Siyasal Yapılar Senkron Tablosu - 2. Bölüm

18 Şubat 2026

SYST: Türkiye Siyasetini Okumak İçin Yeni Bir Navigasyon

Yazımızın ikinci ve son bölümüne geçmeden “Sağ Aslında Sol mu? Türkiye’de Siyasal Kavramların Büyük Düğümü” başlıklı ilk yazımızı kısaca hatırlayalım:

Öncelikle sağ ve sol kavramlarının, Fransız İhtilali sonrası meclisteki basit bir oturuş düzeninden doğduğunu, zamanla sağın statükoyu, solun ise değişimi temsil eden tarihsel bir adlandırmaya dönüştüğünü inceledik. İkinci olarak birçok dilde “sağ” kelimesinin doğruluk ve beceriyle, “sol” kelimesinin ise uğursuzluk ve sakarlıkla ilişkilendirilmesinin siyasal algılar üzerindeki etkisine değindik. Üçüncü olarak İdris Küçükömer’in meşhur tezi üzerinden, Türkiye’de solun “bürokratik seçkinci”, sağın ise “çevreyi merkeze taşıyan halkçı” bir işlev üstlenerek Batıdaki klasik tanımları nasıl tersine çevirdiğini ele aldık. Son olarak fötr şapka ve kasketin sosyolojik ayrımından, demokrasinin Türkiye’de nasıl bir “muhalefet ideolojisi” olarak işlediğine ve iktidar-muhalefet döngüsünde siyasal dilin nasıl simetrik olarak yer değiştirdiğine baktık.

***

Devam edelim. Türkiye’de siyaset, sadece sağ-sol doğrusu üzerine dizilen basit bir hat değildir dedik. İsimler, amblemler ve liderler değişse de, bu aktörlerin kitlelere ulaşmak için kullandıkları haklılık gerekçeleri belirli havuzlarda toplanır. Eğer Türk siyasetindeki o bitmek bilmeyen gerilimleri, ani ittifakları ve seçmen tercihlerindeki kaymaları anlamak istiyorsak; partilerin tabelalarına değil, kullandıkları kavram setlerine bakmamız gerekir. İşte bu noktada, tek boyutlu cetvellerin ölçemediği bu çok boyutlu hareketi anlamlandırmak için yeni bir okuma disiplinine ihtiyacımız var. 

Şimdi, bu karmaşık yapıyı anlamlandırmak için önerdiğimiz çok eksenli yeni modele; Siyasal Yapılar Senkron Tablosu’na (SYST) odaklanıyoruz.

Image
Siyasal Yapılar Senkron Tablosu (SYST)

 

Sekiz Meşruiyet Sözlüğü: Pizza Dilimi Değil, Gerilim Haritası

Siyasal Yapılar Senkron Tablosunun (SYST) iddiası tam burada başlar. Türkiye siyasetini parti isimleriyle değil, siyasetin sahada kurduğu meşruiyet dilleriyle okumak daha kalıcı olacaktır. Çünkü isimler eskir, fakat meşruiyet dilleri ve bu dillerin oluşturduğu gerilim hatları uzun ömürlüdür. SYST bu yüzden bir parti haritası değil; siyasal alanı taşıyan sekiz sözlüğün görselleştirilmiş bir şemasıdır. Bu sözlükler birbirini dışlamaz; çoğu zaman birleşir, çatışır, iç içe geçer. Şeklin amacı da tam olarak bu birleşim ve çatışmaları, tek bakışta görünür kılmaktır. (Sözlük kelimesi, siyasetin kendini haklılaştırmak için başvurduğu kavramlar ve meşruiyet cephaneliği anlamında kullanılmıştır).

