DÜŞÜNCE

Cemil Meriç'i Anarken

13 Haziran 2016

Ben kendisine gidişlerimde, bir gün olsun, gözüm gibi değer verdiğim Yönelişler dergisinden söz etmeyi bir haddi aşmak diye bildiğim için aklıma getirmemiştim. Bir gün bana durduk yerde. “Adnan bana yazmamı ne zaman teklif edeceksin“ dedi.  Ben “ne teklifi hocam?” diyerek işi bilmezliğe vurdum! “Hadi canım, dergi çıkardığını biliyoruz işte” diye sitemle takıldığında ense kökümden topuklarıma bir ter boşandı. “Hocam bu gençlerin çıkardığı bir dergi daha ziyade“ diyerek durumu kurtarmaya çalıştım. (O dönemde ben 27 yaşında idim)  Fakat üstadın karşısında bu ne acemi cevaptı! “Yani ben genç değil miyim?” diyerek gürleyen sesi beni yeni bir mazeret aramaya itti. “Hocam, bu dergi kendi halinde bir sanat, edebiyat dergisi” demez olaydım. Üstad, “Yani şimdi sen Balzac çevirmiş, sanat üzerine onca yazı yazmış bir insana sanat, edebiyattan anlamaz mısın demek istiyorsun?” dediğinde kekelemem artmaya başlamıştı. Belli ki üstad hazırcevaplığıyla bana takılmanın zevkini yaşamak istiyordu. Meseleyi sonunda tatlıya bağladık.

Üsküp Anavatan mı, Atavatan mı, Anne vatan mı, Bizim Coğrafyamız mı?

Tarih değişkendir. Ülkelerin sınırları savaşlar neticesi değişebilir. Bizler karşılıklı iyi ilişkiler muvacehesinde komşu ve dost ülkelerin siyasi sınırlarına saygı duyarız. Ama Rumeli’yi vatan yapanların mübarek naaşları, mezar taşları, türbeleri, abidevi tüm mimari eserlerimiz oralarda durdukça ve de en önemlisi orada kardeşlerimiz, akrabalarımız ve komşularımız var oldukça  bizim oralarla gönül bağımız, dostane ilişkilerimiz, ticari ve kültürel faaliyetlerimizin artarak devam etmesinden daha normal ne olabilir ki?

Gücün Erdeme Dönüşmesi

30 Mayıs 2016

21. asrın başlarında yaşadığımız şu günlerde tüm dünyamız erdemli ve insan merkezli yöneticilere her şeyden daha fazla ihtiyaç duymakta. Yarınından endişe eden, yarın nerede uyanacağını bilmeyen,  özgürlüğü ve mutluluğu ararken hangi denizde hayatının sonlanacağını bilmeyen, göreve giderken çocuklarıyla vedalaşan, geri dönüşünün olup olmayacağını bilmeyen binlerce, milyonlarca insan dünyanın her yerinde bilgisini ve gücünü erdeme dönüştürmüş imkan ve vicdan sahibi yöneticilerini aramakta.  

Siyasal İslam’dan İslamofobi’ye

26 Mayıs 2016

Diğer taraftan İslam dünyasında gelişen siyasal İslam söylemlerine baktığımızda yukarıda adı geçen üç önemli hareketin (İhvan, FIS ve Nahda) zaman içerisinde evrildiğini gözlemlemekteyiz. İhvan’ın bugünkü siyasal söylemlerinin, kurucusu Hasan el-Benna ile aynı çizgide olduğunu kimse iddia edemez. Aynı şekilde FIS daha radikal değişimler yaşadı. Nihayet ‘Arap Baharı’ tabir edilen olayların ardından iktidar ortağı olan Tunus’taki Nahda hareketinin lideri Raşid el-Gannuşi bu dönüşüm çizgisinin en somut örneğini geçtiğimiz hafta ortaya koydu.

Anlam Dünyamız ve Anneler Günü

11 Mayıs 2016

Çoğu kişi,  anneler gününü kültürümüze uygun görmüyor. Zira ne kadar çabalasak da, seküler dünyanın talep ettiği, hatta talebin ötesinde gizli-açık dönüştürmeye uğraştığı rasyonel insan olamıyoruz. Akılcı seçimleri ile her durumda kendi çıkarını kollayan ve maksimize etmeye çalışan rasyonel(!), bunu yaparken de kendinden başka kutsal tanımadığı için özgür(!) sayılan bireyi, aslında kültürel bünye bir türlü kabul edemiyor. Tabii iletişim teknolojisi marifetiyle  hızlanan, çeşitlenen ve yoğunluğu da giderek artan çıkarcı-bireycilik bombardımanını görmezden gelemeyiz.  Bu tür ‘rasyonel-özgür’ kişiliklerin sayısı giderek artıyor.

