin yeterli olmayıp, onun varlığının siyasal erk tarafından güvence altına alınması Keynes Doktrini ile tesis ve teçhiz edildi. Bireylerin; ekonomik faaliyet yürütme tutkusu, durmaksızın çalışma arzusu, mal – mülk biriktirme ihtirasına sahip bir donanımla dünyaya geldiği ve bu donanımın her insanda fıtraten (genetik) bulunduğu, her kişinin fayda temin etmeye odaklı olduğu iddiaları klasik iktisatçıların aksiyomuydu. Bu aksiyomun ideolojik bir söylemden ibaret olduğunu “1930 Mali Krizi” gözler önüne serdi.

Keynes doktrini, devletin ekonomik hayata müdahalesini, krizden kurtulmanın yegâne yolu olarak vazediyordu. Artık kapitalizm, devlet eliyle kurulan, himaye edilen ve güvence altına alınan bir dünya sistemiydi. Keynes doktrini gereği, girişimcinin daha çok kazanç elde etme ihtirasını tahrik etmek için piyasaların fonlanması, tam istihdamın sağlanması gerekiyordu. Bunun için yatırımcıya, devlet teşvik ve desteği bahşedilmeliydi. Küresel buyruk tüketimdi. Tüketim furyası sayesinde kapitalizm küllerinden yeniden doğdu.

Kapitalizmi Eğlence Sektörü Kurtardı

Buna göre tüketici, ihtiyacı olduğu için değil; zevk, eğlence, statü, gösteriş için tüketmelidir. Yani tüketim, ekonomik bir davranıştan ibaret olmamalıdır. Psikolojik, sosyokültürel, siyasal bir davranış haline getirilmelidir. Doğal olarak ekonomik emtia (commodity) dolayımlı meta fetişizmi ile artı değer (plus value), ekonomik alana dair ilişkileri analiz enstrümanı olmaktan ibaret olmayıp, tüketim bağlamında tezahür eden psikolojik, sosyokültürel, siyasal tüketim ilişkilerini analiz etme enstrümanı haline gelmiştir. 20. yüzyılın birinci çeyreğinden itibaren hizmet sektöründe olağanüstü bir büyüme yaşanmıştır. Emtia üretimindeki büyümenin duraksamasına, yer yer görece gerilemesine karşın, hizmet sektörü, adeta geometrik bir seyirle büyümüştür. Bir süre sonra da bilgi / bilişim sektörü piyasaları allak bullak eder hale gelmiştir. Ancak bu değişim ya da mali kriz momenti, enformasyonun fetişleştirileceğine dair alametleri alenileştirmekle birlikte, enformasyon fetişizmi bir sonraki moment ile pekiştirilecektir.

Keynes’ten itibaren tüketim, küresel düzeyde kutsanmıştır. Dar gelirlinin satın alım gücünü arttırıp, tüketim gücünü harekete geçirip, piyasalarda talep yaratarak, sermayedarı istihdam yaratıcı yatırımlara teşvik etmek, krizden kurtuluşun yegâne reçetesi olarak sunulmuş ve bu doktriner vaaza kayıtsız şartsız iman edilmiştir. Bir yandan zengin ülkeler, yardım adı altında fakir ülkeleri krediye, yani sıcak paraya boğarak, askeri / fiili sultalarını mali sultaya dönüştürmüşler; diğer yandan da, piyasaları açıktan fonlamaya hükümetleri zorlamak suretiyle, gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerin istiklalleriyle birlikte istikballerini ipotek altına almışlardır. Patlayan enflasyon yüzünden yoksul, refah artışı görmemiş ve hatta gelir adaletsizliği yüzünden daha da yoksullaşmıştır. Uyanık ve işbirlikçi yerel üretim birimleri, ürün üretimi veya işgücü istihdamı gibi yatırımlardan ziyade, değerli kağıt ya da menkul kıymet ticaretinden çok kolay ve fahiş kazançlar elde edilebileceğini keşfetmiştir.

Kutsal bir vahiy gibi iman edilen bu doktrinin ilk göze batan sonucu; bir milyar insanın bir yıllık gelirinin birkaç kişinin aylık gelirine denk düştüğü bir dünyanın yaratılmasıydı.