Buradaki yaklaşım, ideolojiyi bir doktrinler bütünü olarak değil, siyasetin günlük işleyişinde meşruiyet üretme ve kitleleri mobilize etme aracı olarak ele alır. Bir aktörün ne söylediği kadar, hangi kelime alanından söylediği önemlidir. Aynı cümle, farklı bir sözlük içinde kurulduğunda başka bir anlam üretir. Aynı aktör, farklı dönemlerde farklı sözlükleri büyütüp küçültebilir. Bu nedenle SYST “etiket yapıştırma” tablosu değil, “okuma disiplini” tablosudur. Her dilim, iyi-kötü gibi ahlaki bir sınıflama değil, siyasetin başvurduğu büyük bir sözlüktür: 

Yerel\ Korumacı Milliyetçilik: “Önce sınır, önce güvenlik; içeride birlik, dışarıda tam direnç!” Egemenlik, sınır, tehdit, savunma, biz-onlar ayrımı, içeride birlik ve dışarıda direnç vurgusu. Siyasetin, bir korunma ve kuşatma çerçevesinde kurulduğu alandır. Bu alan toplumsal mobilizasyonu, aidiyet ve güvenlik üzerinden üretir.

Yerel\ Maneviyat-Muhafazakârlık: “Değerlerimizle varız; ailemizi, geleneğimizi ve inancımızı koruyacağız!” Dinî ve manevi referanslar, gelenek, aile, ahlak, toplumsal süreklilik. “Yerli” hayat tarzı. Bu sözlükte siyasal meşruiyetin ana kaynağı kültürel normlar ve değerlerdir. Siyasetin görevi düzeni değil, değerleri korumak olarak çerçevelenebilir.

Global\ Kozmopolit Modernizm: “Yüzümüz geleceğe dönük; akılla, bilimle ve çağdaş değerlerle yükseleceğiz!” Modern yurttaşlık, laiklik, sekülerlik, bilim ve akıl vurgusu, evrensel yaşam tarzı, kültürel kozmopolitlik. Bu siyaset dili, meşruiyeti çağdaşlık ve modernleşme üzerinden ele alır. Toplumsal dönüşüm hedefleriyle kolay birleşir.

Global\ Küresel Entegrasyon: “Dünya ile uyumlu, dünya ile konuşan bir Türkiye!” Normlar ve standartlar, uluslararası uyum, kurumsal entegrasyon, dış dünyayla eklemlenme. Bu sözlük, siyaseti dünya ile uyum ve kurum inşası üzerinden meşrulaştırır. Bürokratik, hatta teknokratik bir ton taşıyabilir. 

Liberal\ Demokratik Liberalizm: “Güçlü devlet değil, güçlü hukuk!” Hukuk devleti, haklar, çoğulculuk, denetim, şeffaflık, kurumsal fren-denge. Bu dilin meşruiyet kaynağı sınırlı iktidardır. Devletin değil, hukukun ve kuralın üstünlüğünü vurgular.

Liberal\ Serbest Piyasacılık: “Bırakın yapsınlar, Türkiye kazansın!” Rekabet, girişimcilik, piyasa serbestisi, büyüme, yatırım, pragmatik iktisat. Burada meşruiyetin kaynağı, refah üretme kapasitesidir. İşleyen ekonomi siyasal haklılığın temel dayanaklarından biri olarak ele alınır.

Devletçilik\ Kamucu Ekonomizm: “Kalkınma kamudan başlar!” Planlama, kamu yatırımı, stratejik sektörler, devlet kapasitesi, piyasanın sınırları. Bu siyaset dilinde meşruiyet, kalkınma ve kamusal kapasite bağlamında oluşur. Kriz zamanlarında daha belirgin, daha görünürdür. 

Devletçilik\ Otoriter Devletçilik: “Devletin gücü huzurun ve disiplinin teminatıdır!” Düzen, hiyerarşi, disiplin, güvenlik, sert devlet refleksi. Meşruiyetin düzen sağlama üzerinden kurulduğu sözlük. Burada siyasal alan, genellikle bir güvenlik ve itaat çerçevesinde tanımlanır. 

Bu sekiz sözlük, Türkiye’de siyaseti tek başına açıklayan nihai kutular değildir. Fakat siyasal alanın tekrar tekrar döndüğü ana kavram havuzlarıdır. Dahası, siyasal hayatın en öğretici tarafı şudur: Aktörler çoğu zaman bu sözlükleri tek tek değil, ikili-üçlü bileşimler halinde kullanır. SYST’nin iddiası, bu bileşimlerin görünür kılınmasıdır.