Kürt Meselesinin “Dışsallık” Açmazı

09 Mayıs 2016

Ünlü düşünür Ali Mazrui, “Afrika’da yaşanan savaşların rengi siyah ama bu savaşların kökleri beyazdır” diye özetlemiştir Afrika’nın makûs tarihini. Kıta’nın içinde bulunduğu sorunların kaynağını, kolonyalizm döneminden bugüne intikal eden mevcut mirasta aramamız gerektiğine işaret etmiştir. Bu noktadan hareketle, Türkiye’deki Kürt meselesi de benzer bir arka planı barındırmaktadır. Diğer bir ifadeyle, mevcut çatışmanın rengi Türk-Kürt gibi gösterilmeye çalışılsa da, esasında bu çatışmanın köklerinin dışarıda olduğu gerçeği ortalama bir okumayla bile ortaya çıkartılabilir. Lakin burada Kürt meselesine orantısız bir dışsallık atfedip, kendi içsel gerçekliklerinden mülhem handikapları göz ardı etmek değil mesele, bilakis gerçek içsel çözüme imkân vermeyen bu dışsallığın öncelikli olarak ortadan kaldırılmasının bir zaruret olduğunu göstermektir.

Mehmet Efendi Sadık (1905-1978)

30 Nisan 2016

2 Eylül 1947 tarihli ve 13/47 sayılı Makedonya Cumhuriyeti Savcılığı'nın iddianamesince başta Fettah Efendi Rauf olmak üzere Mehmed Efendi de hapse atılmıştır. Hapse atılanlar şunlardır: Fettah Efendi Rauf, Mehmed Efendi Sadik, Cemail Efendi Cemaili, Ferhat Efendi İbrahimi ve esnaftan Menduh Efendi Kazım ile Rıza Efendi Celadin.Dönemin rejimine göre bu şahısların hapse atılmalarının sebebi, ülkedeki asayişi ve huzuru bozmaları, devlete ve rejime karşı gelmeleridir. Bu iddiaların aslı astarı yoktur.

Modern Kutsalımız

29 Nisan 2016

Bir Georges Bataille çıktı Batıda; modernlikte mümkün olabilecek kutsallık biçimlerini aradı. Ona göre "aydınlanmış" bir medeniyetin merkezinde yaşanan faşizm olgusu modern kutsallıkta aranmalıydı. Dinsel tezahür biçimleri dünyevi şeylerle teması düzene sokan, saf ve kirli olan arasında kesin ayrımlar yaratan katı bir düzenlemeydi. Bataille”ye göre dindarlık, tüm zamanları aşan bir deneyimdir ve her farklı dönem kendi dindarlık biçimine sahiptir. Dinsel deneyimin sınırında, kutsal ve dindışı içerikler farksızlaşır ve zorlanmadan birbirine dönüşebilirler. Bu deneyim Bataille için "içsel deneyim" dir. Bu başlıkta kitabı da vardır. Batı batı diye eleştirenler, dönüp batıda neler konuşulmuş, yazılmış görselerdi, bugünkü halimizi yorumlayan Slovan Zizek”ten önce İslam Arşivlerini yazar, Bataille”den önce dindarların hayatından fışkıran edepsizlik ve ölçüsüzlüklerin altında ne var araştırırlardı.

Hikmet, İlahiyat ve Din Dili

26 Nisan 2016

Özelde ilahiyat eğitimi, genelde din eğitimi gündelik politikaların bir parçası olmaktan kurtarılmalıdır. İlahiyat fakülteleri, kuruluşu ve mantalitesi itibariyle yeni ve modern kurumlardır; dolayısıyla buradan beklenen, kanunun öngördüğü çerçevede dini tedrisatı sürdürecek öğretmen ve din hizmetlerini deruhte edecek nitelikli insanı yetiştirmektir. Böyle kurgulandığı içindir ki, istatistikî verilere bağlı bir gelişim süreci yaşamış; zaman zaman öğrenci sayısı artmış, zaman zaman da azaltılmış ve hatta kimi zaman durdurulmuştur. Bu gidişat, nitelikli ilahiyatçıyı yetiştirme çabasından ziyade ihtiyacı gidermeye odaklanmıştır. Şimdi artık gelinen bu noktada, hem ihtiyacı karşılayan ve hem de sosyal ve beşeri bilimlerin önünü açacak yetkin ilahiyatçıların –kelimenin tam anlamıyla âlimlerin- yetişmesine dönük çabaları ortaya koymak gerekiyor.

Bir Müslüman Commonwealth'i İçin Kuramsal Zemin

25 Nisan 2016

İran ile paslaşmalarımız şu ara pek revaçta olduğu için, “İslami Modernizm Olur mu?” sorusunu, ben de bu aralar gündemde tutmak istiyorum. Şeriati’nin Medeniyet ve Modernizm ile Shayegan’ın Yaralı Bilinç isimli kitabını öğrencilik yıllarımdan beri yan yana tutarım. Çünkü 80’li yılların sonlarında biz, S. Hüseyin Nasr ile Fazlur Rahman ekseninde, geleneksel – modern Müslüman saflarını birbirimize dayatırdık; "şeytan var mı, cennet kimin tekelinde, recm için kaç gram taş kullanılır, miraç nasıl oldu" gibi uçuk sorular bağlamında. Gündemle ilgili, çünkü eğer İran ile Türkiye asırlık kaprislerini aşmayı başarabilirlerse, gerçekten de, hem birey kapitalizmini tecessüm ettiren “Batı” hem de devlet kapitalizminin fedaisi Rusya dahil, yani modern siyasal blok’a karşı alternatif bir siyasal blok’un temelleri atılabilir.