Mısır’ın Menderesi: Muhammed Mürsi

17 Haziran 2020

 

“Değildir şîr-der-zencîre töhmet, acz-i ikdâmı

Image

Felekde baht utansın bî-nasîb erbâb-ı himmetten”

Namık Kemal , Hürriyet Kasidesi

 

Mısır’ın seçimle gelen ve darbeyle bir yıl sonra görevinden uzaklaştırılan istisnai cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi’nin mahkeme salonunda geçirdiği kalp krizi sonucu vefatının sene-i devriyesi bugün. 17 Haziran 2019’da 67 yaşındayken ölen Mürsi’nin 24 yaşındaki küçük oğlu Abdullah’ın da aynı yılın Eylül ayında yine kalp krizinden hayatını kaybettiği ettiği açıklanmıştı. 2019 yılı Mürsi ailesi için “senetü’l-hazen” (hüzün yılı) oldu. Böyledir hayat, sihâm-ı kaza bâran misali elem yağdırır bir zaman.

16 Haziran 2020 akşamı el-Cezira televizyon kanalına telefonla bağlanan Muhammed Mürsi’nin kardeşi Said Mürsi, yeğeni Abdullah’ın da babası gibi rejim tarafından öldürüldüğünü söyledi. Sunucunun “Mürsi’nin ailesine baskı yapılıyor mu?” sorusuna karşılık Said Mürsi “Siz hangi baskıdan söz ediyorsunuz? Ahmet halen hapiste ve Abdullah şehit edildi” cevabını verdi. Babası 3 Temmuz 2013’te askeri müdahale ile cumhurbaşkanlığı görevinden uzaklaştırıldıktan sonra, hapis yattığı 6 yıl boyunca oğlu Abdullah babasının ve ailenin sözcüsü konumuna gelmişti. Evli ve beş çocuklu Abdullah Mürsi, babasını kaybedince şöyle demişti:

“Sen toprağa girince babacığım

Kalbim birlikte gömüldü seninle

Sadrım şifa bulmaz,

Rûh-i meksûrem iyileşmez

Hüznüm zail olmaz kavuşmadıkça sana

Senin yolunda, senin uğrunda yok olmadıkça

Bende yaşamak namına ne bir arzu ne bir heves kaldı

Kalbim seninle birlikte gömüldü toprağa”

 

Zincire vurulmuş aslan

Mürsi’nin hikâyesi Adem’in oğlu Habil’in hikâyesine ne çok benziyor…

Muhalifleri bile Muhammed Mürsi’yi “Müslüman Kardeşler’in gülen yüzü” olarak tanımlıyordu. Cumhurbaşkanlığı döneminde Mısır lehçesiyle “Mürsi, sera’al kursi” (Mürsi koltuğu çaldı) diyenler dahi “aslında Mürsi’nin iyi bir seçim olduğunu; ancak perde arkasından İhvan’ın ülkeyi yönettiğini, bunun da Mısır’ı felakete sürükleyeceğini” iddia ediyorlardı. İttihadiye Sarayı hadiseleri olarak tarihe geçen olaylar sırasında saraydan çıkan Cumhurbaşkanı’nın aracının üzerine atlayarak protesto eden şahıs bile “Mürsi’nin Amerikan işbirlikçisi İhvan tarafından kullanıldığını, yoksa kötü biri olmadığını” söylüyordu.

Muhammed Mürsi, İhvan’ın kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisi’nin (HAP) başına cemaat yönetimi tarafından atandı. Cumhurbaşkanlığı adaylığı da yine cemaatin ve İhvan dışındaki birçok İslami yapının tensibiyle gerçekleşti. Devrik başkan Mübarek’in son başbakanı Ahmed Şefik’le yarıştığı ikinci turda Mısır Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Seçimin iki turu arasında o sırada ülkeyi yönetmekte olan Yüksek Askeri Konsey (YAK) Cumhurbaşkanının yetkilerini belirleyen (azaltan) bir kararname yayımladı. Mürsi bu yeni kararnameye göre devleti yönetecekti. Davul Mürsi’nin boynuna asılmıştı ama tokmak kimin elinde olacaktı? Asıl kavga bu konuda yaşandı. Askerler, elbette ülke yönetimini kimseye bırakmaya, hatta kimseyi yönetime ortak etmeye bile razı olamazlardı.