Kuşkusuz ki bu durum, ilk olarak, tanrısal niteliklerle (cogito, geist, numen) baştan ayağa teçhiz edilmiş modern kurumlara kapsamlı bir itaatsizlik ve isyana neden oldu. Bilime, fikre, entelektüel üretimlere güvensizlik; ideolojik ve siyasal bağnazlıkları körükledi, makul ve haklı kıldı. Küresel boyutlu gayri nizami harp denilen bir mücadele ve savaş dönemi başlattı. Kaos, kargaşa, terör pek çok bölgeyi cehenneme çevirdi. İlaveten nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlanma birkaç dakika içinde gezegeni tümüyle yok edebilecek bir kapasiteyi buldu. Dünyanın hiçbir yeri güvenli değildi. Çılgınlar gibi tüketen hiç kimse tatmin olmuyordu, hayaller ötesi konfor kimseyi mutlu etmiyordu. Kısacası çok fakir, çok yoksul olan da mutsuz ve huzursuzdu. Çok zengin, çok müreffeh olan da.

Kıyametin Tarihi Takdir Edildi.  

Hemen her yazarın kaleminden distopya tasarımları fışkırıyor, kıyamet senaryoları dökülüyor, cehennem tasarımları sergileniyordu. Hiç kuşkusuz ki bunların küresel düzeyde infial yaratanı “Roma Kulübü Raporları”dır ve en fazla paniğe yol açanı, “The Limits to Growth” isimli, Meadows ve arkadaşlarının raporuydu. Rapor, nicel veriler ve son derece ikna edici argümanlarla kıyamet tarihini veriyordu ve buna hiç kimse itiraz edemedi. (1) Nüfustaki geometrik büyüme; (2)  sınırsız, sorumsuz, şuursuz endüstriyel üretim; (3) yiyecek maddelerindeki kıtlık ve israf; (4) çevre kirliliği ve ekolojik dejenerasyon, (5) hammadde israfı ile milyonlarca yılda yenilenebilecek yeraltı zenginliklerinin talan edilmesinden oluşan beş bağımsız değişken analiz edilerek, buna bağımlı olarak ortaya çıkacak felaketler gözler önüne seriliyor ve kıyamet tarihi net olarak ortaya konuluyordu.

1970’li yılların başında kamuoyu ile paylaşılan bu rapordaki verilere göre, çok ciddi ve etkin önlemler alınmadığı takdirde, 25 ila 40 yıl içinde, gezegen, canlı yaşamına imkan tanımaz hale gelecekti.

Tek bir çözüm vardı: Sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirlik kesinlikle ekonomik alanla sınırlı olamazdı. İnsan yaşamının her alanında sürdürülebilirliğe iman ve hiçbir kusur gösterilmeden ibadet edilmeli, her insan kişisinin intisap ettiği mabetler olmalıydı. Tahmin edilebileceği gibi imanın birinci şartı tüketim ile ilgiliydi. O güne kadar kutsal ibadet bilinen tüketim, artık, günahların en büyük olanıydı. Her iman eden, şeytandan sakınır gibi tüketmekten sakınmak zorundaydı.

Buraya kadar hiçbir itiraz, itaatsizlik, inkar ortaya konulmadı. Lakin, şu gerçek de kimsenin görmezden gelemeyeceği, her gören göze batıp duran bir budaktı: Kapitalizm. Kapitalizmin canı, varlık kaynağı; her seferinde kapitalizmi yeniden doğuran gençlik ve dinamizm iksiri tüketimdi. Tüketimin kısılması demek, kapitalizmin yoğun bakıma alınması ve kaçınılmaz olarak bitkisel hayata mahkum edilmesi demekti.

Kapitalizmin Tanrısı Emretti: Enformasyon Tüketin

Tam da, tamam; kapitalizmin ömrü tamamlandı denildiğinde, tanrı mucizesini yeniden gösterdi ve “ENFORMASYON tüketin” dedi.

