DÜŞÜNCE

Anlam Dünyamız ve Anneler Günü

11 Mayıs 2016

Çoğu kişi,  anneler gününü kültürümüze uygun görmüyor. Zira ne kadar çabalasak da, seküler dünyanın talep ettiği, hatta talebin ötesinde gizli-açık dönüştürmeye uğraştığı rasyonel insan olamıyoruz. Akılcı seçimleri ile her durumda kendi çıkarını kollayan ve maksimize etmeye çalışan rasyonel(!), bunu yaparken de kendinden başka kutsal tanımadığı için özgür(!) sayılan bireyi, aslında kültürel bünye bir türlü kabul edemiyor. Tabii iletişim teknolojisi marifetiyle  hızlanan, çeşitlenen ve yoğunluğu da giderek artan çıkarcı-bireycilik bombardımanını görmezden gelemeyiz.  Bu tür ‘rasyonel-özgür’ kişiliklerin sayısı giderek artıyor.

Kürt Meselesinin “Dışsallık” Açmazı

09 Mayıs 2016

Ünlü düşünür Ali Mazrui, “Afrika’da yaşanan savaşların rengi siyah ama bu savaşların kökleri beyazdır” diye özetlemiştir Afrika’nın makûs tarihini. Kıta’nın içinde bulunduğu sorunların kaynağını, kolonyalizm döneminden bugüne intikal eden mevcut mirasta aramamız gerektiğine işaret etmiştir. Bu noktadan hareketle, Türkiye’deki Kürt meselesi de benzer bir arka planı barındırmaktadır. Diğer bir ifadeyle, mevcut çatışmanın rengi Türk-Kürt gibi gösterilmeye çalışılsa da, esasında bu çatışmanın köklerinin dışarıda olduğu gerçeği ortalama bir okumayla bile ortaya çıkartılabilir. Lakin burada Kürt meselesine orantısız bir dışsallık atfedip, kendi içsel gerçekliklerinden mülhem handikapları göz ardı etmek değil mesele, bilakis gerçek içsel çözüme imkân vermeyen bu dışsallığın öncelikli olarak ortadan kaldırılmasının bir zaruret olduğunu göstermektir.

Mehmet Efendi Sadık (1905-1978)

30 Nisan 2016

2 Eylül 1947 tarihli ve 13/47 sayılı Makedonya Cumhuriyeti Savcılığı'nın iddianamesince başta Fettah Efendi Rauf olmak üzere Mehmed Efendi de hapse atılmıştır. Hapse atılanlar şunlardır: Fettah Efendi Rauf, Mehmed Efendi Sadik, Cemail Efendi Cemaili, Ferhat Efendi İbrahimi ve esnaftan Menduh Efendi Kazım ile Rıza Efendi Celadin.Dönemin rejimine göre bu şahısların hapse atılmalarının sebebi, ülkedeki asayişi ve huzuru bozmaları, devlete ve rejime karşı gelmeleridir. Bu iddiaların aslı astarı yoktur.

Modern Kutsalımız

29 Nisan 2016

Bir Georges Bataille çıktı Batıda; modernlikte mümkün olabilecek kutsallık biçimlerini aradı. Ona göre "aydınlanmış" bir medeniyetin merkezinde yaşanan faşizm olgusu modern kutsallıkta aranmalıydı. Dinsel tezahür biçimleri dünyevi şeylerle teması düzene sokan, saf ve kirli olan arasında kesin ayrımlar yaratan katı bir düzenlemeydi. Bataille”ye göre dindarlık, tüm zamanları aşan bir deneyimdir ve her farklı dönem kendi dindarlık biçimine sahiptir. Dinsel deneyimin sınırında, kutsal ve dindışı içerikler farksızlaşır ve zorlanmadan birbirine dönüşebilirler. Bu deneyim Bataille için "içsel deneyim" dir. Bu başlıkta kitabı da vardır. Batı batı diye eleştirenler, dönüp batıda neler konuşulmuş, yazılmış görselerdi, bugünkü halimizi yorumlayan Slovan Zizek”ten önce İslam Arşivlerini yazar, Bataille”den önce dindarların hayatından fışkıran edepsizlik ve ölçüsüzlüklerin altında ne var araştırırlardı.

Hikmet, İlahiyat ve Din Dili

26 Nisan 2016

Özelde ilahiyat eğitimi, genelde din eğitimi gündelik politikaların bir parçası olmaktan kurtarılmalıdır. İlahiyat fakülteleri, kuruluşu ve mantalitesi itibariyle yeni ve modern kurumlardır; dolayısıyla buradan beklenen, kanunun öngördüğü çerçevede dini tedrisatı sürdürecek öğretmen ve din hizmetlerini deruhte edecek nitelikli insanı yetiştirmektir. Böyle kurgulandığı içindir ki, istatistikî verilere bağlı bir gelişim süreci yaşamış; zaman zaman öğrenci sayısı artmış, zaman zaman da azaltılmış ve hatta kimi zaman durdurulmuştur. Bu gidişat, nitelikli ilahiyatçıyı yetiştirme çabasından ziyade ihtiyacı gidermeye odaklanmıştır. Şimdi artık gelinen bu noktada, hem ihtiyacı karşılayan ve hem de sosyal ve beşeri bilimlerin önünü açacak yetkin ilahiyatçıların –kelimenin tam anlamıyla âlimlerin- yetişmesine dönük çabaları ortaya koymak gerekiyor.

