Eksen Çağı ve Frankfurt Kitap Fuarı


Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında verilen Barış Ödülü sahiplerini buldu: Jan ve Aleida Assmann çifti. Din ve kültür alanındaki araştırmalarıyla tanınan Assmann çiftine verilen Almanya'nın bu en büyük kültür ödülünün siyasi bir mesaj olduğundan kimsenin şüphesi yok, zira Almanya'da toplumsal zemin – mülteci akımı tartışmaları bağlamında – hızla aşıra sağa doğru kayıyor. Prof. Dr. Jan Assmann ise Almanya'nın artık bir göçmen ülkesi olduğunu savunuyor...

Bundan tam 50 yıl önce ülkenin ilk meclisi(1848) sayılan ve ödül töreninin gerçekleştiği Paul Kilise'sindeki aynı kürsüye bir başka Alman aydını çıkmıştı: Karl Jaspers. Jan Assmann törende yaptığı 'manifesto' sayılabilecek konuşmasında Karl Jaspers'e birçok kez atıf yaptı. İnsanlığın tekil, kültürlerin ve dinlerin çoğul olduğunu halkına tekrar hatırlattı. Kimlikçi siyasetlerin uygarlıklar ve dinler arası barışa zarar verdiğinin altını çizdi. Bu yazının asıl gerekçesi de hızla küreselleşen ve dijitalleşen dünyamıza unutulan düşünür Karl Jaspers'in gözüyle tekrar bakmaktır. Peki, Karl Jaspers kimdir? Önce onu kısaca tanıyalım.

1937 yılında Naziler kapısına dayanıp 40 yıllık (yarı) musevi eşini boşamasını talep ettiklerinde o kendi iç dünyasına 'Hicret' etmeyi tercih etti. Üniversiteden uzaklaştırılan Jaspers'e ayrıca yayın yasağı kondu. Müttefik orduların Heidelberg şehrini işgale hazırlandıkları sırada Karl Jaspers'in Toplama Kampı'na sürülmesine karar verilmiş; o da Stefan Zweig gibi intihar etmeyi tasarlamıştı. Bir bakıma hicret yılları Jaspers için verimli geçti. Başyapıtı 'Hakikat Üzerine' ve savaş sonrası yayınlanacak birçok eser kaleme aldı. Amerikalılar savaş sonrasında nasyonal sosyalist fikriyatın kalesi Heidelberg Üniversitesi'ni yeniden kurma görevini ona verdi. Aynı yıl tüm Almanya sokakları Alman ulusunu kınayan 'Bu ayıp sizin' afişleriyle donatılmıştı. Öğretim üyeleri bu durumu bir dilekçe ile protesto etmek istediler ancak Jaspers 'Almanya artık egemen ülke değil. Egemenliği tekrar nasıl geri alabiliriz sorusu bizim için daha mühim' diyerek bu isteğe karşı çıktı.

Eserlerinde kullandığı 'Eksen Çağı' kavramı ona uluslararası ün kazandırdı. M.Ö. 5. yüzyılda değişik, ve birbirinden bağımsız gözüken kültür havzalarında ortaya çıkan büyük düşünürler ve kurucular çağını bu isimle tanımlıyor Jaspers. Çin'de Konfüçyüs, Hindistan'da Buda, İran'da Zerdüşt, Yunanistan'da Heraklit ve Permanides ve Filistin'de Peygamberler. Her biri bir kuşak içerisinde kültürde büyük devrim yapmış ve düşünceyi kökten değiştirmiş önder. 'Eksen Çağı' insanlık tarihinde ilk kez yeryüzünü kuşatan bir iletişim ağı kurmuş; ve zihinlere ya da gönüllere yansıyan küresel anlayışın kapısını aralamıştır. ''Gerçi Konfüçyüs, Buda, Zerdüşt, Yeseya ve Permanides birbirlerini yaşarken hiç görmemişlerdi ama tanışmış olsalar çok iyi anlaşırlardı'' demektedir Jan Assmann.

Jaspers'in eşzamanlı sır olarak gördüğü tarihi bir olgu, mitolojik çağlardan çıkıp gelen 'Weltgeist'(Tin) Alfred Weber'de ete kemiğe bürünür: Weber'e göre; Türklük m.ö. 1200 yılından itibaren Çin'den Yunanistan'a uzanan bir 'kuşak' yaratmış, kültür havzaları arasında irtibat kurarak birbirleriyle etkileşimini sağlamıştır. Jaspers, Eksen Çağı'nın kahramanlarını 'monolitik' sayar ama aralarında bir 'gizemli bağ' bulunduğunu düşünür. Önderlerin aynı devrimci ruhu taşıma ihtimali üzerinde durur.