Topu topu 1 yıl cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Muhammed Mürsi her yönden kuşatılmıştı. Asker, medya, sermaye ve evet dış güçler… Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Birleşik Devletler namına operasyonu yürüttü. Bu bölgesel kuşatmayı yarmak amacıyla Mürsi’nin Katar ve Hamas’la kurduğu ilişkiler ise ileride “casusluk”tan yargılanmasına yol açacaktı. Mısır’da medya Mürsi’yi daima karaladı, onun açıklarını aradı. Geçenlerde bir Mısır televizyoncusu Donald Trump’ın medya ile kavgasını halka anlatabilmek için “Medya Trump’a aynen bizim Mürsi’ye davrandığımız gibi davranıyor, hep açıklarını arıyor” dedi.

Mısır’da sadece politika değil ekonomi de ordunun elindedir. Ordu bu gücünü de kullanarak Mürsi döneminde ülkede akaryakıt, temel gıda gibi konularda kıtlık yaşanmasına yol açtı. Bütçede temizliğe ayrılan ödenek yetersiz olduğundan gönüllülerden oluşan ekiplerle Kahire’yi temizleyen Cumhurbaşkanı’nın çabalarını boşa çıkarmak amacıyla askeri kamyonlar temizlenmiş yerlere çöp döktüler.

Asker, İhvan muhaliflerinin sahaya inmesini teşvik etti. Temerrüd (direniş) adı altında organize olan muhalif hareketler konsorsiyumu önce Mürsi karşıtı imza kampanyası düzenlediler. Sonra kapı kapı, köy köy dolaşarak aylar boyunca Mürsi aleyhtarı büyük bir gösteri planladılar. Muhammed Mürsi’nin cumhurbaşkanlığı yemini ederek görevine başladığı 30 Haziran 2012’nin sene-i devriyesinde “onu oradan indirme”ye yemin etmişlerdi. “İrhal” (çek git!), “li-yaskut hukmu’l-İhvan” (İhvan yönetimi düşsün!) gibi sloganlarla Haziran ayının sonlarına doğru Tahrir Meydanı’nda toplaşan göstericiler arasında Temerrüd dışında bireysel muhalifler, politik muhalifler, İslamcı muhalifler de vardı.

Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi 27 Haziran günü bir konuşma yaptı. Taleplerin aksine ne istifa etti ne de erken seçim tarihi verdi. Bunun yerine kapsamlı bir ekonomik program açıkladı. Bilahare darbeciler sözkonusu programı harfiyen uygulayacaktı. Anlaşılan Mısır Cumhurbaşkanı Türkiye’nin “Diren Mürsi!” telkinine kulak vermişti. Sonunda, kendi tayin etmiş olduğu General Abdulfettah es-Sisi, Cumhurbaşkanının önüne erken seçimi de içeren bir yol haritası koyduğunda Mürsi, “kendisinin seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı olduğunu, görev süresini dolduracağını” belirterek direndi. Mürsi’nin direnişi 48 saat sürdü. Cumhurbaşkanının tutuklanarak “bilinmeyen bir yere” götürülmesi üzerine Kahire’deki Rabia ve İskenderiye’deki Nahda meydanlarında direniş kampları kuruldu. Yaklaşık bir buçuk ay sonra 14 Ağustos’ta ordunun müdahalesiyle sivil ve barışçı direniş kırıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün “modern dönemde Mısır’da yaşanan en büyük katliam” olarak nitelediği müdahale sırasında en az 800 sivil kendi ordusunun askerleri tarafından katledildi.

Altı yıl hücre hapsinde tutulan Mürsi, mahkemeye getirildiği her defasında kendisinin meşru, seçilmiş Cumhurbaşkanı olduğunu, mahkemenin kendisini yargılama yetkisinin bulunmadığını söylediği için, ona demir parmaklıklar ardında bir de ses geçirmeyen, camdan kafes yaptılar.

Mürsi bir defasında kendi halkına seslenerek “Aslanlarınızı öldürmeyin, sonra çakallar size musallat olur” demişti. Aslan, kafeste de olsa kükremeye devam edecekti.

Hürriyet Kasidesi’nde ne demişti Namık Kemal: “İleriye atılamaması zincire vurulmuş bir aslanın suçu değildir / Güç, kuvvet ve ideal sahiplerinin nasipsizliğinden talih utansın.”