Bir Müslüman Commonwealth'i İçin Kuramsal Zemin

25 Nisan 2016

İran ile paslaşmalarımız şu ara pek revaçta olduğu için, “İslami Modernizm Olur mu?” sorusunu, ben de bu aralar gündemde tutmak istiyorum. Şeriati’nin Medeniyet ve Modernizm ile Shayegan’ın Yaralı Bilinç isimli kitabını öğrencilik yıllarımdan beri yan yana tutarım. Çünkü 80’li yılların sonlarında biz, S. Hüseyin Nasr ile Fazlur Rahman ekseninde, geleneksel – modern Müslüman saflarını birbirimize dayatırdık; "şeytan var mı, cennet kimin tekelinde, recm için kaç gram taş kullanılır, miraç nasıl oldu" gibi uçuk sorular bağlamında. Gündemle ilgili, çünkü eğer İran ile Türkiye asırlık kaprislerini aşmayı başarabilirlerse, gerçekten de, hem birey kapitalizmini tecessüm ettiren “Batı” hem de devlet kapitalizminin fedaisi Rusya dahil, yani modern siyasal blok’a karşı alternatif bir siyasal blok’un temelleri atılabilir.

İslami Kesim ve Gazetecilik

24 Nisan 2016

Siyasetin eleştirel fikre, ancak muhalefet döneminde ihtiyacı olur. İktidar sonrası her ilişki biat ilişkisi çerçevesinde şekillenir. 2000’li yıllarda da bu konuda farklı bir yaklaşım gözükmüyor. Gerek siyasi iktidarın gerek cemaat yapılarının gazetecilik anlayışları iç asabiyet güdüsünde kurgulandı.  Biat etmeyenin tasfiyesi, islami kesimin güç algısı döneminde daha da acımasız oldu. Bu dönemde de,  hiçbir inanç ve sözün sınavdan geçmeden sağlamasının yapılamayacağı düşüncesini pekiştiren pek çok örnekleri  gördük.Bu olgu da Türkiye’de cemaat ve siyaset mantığının sorgulanması gerekliliğinin bir kez daha altını çizmiş oluyor.

Selam Bodriyar

20 Nisan 2016

Sırası değil şimdi Ortadoğu’da, Uzakdoğu’da, Yakındoğu’da, Afrika’da ne haltlar yediğinizi sorgulamak. Ama samimi bir soru soracağım; Sence şu an Irak’ta, Suriye’de, Libya’da daha birçok yerde yaşanan modernizm mi yoksa post modernizm mi? Simulakr mı, yoksa kanlı canlı bir zulüm mü? Bana ne mi diyorsun? Öyle ya sana ne. Ama şükret ki karşında ben varım, ya Ayhan Yıldırım ya da İhsan Töre olaydı, seni felsefe manyağı, Selamet Soysal da yorum manyağı yapardı, Hüseyin Yavaş aforizmalarıyla nevrini döndürürdü. Ben halim selim bir insanım, hırpalamaktan hoşlanmam 

Ömer Dinçer'in Göremediği

19 Nisan 2016

Prof. Dr. Ömer Dinçer'in “Türkiye'de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?” ismini verdiği kitabını heyecanla okudum. Ömer Dinçer, Başbakan başmüşavirliği, Başbakanlık müsteşarlığı, milletvekilliği ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı gibi çok önemli görevlerde bulunmuş, hem önemli hem de değerli bir isim. Ülkemizde nitelikli, kalbur üstü yöneticilerin ancak bir kısmı aktif çalışma hayatlarında yaşadıkları tecrübeleri kaleme alıp kitaplaştırıyorlar. Bu tür kitaplar genellikle enteresan ve eğlenceli hatıraları yâd etmek, kayda geçirmek maksadıyla yazılmış oluyorlar. Dinçer'in kitabının başlığını görünce belki bu sefer geçmiş zamanların acı-tatlı hatıralarını değil de “alınan dersleri” gelecek nesiller için kayıt altına almaya çalışan bir devlet adamıyla karşı karşıya olabiliriz diye aklımdan geçirmiştim.

 

Doğrusu kitap beklentilerimi pek de boşa çıkartmadı.

Önden Gidenler ve Avrupa'daki Müslüman Algısı

18 Nisan 2016

2014’te gittiğim Strasbourg’ta bir alt geçitte, duvarda şöyle bir yazı görmüştüm. “L'islam est la mort” (İslâm ölümdür) Avrupa’da İslâmiyet’in terörle yan yana getirilmesi Batı medeniyetinin kodlarında var olan hırsızlıkla ilgilidir: Bir asır önce İslâm ülkelerinin kaynaklarını çalmayı hedefine koydu. Savaşlar çıkardı ve işgallere başladı. Bir bir işgal ettiği ülkelerdeki yerlileri zincire vurdu ve zenginlik kaynaklarını (altınlarını, petrollerini, kütüphanelerini) talan etti; ülkesine taşıdı. Son iki yüz yılda Batının öldürdüğü veya öldürülmesine zemin hazırladığı savaşlarda ölen Müslüman sayısı 5 milyonun üzerindedir. Batı, işgal topraklarında Müslümanların varlıklarının en hassas bölgelerini acıttı, onurlarını kanırttı. Yavuz hırsızlar, zamanla, bu topraklardaki haydut varlığını korumak için önce Usame bin Ladin gibi uç figürler, Işid ve Taliban gibi karanlık örgütler üretti; onları besledi,