Orada Bir Yer Var Uzakta: Seyahat Başlıyor

12 Temmuz 2023

Seyahat Başlıyor

Anadolu’nun çeşitli şehirlerinden; ağırlıklı olarak Konya’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan, hatta Balkanlar’dan Makedonya’dan konferansa katılacak akademisyenler ve onlara eşlik eden aileleri İstanbul’da bir araya geldiler. Konya’dan katılımcı arkadaşlarla iki ayrı kafile halinde Konya Selçuklu YHT Gar’ından başlayıp, İstanbul Halkalı’da başka akademisyen dostlarla Osmanlı döneminden kalma tarihi köşklerden birinin, II. Abdülhamid Hanın başmabeyincisi Tahsin Paşa’ya tahsis edilmiş olan görkemli Filizî Köşkü’nün bahçesinde bir sohbet ve akşam yemeğinde buluştuk; hem hasret giderdik, hem konuştuk, hasbihal ettik, memleketin ahvalinden söz ettik.

Image
Resim 1: Taşkent, Özbekistan, Barak Han Medresesi (soldan sağa: M. Acar, B. Arı, C. Tüney)

Keyifli bir hasbihalden, yemek ve akşam namazı faslından sonra, yine aramızdaki bazı dostların İstanbul’da yaşayıp ekmek parasını İstanbul’dan kazanan dostlarının ulaşım konusundaki özel yardımlarıyla, minnet ve şükranla anılması gereken bir yardımseverlikle kendi özel araçlarıyla emrimize amade olmaları sayesinde, Anadolu yakasında Filizî Köşkü’nden başlayıp karşı tarafta, neredeyse Edirne sınırında yeni İstanbul Havalimanı’nda sona eren maceralı yolculuk ayrıca anlatılmaya değer, ama geçelim. Gece yarısından epey sonra başlayıp, yaklaşık 3,5 saatlik bir yolculuktan sonra, -Nazım Hikmet’e bir nazireyle söylersek- “Bir sabah erken, Fergana Vadisi’nde bir kuş öterken,” başkent Taşkent’e intikal ettik. Bendeniz daha önce, 2015 yılında kısa da olsa Özbekistan’ı başka bazı dostlarla ziyaret şansı bulduğum için etrafa az çok bir göz aşinalığım vardı; ama kafiledeki birçok dostumuzun Özbekistan’a ilk gelişiydi, heyecan doruktaydı…

Fevkalade Samimi Karşılanma ve Mihmandarlık

Ev sahipleri, Özbekistan’da bizi bekleyen dostlar, kafileyi havaalanında karşıladılar sağ olsunlar. Aynı dostlar, bazıları üniversite rektörü, dekanı vb. kelli-felli adamlar, dönüşte yeniden havaalanına bırakıncaya kadar yolculuk boyunca bizi hiç yalnız bırakmadılar, berhudar olsunlar. Yalan değil, abartı da değil, bu işle görevlendirilmiş olan mihmandar gençlerin yanı sıra, seyahatimiz boyunca çoğu zaman bizzat üniversite yetkililerinden, üst düzey yöneticilerinden bazıları da bize eşlik ettiler, yanımızdan ayrılmadılar. Yeme-içme konusundaki ikramlar ise “fevkaladenin de üstünde” idi. İlginç bir tanımlama bu: “âdi” sıradan, normal, olağan demek; “fevk” ise üstünde, üzerinde, yüksekte. Dolayısıyla “fevkalâde” normal üstü, sıradanın ötesi, olağan üstü demek. Buna bir de yoğunlaştırma vurgusu yapıp “fevkaladenin de üzerinde” deyince “olağanüstünün de ötesinde, normalin katmerli olarak üstünde” demiş oluyorsunuz, o derece yani! Eskilerin tabiriyle, “hiç mübalağa etmiyorum,” Özbek dostlarımız tarafından seyahatimiz boyunca bize gösterilen, zaman zaman arkadaşlarla aramızda “abi Türkiye'de bir organizasyon yapsak biz Özbek dostlarımızı böyle ağırlayabilecek miyiz?” şeklinde manalı esprilere konu olacak kadar övgüye değer bir cömertlik ve misafirperverlik söz konusuydu.

Image
Resim 2: Özbek pilavının pişirildiği dev kazan, Beş Kazan Restoranı, Taşkent.

