Güç, başka bir güçle sınırlanmadıkça iyi olmaz. Dünyayı daha iyi bir yer yapmanın yolu iyi insanları iktidara taşımak değil, iktidarı iyi insanların vicdanına muhtaç etmeyecek kurumlar kurmaktır.
Güç, kendini çıplak göstermez. Bir "Güç Perdesi" arkasına saklanır. Dil, hukuk ve gündemle ördüğü bir perdenin ardına saklanır. Egemen odaklar suçlarını "barış operasyonu", "kamu yararı" veya "güvenlik tedbiri" gibi süslü kelimelerle örter; hukuku kendi çıkarlarına uygun olarak eğip büker ve dikkatimizi başka yöne çekerler
Anti-emperyalist anlatı, zamanla başlangıçtaki “özgürleştirici” iddiasından uzaklaşmış, otoriter rejimlerin başarısızlıklarına mazeret üretme mekanizmasına ve jeopolitik rekabetin araçsallaştırılmış bir söylemine dönüşmüştür. Kolonyalizm anlatısı açıklama gücünü bugün artık önemli ölçüde yitirmiş bir paradigma olarak değerlendirilmelidir.
Hayek'in "fatal conceit" (ölümcül kibir) kavramı, modern siyasetin belki de en az konuşulan ama en sık tekrarlanan hatasını tarif eder: İnsan aklının, kendi sınırlarını unutup toplumu bütünüyle tasarlayabileceğine inanması. Bu, sadece bir yönetim hatası değil, epistemolojik bir yanılgıdır.
“Yeni İttihatçılığı Anlama Kılavuzu” başlığıyla gerçekleştirilen uzun YouTube programdan hareketle hazırlanan bu metinde "Yeni İttihatçılık" kavramı beş ana eksen etrafında tanımlanıyor: Benlik, Kimlik, Vatandaşlık, Devlet ve Batı/Dünya. Böylece Yeni İttihatçılığı, hem bugünkü siyasal düzeni hem de Türkiye’nin yön arayışını anlamaya yarayan bütünlüklü bir okuma olarak tartışmaya açıyoruz.
‘Ben emir kuluyum sadece emre uydum’ diyerek ortadan kaldırmak mümkün değildir. İşte bu nedenle bürokrasinin ihtiyacı, koşulsuz itaat değil; sorumluluk alan, itiraz kültürünü de barındıran hukuka ve adalete bağlı bir düzendir; güce yakın olmanın değil; doğruluğa ve dürüstlüğe yakın olmanın yükselme ölçüsü kabul edilmesidir.
Show business kavramı Türkçeye "gösteri dünyası" şeklinde çevrilmiştir. Sözlük anlamı itibarıyla aslında “gösterme işi” demektir. Bu yazıda gösteri dünyasının kalabalıklar üzerindeki etkisinin, özellikle bu toplumda hayatı nasıl bir "gösteriye" ve "performansa" dönüştürdüğü üzerinde durulacaktır.
Son üç yüzyılda Batı’da son iki yüz yılda bizde modernizm düşünme, anlama, inanma, bilme hülasa yaşam biçimlerini kökten sarsmış ve değiştirmiştir. Modern toplumlarda ve modernleşmeye çalışan toplumlarda gelişmeleri de bozulmaları da bu noktadan anlamak gerekir. Aksi halde meselelere dair tespitler hatalı olacak dolayısıyla çözüme dair yaklaşımlar da hiçbir sonuca ulaşamayacaktır.
Mevcut yönetimlere karşı olanların hatta taraftar olanların kendi toplumlarına yönelik acımasız eleştirileri bizim toplumumuza özgü değil, modern toplumlara özgü bir sorundur.
İnsan, kendisine ait olmayan büyük bir hafızanın içine doğar. Bu hafıza, tek tek insanların hatıralarının toplamı değildir; nesiller boyunca biriken ortak tecrübelerin, inançların, sembollerin ve anlamların oluşturduğu toplumsal bellektir. Dil, din, tarih, hukuk, gelenek, sanat ve ortak acılar bu belleğin taşıyıcılarıdır.