Enformasyon ticaretinin öngörülen risklerin hiçbirisi ile herhangi bir ilgisi yoktu. Enformasyon “tanrının eli”, enformasyon üreten teknoloji ve aygıtlar tanrının “kutsal kase”siydi. Enformasyon fetişizminin birinci yüzünü var edecek tanrısal tohum, her bir fani kişi ve doğacak kişilerin rahimlerine damlayıverdi. Hamilelik, doğum; doğumlardan yeni hamilelikler yeni doğumlar. Enformasyon fetişizmi gerçekten de en yüce lütuftu. Aranılan mutluluk ışığı ışıldamıştı. Günahlı günahsız ayrımı yapmadan, cennetin kapılarını sonuna kadar bütün insanlığa açan kutsal anahtar, enformasyondu.

Lafı uzatmadan söyleyelim:

Bir kere hammadde sıkıntısı, kıtlığı yok. Tersine, istenmediği kadar bolluk ve bereket var.

İkincisi enformasyon; zenginin fakirin, yaşlının gencin, alttakilerin üstekilerin temellükü değildir. Herkesin özel mülkü, kişisel müktesebatıdır. Her bir kişinin istediği gibi eğip bükebileceği, ezip bozabileceği, yüceltip alçaltabileceği her türlü muameleye boyun eğen, uyum gösteren bir emtiadır. Her istendiğinde her vakit emre amade bir tanrı; sövsen de dövsen de seni terk etmeyen, ne zaman istersen hazır ve nazır olan bir dosttur. Sevildiğinde, pohpohlandığında, şımartıldığında küstahlaşmayan, kapris yapmayan fallik uzantıdır. Hem anne baba hem evlattır. Hem tanrı hem kul, hem efendi hem köle, hem amir hem memur, hem hakim hem mahkum ve buna benzer pek çok niteliği, çeşitliliği, bereketi ile enformasyon, insanlık tarihinde var edilmiş en fetişist enstrümandır.

Ücüncüsü enformasyon kendi kendisini stoklamaktadır. Depolamak, saklamak, korumak, ambalajlamak için ilave bir ekonomik maliyete katlanmak gerekmez ve ön önemlisi de amortismanı, yıpranması, arızalanması, takılması, tökezlemesi yoktur.

Dördüncüsü enformasyon tek bir sektörün ekonomik çıktısı değildir. İki sektörün aynı zamanda hem girdisi hem çıktısıdır. Yayıncılar ile reklamcılardan oluşan iki sektörün de hammaddesi ve aynı anda da mamulatıdır. Ayrıca bu “double” endüstri, başka pek çok yan endüstriyel alana kaynak sağlamaktadır.

Beşincisi, enformasyon insanlık tarihinin en zevkli ve en eğlenceli oyuncağı ve aynı zamanda da en risksiz en güvenli oyun mekanıdır. Sözgelimi otomobil yarışı. Her an kaza ve ölüm var, en azından maddi hasar. Ralli izlemeye gitmek bile riskli. Sinema perdesi gibi bir televizyon ekranındaki otomobil yarışında; sıfır risk, sınırsız zevk, doyumsuz eğlence var. Hatta keyfince kaza yap, atlat, zıplat, uç, takla at. Ne yara ne ölüm ne hasar. At yarışı, maç tahmini vb. oynamak için sahalara ihtiyaç yok. Her şey parmak ucunda. Üstelik bir anda zengin olma umudu gibi dayanılmaz bir haz vaat ediyor.

Ve en önemlisi sonuncusu: Enformasyon her yeri, herkesi gözetim altında tutan big brother’ın eli, kulağı, gözü, nefesi. Kötü niyeti anında sezip, yanlışları, hataları, kasıtları, kusurları hemen haber veriyor. Söz dinlemeyeni, hizadan çıkanı, kontrol dışına taşanı, kafasına eseni yapanı, zararlıyı, istenmeyeni, itlaf edilmesi gerekeni anında ihbar ediyor. En fazla da bu bağlamıyla; “araç ileti”dir.

Gayet doğaldır ki bütün bunlar, enformasyonun kutsandıkça kutsanmasını icap ettirdi. Çağdaşlığın ölçütüydü. En emin modernleşme köprüsüydü. Aklın, zekanın, mantığın, bilincin biricik emaresiydi. Ondan uzak duran ilkel, barbar, gerici, çağdışı, kafir, münkir, müşrikti.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.