Düşünür olarak Jaspers'i ilk keşfedenlerden biri de Teknik ve Uygarlık ile İnsanın Durumu kitaplarından tanıdığımız Lewis Mumford'dur.  O Eksen Çağı'nı insaniyetin, tavazunun ve adaletin; güce, hırsa ve baskıya karşı başkaldırısı olarak yorumlar. Asya'dan Avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanan atlı bir kavim sanki dünyaya nizamat vermek için gelmiştir. Bu gelişme aynı zamanda insanlığın birçok yönden bilinçlenmesine yol açmıştır. Jaspers olayı şöyle izah ediyor: Eksen Çağı; ''İsa'dan önceki binyılın ortasına doğru bir devirdir ki önceki herşeyin hazırlık gibi göründüğü, ve sonraki gelişmelerin açık bir bilinç içerisinde ona dayandığı söylenebilir. İnsan oluşun dünya tarihi bu yapıdan doğar. Bu gerçek eksen, devinim içindeki insanlığın kendini bulacağı ideal eksenin enkarnasyonu olacaktır.''

Yeni bir tarih bilincinin ilk işaretir bu: ''Bellek teorisinin ışığında, bu eşik, geçmişe çapa atmanın yeni biçimi olarak anlaşılabilir. Jaspers'in 'eksen çağı' olarak isimlendirdiği şey, aynı zamanda geçmişle ilişki kurma, geriye bakma ve kutsal geleneklere tutunma becerimizdeki belirleyici, çığır açan bir artış anlamına geliyordu.'' Aslında monoteizm ve metafizik kavramları, Eksen Çağı'nda gerçekleşen devrimlerin en kısa özetidir. Musevilikteki resim yasağı ve Yunan düşüncesindeki birlemek fikri, Batı medeniyetine yön veren en çarpıcı gelişmelerdir ki Freud "zihin içinde ilerleme" olarak belirtir bunu. İnancın aşkınlık boyutuna indirgenmesi ya da düşüncenin mantık zeminine çekilmesi bu olayı muhakkak tek başına açıklayamaz. Jan Assmann, Batı düşüncesini besleyen kosmoteist ve panteist geleneklere de işaret ederek bu gerçeği açığa çıkarmak ister. Onun beşbin yıllık tarih ufkunda 'mitos'dan logos'a' tarzında - akılda kolay kalan - bir formül kırılgan hale gelir.  Zaten Eski Mısır'da 'düşünce ve anlatım' iç içe geçmiş olduğu gibi Eski Yunan'da hiç bir zaman tamamen birbirinden ayrılmış değildir.

Eksen Çağı'nın olguları acaba açıklanamaz "gizem", olağanüstü ''durum" ya da somut "atılım" mıdır?  - Her durumda, artık yerel ya da ulusal kültüre geri dönüşe izin vermeyen düşünsel bir küreselleşmenin ilk adımı sayılmalıdır. Erişilen fikriyat ve maneviyat seviyesinin gerisine  düşülemeyeceğini gösteren bir işaret taşıdır. Kısaca, kalbleriyle akl'edenler için açık bir uyarıdır. Elbette tarihte başka 'Eksen Çağları' bulunmaktadır. Mesela Rönasans bunlardan biridir ki, Jaspers'in tarihe bakışını görecelileştirmeden tamamlar niteliktedir. Ancak ilk 'Eksen Çağı' içinde doğan kültürlerin ortaya koyduğu değerler ve kurallar günümüze dek sürüp gelmiştir. İnsanlığı derinden etkilemişlerdir. Ahlak düşkünleri ile evrim düşüncesini savunanlar dışında bu 'normlar'ı şikayet eden çıkmamıştır.

Totaliter ideolojilerin tahrip ettiği kültürleri yeniden inşa etmek ve ulusları, insanlık şuuru ile tekrar buluşturmak Karl Jaspers'in hayattaki tek amacı olmuştur. 2.Dünya Savaşı'ndan sonra yayımlanan tüm kitaplarında bu meseleyi kendine dert edinir. Jan Assmann ödül töreninde onun ismini anarken, kendini tarihi kurgular ya da yapılar içine kilitlemiş ulusların esaret kapılarını açıp günümüze doğru koşmalarının, çağı yakalamalarının ne kadar elzem olduğunu bize göstermek istemektedir.  Evet, Yahya Kemal'in ifade ettiği gibi 'kökü mazide olan bir atiye' ihtiyaç var. Günümüz de bir zamanlar bizden öncekiler için bir gelecek oluşturuyordu. Günümüzden de geleceğe yalnızca hatıralar kalacak. Bu belleğin kendi başına gerçekleşmediği, aksine her devirde yeniden kurgulanması ve yapılandırılması gerektiğini yeni yeni öğreniyoruz...