DÜŞÜNCE

Bir Kandil muhasebesi...

30 Kasım 2017

Gençler artık hayatın dışına çıkmak değil, içinde kalıp 'kariyer' yapmak peşindeler. Kısaca, hayatı yaşamak istiyorlar. Çocuklarımızı başarı atına bindirip yarıştan yarışa koşturan kafalar, kalkınmanın ve ilerlemenin elitsiz gerçekleşmediğini - hiç kuşkunuz olmasın - er ya da geç anlayacaktır. Siyasilerin verdiği sözler rüzgarda uçuşan yapraklara benzemeye başladı. Yenilik, çağdaşlık, ilerlemek kimsenin umurunda değil artık. 

Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 3

21 Kasım 2017

Erbakan, iktidarda kalabilmek için 28 Şubat kararlarının altına imza atmakla kalmadı; kendisini en büyük anti-siyonist gibi pazarlayan politikasını yerle yeksan edecek şekilde, İsrail'le Güvenlik İş Birliği Protokolü'nü ve idare çarklarına keyfî bir biçimde asker vatmanların el koymasına kapı aralayan 9 Ocak Kriz Yönetimi Yönetmeliği'ni de imzaladı. Partileri kapatılan yenilikçiler, AK Parti'de yeniden organize olarak -iktidarını konsolide ettikten sonra Tayyip Erdoğan'ın bizzat ifade ettiği üzere- "Millî Görüş gömleğini çıkararak" siyasete devam edebildiler. İslâmî bir geçmişe dayanan bir parti, yabancı sermayeyi ve aslında sıcak para akışını “paranın dini-imanı olmadığını” deklare ederek selamladı.

Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 2

21 Kasım 2017

Cumhuriyetçiler, bu "masum halkın" kandırılmaya müsait, cahil, cahil olduğu için de "safiyâne dinî duygular besleyen", bu duygularının istismar edildiğini anlamaktan aciz, aslında "eğitilebilir", ama eğitimsiz olduğu için "zavallı", bir eğitilebilse artık gerçeği kavrayıp doğru karar verebildiğinde demokrasiyi de hak edecek bir kitle oluşturduğu kanaatindedir. Bu bakış açısı, esasen halkı "cezâî ehliyeti bulunmayan" bir "nesne insanlar yığını" olarak gördüğü için asıl suçluyu daima bu masum kitleyi "süflî iktidar hırslarıyla" baştan çıkarıp "Cumhuriyet'in kazanımlarını hiçe sayacak" şekilde emellerine alet edenler [yani ikinci cenah'ın politik aktörleri] olarak teşhis eder.

Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 1

21 Kasım 2017

Öncelikle, bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Madem ki elimizde "istenmeyen gelişmeler" biçiminde tarif edilmiş bir cürüm vardır; bu cürmün failleri de "suçlu" olduklarına göre bütün "kolektif suç kovuşturmaları"nda en hassas mesele, "mağdur/masum/ilgisiz/habersiz" olanları ayıklayıp suçta dahli olabileceklerin öne çıkartılmasıdır. Bu, adaletin de bir gereğidir.

Fikir Coğrafyası Sohbetleri - II

15 Kasım 2017

Çağdaş düşünürlerin hiçbiri, Ludwig Wittgenstein(1889-1951) kadar vurgulayıcı biçimde Tanrı hakkında sorular sormamıştır. Dini 'zor ama mümkün' bir olgu olarak kabul eder. İlk eseri Tractatus'da ''dil ancak vakiaları tanımlar'' demiş ama ortada bir sorun olduğunu da görmüştür:

Bir taraftan, eğer bir dilin yalnızca gerçekleri tanımlayabileceği düşünülürse, diğer taraftan ahlakın, gerçekleri tamamen aşan mutlak bir şey olduğuna da inanmak gerekir ki bu iki şeyi bir araya getirmek mümkün olmaz. Bu arkaplanda şu itirafta bulunur: "Ben dindar bir insan değilim, ancak her sorunu dini açıdan görmek [değerlendirmek] zorundayım."

Faizin Anlamı - IV

10 Kasım 2017

Faizin insanların özgürlüklerini, devletlerin de vazgeçilmezi olan bağımsızlıklarını örselediğini göz ardı etmemek gerekir. Zira bireysel olarak alınan kredilerin geri ödenmesi malvarlığınızla ilgili tasarruflarınızı sınırlandırmanın (ipotek) yanında, birçok kişi bakımından hayat planlamasının borcun ve faizin geri ödenmesine göre yapılması, aksi halde bütün malvarlığını kaybetme (haciz) riski ile karşı karşıya kalınması kişi bakımından vazgeçilmez hatta kutsal olan özgürlüğü bloke etmektedir.

Tercüme Davamız

09 Kasım 2017

Madem münekkitlerimiz sayıca az yahut yetersiz, hiç olmazsa hocalarımız bu berbat çevirileri talebelerine okutmayı reddetseler keşke. En vazgeçilmez, en olmazsa olmaz metinleri tespit etseler de oturup kendileri çevirseler.

Bir yandan da yeni bir “Tercüme Odası” yahut “Tercüme Heyeti” kurulması da düşünülebilir. Mesela âtıl Türk Dil Kurumumuz böyle bir çalışmayı başlatabilir. Akademiyle iş birliğine gidilip acilen tercüme edilmesi gereken kitapların bir listesi oluşturulabilir. Akademide yahut serbest piyasada temayüz etmiş, Türkçesi sağlam kişileri tespit ederek “muayene ve kabul” heyetleri teşkil edilebilir. Bu heyetler sadece yeni tercümeleri değil daha önce yapılmış tercümeleri de inceleyip notlandırabilirler. Bu heyetin “kabul edilemez” bulduğu kötü çeviriler -gerekçeleriyle- ifşa edilebilir. Çevirileri kabul edilemez bulunan kitaplar da yeniden çevrilecek kitaplar listesine dahil edilerek ilan edilebilir.

Kötüye kötü diyemezsek iyiye ulaşamayız.

Realiteyle Hakikat Arasında İkiyüzlü İnsan

Ali K. Metin
08 Kasım 2017

Realiteyle yüzleşmeye niyetimiz ve cesaretimiz var mı bilemeyiz. Fakat şu bir gerçek: Hakikat ehli olmak için gereken çaba, dikkat ve cesareti nadir sayıdaki insan gösterebilmektedir. Burada kastedilen şey hakikati söylemek değil. Bu da yine ayrı bir ahlak meselesi. Fakat demek istediğimiz husus bizatihi hakikati anlama ve yaşama konusundaki cehdimiz yani dürüstlüğümüzle ilgili. Bu noktada hakikat diye bir derdimizin olduğu, daha doğrusu bu derdin bizi biz yapan bir şey olduğu iddiası kabule şayan olmaktan uzak. Nitekim hakikat arayışını sürdürmek bile çoğumuzun altından kalkamayacağı bir yükü omuzlamak, bir bedeli göğüslemek anlamına geliyor. Böyle bir takati göstermenin yolu çoğunluk için ancak sosyal, kültürel motivasyonu sağlamaktan geçiyor.

Arap Aklı ve Yeni Gelecek

29 Ekim 2017

2025 yılında bitirilmesi düşünülen 'Neom' şehrinde insandan çok robotların 'yaşayacağı' söyleniyor. Bu arada 'Sophia' isimli bayan bir robotun Suudi Arabistan vatandaşlığına kabul edildiğini hatırlatalım! Kendi kendine yürüyen arabalar, İHA ile ulaştırılacak posta hizmetleri, yenilenebilir enerji ile şehri ışıklandırmak dahil unutulan hiç bir şey yok. Batı aklının ürettiği 'futurizm' cereyanı her yönüyle ve her boyutuyla mevcut: Biyoteknoloji, IT, Medya... Kısaca, çölün ortasına postmodern bir mega-kent dikilecek. Devasa projenin başına geçirilen şahsı tanıyoruz. Alman teknoloji devi Siemens'in eski şefi Klaus Kleinfeld. Büyük olasılıkla şehir planlamacıları da Almanya menşeli olacaktır.