Mısır’ın Menderesi

Mısır’la ilgili bir suale muhatap olduğumda genellikle kısa yoldan Türkiye’ye benzeterek cevap vermeyi yeğlerim. Geçen gün Paris’ten Mustafa Can kardeşim mesaj atarak Ferac Fude hakkında çok kısa bilgi vermemi istediğinde mesela, “Mısır’ın Uğur Mumcusu” deyiverdim. Kasım Emin’i sorarlarsa Mısır’ın Abdullah Cevdet’i derim; Fehmi Hüveydi için Mısır’ın Fehmi Koru’su demişimdir.

Elbette teşbihte hata olmamak olmaz. Mürsi’yi de henüz iş başındayken, darbeden bir buçuk ay önce Menderes’e benzetmiştim. İstanbul’u ziyaret eden Mısırlı laik muhalif bir aydın “Tahrir’de düzenlenecek büyük gösteri için hazırlıkların devam ettiğini, arkadaşlarından aldığı haberlere göre ordunun da göstericilere yeşil ışık yaktığını” söylemişti. Ben de ona “Sizin tek çareniz Mürsi; askerler sizi figüran olarak kullanır, sonra sizi de safdışı bırakırlar” demiştim. Her şeye rağmen, demokrasinin ayakta kalması uğruna Mürsi’yi seçilmiş olduğu o koltukta tutmalısınız; yoksa onun sonu Adnan Menderes gibi olur, sizin demokrasi treniniz de 40 yıl rötar yapar dedim. Saatler boyunca konuştuk. Türkiye’nin İhtilaller ve darbeler tarihini özetledim, Turgut Özal’ın şüpheli ölümünden söz ettim. Sonunda arkadaşım, “Ben ikna oldum; ancak bunu Mısır’da kimsenin anlaması mümkün değil; siz demokratikleşme uğruna bir başbakanı bir cumhurbaşkanını feda etmişsiniz; aynı süreçleri biz de yaşayarak ancak öğrenebiliriz” cevabını vermişti.

Toplumların dönüşümü kolay olmaz. Çünkü değişim yeni bir dip dalgası olarak gelir; bu dalgayı okuyamayan veya tehlike olarak algılayan kimi elitler kurulu düzeni muhafaza etmeye çalışırlar.

Fransa’da General  Charles de Gaulle, kendisini göreve davet eden Cezayir Birlikleri Kumandanı General Raoul Salan’la anlaşmazlığa düştü. Bir kez suikast, birkaç kez askeri darbe teşebbüsü vaki oldu. Sonunda sömürgeler çağının kapandığını anlayan De Gaulle kazandı. De Gaulle öldürülseydi bile Cezayir bir şekilde bağımsızlığını kazanacaktı. Bir milyon şehit yerine belki iki milyon şehit gerekecekti…

Birleşik Devletler’de Abraham Lincoln ile Jefferson Davis arasındaki meşhur ihtilafın kazanan tarafı da kölelik çağının kapandığını anlayan Lincoln olmuştu.

Nitekim Türkiye’de de 1946 seçimlerini “açık oy gizli tasnif” yöntemiyle kazanan İsmet İnönü çok partili demokrasiyi sindirememişti. İktidardan düşünce de hükümetin yaptığı her şeye karşı çıkmayı muhalefet tarzı olarak belirleyecekti. Sorun değişim dalgasının üstüne binmeyi başaran Menderes ile bu dalgadan ürken İnönü arasındaydı. Ordunun 1960’da yaptığı ihtilal ve Menderes’in asılması iktidarın doğal yollardan, kendi iç dinamikleriyle el değiştirmesini engellemiş oldu.

2011 ayaklanmaları Arap dünyasında bireyin uyanışının, vatandaşın sahaya inişinin dışavurumu oldu. Sömürge sonrası dönem artık kapandı, halkın ekonomiye ve politikaya doğrudan müdahil olmayı talep ettiği yeni bir dönem açıldı.

Umarım ben de görürüm; ama benim çocuklarım Mısır’a gittiklerinde itibarı iade edilmiş, Mısır’ın ilk sivil Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi’nin mezarını ve hemen yanına inşa edilecek 25 Ocak 2011 devrimini, 3 Temmuz 2013 askeri müdahalesini ve 23 Temmuz 1952 düzeninin değişerek ülkenin normalleşmesini belgeleyen bir hafıza merkezini ziyaret edeceklerdir. Çünkü tarihin akışı tersine çevrilemez, zaman zaman askıya alınsa bile adalet yerini bulur.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.