Bu amaçla tahsis edilen bir midibüsle otele intikal ettik, yerleşip biraz dinlendikten sonra, ilk işimiz, kırk yıllık dostumuz, ODTÜ’den arkadaşımız, o dönemde Özbekistan TİKA koordinatörü Cemalettin Tüney aklımıza geldi. Aradık, geldiğimizi haber verdik, müsaitsen buluşalım dedik. O da sağ olsun, ilgilendi, yine kırk yıllık ortak dostumuz, kafileye İstanbul’dan katılan Prof. Dr. Bülent Arı hocamız ile birlikte Cemalettin beyle buluşup Taşkent turuna çıktık. Bir yandan sohbet edip, bir yandan şehrin sokaklarını arşınladık. Cemalettin beyin TİKA nöbeti biz döndükten birkaç ay sonra, 2023 yılı başlarında sona erdi, Türkiye'ye döndü; üç yıllık görev süresince epey anı biriktirmiş olarak. Zaman zaman sosyal medya paylaşımları da olmuştu; ama bendeniz buradan kendisine henüz anıları tazeyken, hafızadan silinmeden veya detaylar kaybolmadan üşenmeyip bunları yazmasını tavsiye ediyorum. Atalarımızın dediği gibi, söz uçar yazı kalır; yazı bir insanın sadece çağdaşlarına değil, gelecek kuşaklara da en güzel armağanıdır. Bundan bin yıl önce, beş yüz yıl önce, biz doğmadan çok çok önce yaşamış filozoflar, ilim adamları, seyyahlar o zaman düşündüklerini, gördüklerini, tanık olduklarını, izlenimlerini yazmamış olsalardı, bugün biz onları nasıl tanıyacaktık? 

Image
Resim 3. Özbekistan’ın en meşhur yemeği, Özbek pilavı.

Descartes’in “düşünüyorum, o halde varım” sözüne nazire ile diyebiliriz ki, “yazıyorum, o halde varım.” Eli kalem tutan, hele hele uzak diyarlara seyahat etme, gezip görme imkânı bulan tüm dostları anılarını yazmaya davet ediyorum...

Özbekistan denince “boğazlar meselesi”ni çok önemseyen dostlar için ilk akla gelen şeylerden biri, hiç kuşkusuz Özbek pilavı. Özbek pilavının dev kazanlarda pişirilip ikram edildiği, Taşkent’teki en meşhur mekân ise Beş Kazan. Sağ olsun Cemalettin bey bizi Beş Kazan’da ağırladı. Özbek pilavı, bilenler bilir, pirinç, sarı havuç ve etten yapılan, bol yağlı, çok lezzetli bir pilav. Beş Kazan’da devasa boyutlardaki kazanlarda hazırlanıyor, isterseniz içeri girip etrafı şöyle bir temaşa edebiliyorsunuz (Resim 2,3).

Velhasıl o gün ve ertesi gün Taşkent’in gezmeye-görmeye değer, tarihi, turistik mekânlarını gezerek, resim çekerek, etrafı temaşa ederek, dostlarla muhabbet ederek geçti. O günlerde, günün anlam ve önemine binaen Facebook sayfamdan aşağıdaki paylaşımı yapmıştım:

 

Image

Orta Asya, Özbekistan, Falan Filan-1 (2-3Ekim 2022, Taşkent)[1]

Uzaklarda, çok uzaklarda, Atalarımızın geldiği diyarlarda

Özbekistan adında bir ülke varmış.

Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan,

Kırgızistan ve Afganistan’la çevrili

Orta Asya’nın tam kalbindeymiş.

Türk-İslam medeniyetinin kalbi,

Semerkant ve Buhara’nın ev sahibiymiş.

Gel zaman, git zaman, yine bir hazan mevsiminde,

Yapraklar rüzgârların peşi sıra giderken

Birkaç güzel adam, biri de bizim Dekan

Özbekistan ve Türkiye’den

Yememiş, içmemişler,

Atayurdu demiş, mühim ülke demiş

Bir bilimsel kongre düzenlemişler.

Çağırmışlar akademisyenleri, Her biri bir alandan sosyal bilimcileri.

Gayri bu çağrı alınır da durmak olur mu?

Toplanmışlar Konya’dan, İstanbul’dan,

Hatta Balkanlar’dan, Makedonya’dan

Varalım demişler, şol kardeşler toplantısında

Biz de bir yol kelam edelim demişler.

Toplamışlar pılı pırtılarını,

Almışlar valizlerini, tebliğlerini,

Yememiş, içmemişler; çekinmemiş, çekip gelmişler

Özbekistan ve de Taşkent’e.

Gayri buralara kadar gelip de, Yan gelip yatmak olur mu?

Taşkent kazan onlar kepçe, Semerkant ve Buhara öncesinde

Taşkent’i gezmişler, Mütebessim rehberler eşliğinde.

Bir bilseniz nereleri gezmişler:

Mescitler, medreseler, Meydanlar, müzeler, tarihi eserler

Daha neler neler…

Hatta, tahmin edeceğiniz gibi

Özbek pilavı bile yemişler.

Aralarında bir muhabbet, bir muhabbet

Şakalar espriler sohbetler.

Neyse, uzatmayalım dostlar,

Alın size Taşkent’ten, Özbekistan başkentinden,

Enstantaneler, pozlar, Arkadaşlar, dostlar,

Unutulmayacak anılar, Falanlar filanlar…


(Yazı serisi devam edecek)


[1] https://www.facebook.com/mustafa.acar.16100/posts/pfbid02JKXxaV66P8BSDgP5MFpXZZJnG3ZYAfj3LfzWfEAoLZsCBipnav8oeJnEp2xmvZdZl

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 150 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı.