Tekerrür, Tarihin Bir Rutini İse, Gelecek Çoktan Yaşanmış Demektir

02 Ocak 2026

“Tarihin Tekerrüründen, Tekerrürün Tarihine” başlıklı yazımda tarihe bakışımla ilgili temel bir parametreyi ifade etmiştim. Tekrara düşmeden kısa bir hatırlatma yaparak başlayalım. Tarihi iki bölüme ayırabiliriz; ilk bölümde insanlar temel olarak benzer yaşanmışlıklar içinde olsalar da ruhsal ve duygusal değerlerinde nüans boyutunda gelişmeler gözlenir. Erdemli bir insan olmanın öğretisi, tarihi spiral bir yay gibi yukarı yönlü hareket ettirir. Tarih tekerrür etmekle birlikte dönüşümü sağlayan ruhsal bir gelişim vardır. İkinci dönemde ise yukarı yönlü olmayan sabit bir dairesel hareket vardır. Bu defa, farklı zaman ve mekanlardaki benzer yaşanmışlıkların insana yeni değerler katmadığını görürüz. İkinci dönemdeki durağanlığın veya sabit tekrarların nedeni, insanın ruhsal açıdan tekamüle ermesiyle ilgili teorik sürecin tamamlanmış olmasıdır. 

Tarihin tekerrüründeki ardışık yaşanmışlıklar, ortak bir zekâ ve bellekle birlikte, tarihin başından itibaren insana her türlü deneyim ve bilgeliği vermiştir. Bu dönemde yaşanmamış hiçbir şey, söylenmemiş hiçbir söz kalmamıştır. Tekerrürün tarihinde ise bu yaşanmışlıklar fantastik bakış açılarıyla süslenmiştir. Fantezilerin ürünü olan eylem ve söylemler esasında tarihe yeni hiçbir şey katmaz. Lakin insanoğlunun bu gerçekliği kabul etmesi mümkün olmadığından, yanılsamaları hayatının bir parçası olarak kabul eder. Her yeni dönem için geçerli olan modernizm, insanı bu aynılıktan kurtaran bir kahramandır. Lakin hayatın modernleşmesi veya teknolojinin ilerlemesi insanın bilgeliğiyle ilgili yeni hiçbir kapıyı aralamaz. 

Tarih teknolojik, ekonomik ve siyasi gelişmelerin peşinde koşmaz. Tarihin amacı geçmişte yaşanmış olayların çetelesini tutmak da değildir. Zira tarihin konusu madde değildir. Tarih insanın ruhsal gelişimini tahlil eder, bu da doğal olarak bütün yaşanmışlıklara sirayet eder. Yani olaylar incelenirken insan değerlendirilmez, insan değerlendirilirken olaylar tahlil edilir. 

İnsanlığın hayata dair bütün yaşanmışlıkları bir tekerrür boyutuna geldiğinde, bundan böyle bütün yaşanacakların da bu yaşanmışlığın bir devamı olduğu gerçeği üzerinden hareket etmeliyiz. Peki bu ne demek? Bütün yaşanmışlıkların temelinde insanların arzuları, tutkuları, hırsları, korkuları, acıları, sevgileri, aşkları hasılı insanı insan yapan duyguları vardır. Kutsal değerler atfettiğimiz birçok savaş, çatışma ve sorunların temelinde belki de sınır tanımayan duygular vardır. Kim bilir? İskender dünyanın bir ucuna yeni fetihler yapmak için mi gitti, yoksa Roksana’yı bulmak için mi? İlahi ya da insani aşk olmasa fetihlerin ne önemi var ki?

İnsana dair duyguların, erdemin, inançların zirvesini tanımlamakta farklı bakış açıları olmakla birlikte, ben bu yazıda buna dair bir dönem vermeyeceğim. Lakin bu kırılmanın temelinde din olduğunu söylersem sanırım hata yapmış olmam. Geçmişin bir tekrarı olan yaşantılarımız içerik olarak aynı, sadece şekilsel olarak farklıdır.  Ardışık yaşamların insanların zihninde ve belleğinde oluşturduğu ortak duygular ve bilinçsizce kabullenişler, geçmişle olan bağlarımızı her geçen gün biraz daha aynılaştırıyor.  Zaman, yeni olduğunu düşündüğümüz yanılsamaları dahi elimizden alıyor. 

Bir adım öteye geçelim öyleyse. Şayet tarih bir tekerrür boyutunda hareket ediyorsa o zaman yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız vaktiyle yaşanmış olanlardan farklı olmayacak. Aslında bu benzerliğin en önemli nedeni, geçmişin belleği ile hareket ediyor olmamız. Geçmişteki birilerinin benliğinden bu kadar etkilenmişken, bugün sözde farklı bir benlikle yeni bir yaşanmışlık ortaya koymak zaten mümkün değil. 

Bu durumda, insanın ruhsal dönüşümünü çok iyi tahlil edebilecek birileri, gelecekte neler yaşanacağına dair öngörülerde bulunmakta zorlanmayacak. Elbette bir kehanetten bahsetmiyorum. Sadece gelecekte yaşayacaklarımızın geçmişte yaşadıklarımızdan farklı olmayacağı bilgisinden bahsediyorum. “Öyleyse geleceğimiz bizim geçmişimiz midir?” İşin açıkçası bu cümleyi kurmak için beş yüz kelimenin yeterli olacağını hiç düşünmemiştim.   

Klasik tarih felsefesi geçmişe bakıp gelecekle ilgili öngörülerde bulunur. Yani her halükârda gelecekle ilgili bir tasarım var. Geleceğin bilinirliği üzerine bugünü tasarlamakta sıkıntımız nedir o zaman? Burada kabul etmekte zorlanacağımız şey, geleceğin geçmişte yaşamış olduğu düşüncesidir. Tarih zaman, mekân ve insandan müstakil bir şekilde insana dair bütün değerlerin dönemsel gelişmelerini takip ediyorsa ve insana dair yeninin yüzlerce yıl önce tükendiği bir gerçekse, gelecekte yaşanan her şeyin geçmişte yaşanmış olduğu düşüncesinden daha doğal ne olabilir ki?

O halde yapmamız gereken şey, gelecekte yaşayacaklarımızın muadili olan geçmiş yaşanmışlıkları, tarihin hangi dönemiyle eşleştirebileceğimizi bulabilmektir. Tarihin bu eşleştirme noktalarını bulduğumuzda yarını okuyabilmekle ilgili pek de bir sorunumuz kalmayacak. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi daha zevkli hale gelecek, senaryoyu bilenler ellerine çekirdeklerini alıp bunları çitleyerek yaşamın keyfini çıkaracaklar. 

İnsanlık tarihi bir piramit gibidir. Tarihinin başında öğrenmek, bilmek, duygusal ve ruhsal gelişimi sağlamak için ziyadesiyle geniş ve bakir bir yaşam alanı vardı. Zaman içinde sahip olunan her bilgi, insanı bir basamak yukarı taşırken öğrenme alanını da bir basamak daralttı. Bilgeliğe doğru attığımız her adım, çıktığımız her basamak, yaşam alanımızı sınırladı. İnsan bilgeliğin zirvesine çıktığında yani piramidin tepesinde oturduğunda kendisine ait bir hareket alanının kalmadığını ve herkesin aynılaşmak zorunda olduğunu fark etti. Buraya kadar çıkılan basamaklarda Yaratıcı insana her türlü bilgiyi öğretmiştir. Hz. Adem’e öğretilen eşyanın isimleri piramidin zirvesinde son halini almıştır. Bu zirvenin içeriğine dair semavi dinlerin farklı tasarrufları olacaktır elbet. Lakin sorun yok, önemli olan zirvenin varlığını kabul etmek. 

Piramidin zirvesine çıkılan basamaklar “tarihin tekerrürü”ne, basamaklardan iniş ise “tekerrürün tarihine” tekabül eder. Çıkışta kullanılan basamakların bir muadili inişte de vardır. Yüzlerce belki de bin yılı aşkındır inişteyiz. Çok da uzun bir zaman değil bu. Lakin iniş her zaman çıkıştan daha kısa zaman alır. Çıkarken özenle geliştirip sonraki nesillere aktardığımız belleğimiz, inerken pervasızca kullanılmışlığın hüznünü yaşar. Lakin insanlar bunun farkında bile değildir. İnançlar, duygular, değerler, aşklar, sevgiler örselenmiş, hatta tacize uğramış olmanın hüznüyle anlamsızca birbirine bakarlar. Sahip olmanın değerini bilmektense, yaşanmış olanın gereksizliği ile hareket eder insan. 

İnişin neresindeyiz bilemem, lakin dipte eşyanın isimlerinin öğretildiğini biliyoruz. Bu dönüşte Babil’in İştar’ına, Mısır’ın Ra’sına, Yunan’ın Zeus’una, Nemrud, Ad, Semud ve Lut kavimlerine uğramayı planlayanlar olabilir. Ya da göstermelik olarak Hz. İbrahim otağında çorba içmek isteyenler. Uğramayı istediğiniz bir yer varsa buyurun siz seçin, tabi gücünüz yeterse. 

Gelecek, geçmişte yaşadıklarımızın ötesinde bir gerçekliğe sahip değil. Yarına fazlaca bir anlam yüklemeye gerek yok. Olduğumuz yerde kalsak bile tren bir vakit bu duraktan geçecek. Tren hep aynı yerden geçecek. Kimileri trende vakit geçirmeyi, kimileri de duraklarda kalmayı tercih ediyor. Bir gül yetiştirebileceğiniz durakta bulunmak her daim daha mantıklı. Durmak ya da trene binmek sizin tercihiniz. Ama gittiğiniz yeni bir yer yok. Hep aynı geçmiştesiniz.  Tarih doğrusal bir çizgide hareket etmiyor. Tıpkı dünyanın kendi ve güneş etrafında dönmesi gibi dairesel bir düzlemde hareket ediyor. Emekli bir amcanın ring otobüsüne binip yine aynı durakta inerek evine gitmesindeki ihtiyaç ve motivasyon neyse biz de ondan farklı değiliz.

Yeni bir şey yazmadım, vaktiyle yazılmışları tekrar ettim. Yazacak yeni bir şeyim yok çünkü. Hiç de olmadı. Hayat yaşanmışlıkları tekrar etmekse elden ne gelir?  

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.