 

Komşuluk mu Gerilim mi? Hibritleşme Kaçınılmaz

İşte bu noktada SYST’yi pizza dilimleri gibi değil, bir komşuluk ve gerilim haritası gibi okumak gerekir. İki kural, okumanın omurgasını verir.

Birinci kural komşuluk kuralıdır. Yan yana duran sözlükler, pratik siyasette daha kolay birleşir. Değerler diliyle koruma dili yan yana yürüyebilir. Hukuk ve haklar diliyle piyasa dili çoğu zaman birlikte anılabilir. Modernleşme iddiası ile küresel standartlar dili aynı dünyaya bakabilir. Devlet kapasitesi vurgusu ile düzen/otorite vurgusu ortak bir devlet aklı hissi üretebilir.

İkinci kural gerilim kuralıdır. Dairenin karşı taraflarında duran sözlükler, aynı anda büyütülmesi zor içerikler üretir. Yerel ile Global dilimler dış dünya ile ilişki kurma biçiminde ve kültür alanında; Liberal alanlarla Devletçi alanlar da siyasal rejim anlayışında gerilim üretmeye yatkındır. Bu gerilim, asla birleşmezler demek değildir. Tam tersine siyasetin en kritik hamleleri çoğu zaman bu gerilimli alanlarda ortaya çıkar. Çünkü siyasal genişleme, yalnız kendi tabanını değil, karşı tarafa yakın duran alanları da kapsayabilme becerisi ister. 

Buradan üçüncü kavram olarak hibritleşme çıkar. Türkiye’de siyasal aktörlerin önemli bir kısmı, kendini bir tek sözlüğe kapatmaz, iki-üç sözlüğü aynı anda büyüterek genişler. Örneğin Liberal-Serbest Piyasa alanında etkili olan refah ve büyüme vaadi ile Yerel- Maneviyat Muhafazakârlık alanında etkili olan değerler vurgusu çok zaman bir araya gelmiştir: 1950’lerde Menderes, 1965’ten itibaren Demirel ve 1983’te Turgut Özal’ın “dört eğilimi birleştirme” iddiasıyla… Üstelik hibritleşme istisna değil, siyasal alanın olağan çalışma biçimi olarak kabul edilmelidir. 

 

Toplanma Alanının Dili 

SYST’yi canlı kılan şey, onu sadece parti programlarına değil, siyasetin sahadaki gerçek gösterge sistemine bağlayabilmesidir. Bu gösterge sisteminin en berrak alanlarından biri, toplanma merkezleridir. Toplanma merkezinin, bir parti mitingi, bir protesto gösterisi, kendiliğinden oluşmuş bir kalabalık ya da devlet çağrısıyla gerçekleşen kitlesel bir yığılma olması şart değildir. Mitinglere katılmayan, slogan atmayan, kamusal alanda görünür olmayan ama siyasal tercihlerini sandıkta gösteren sessiz milyonlar toplanma merkezilerini oluşturan ana unsurdur. Türkiye açısından bakarsak bu çoğunluk, (2020’lere kadar) ağırlıklı olarak Yerel/Maneviyat-Muhafazakârlık ile Liberal/Demokratik Liberalizm dilimlerinde yer almıştır. 1950’den itibaren merkez sağ iktidarları ve daha sonra AK Parti’yi iktidara taşıyan toplumsal omurga da büyük ölçüde bu sessiz çoğunluktur. Meydanlar, siyasal dilin yüksek sesli yüzünü gösterirken, sessiz milyonlar bu dilin hangi sınırlar içinde iktidar üretebildiğini belirler. Bu nedenle SYST, yalnızca meydanlarda ya da mitinglerde yükselen sesi değil; sessizlik içinde taşınan beklentileri de birlikte okumayı önerir. Meydanlar siyasetin görünen yüzünü, sessiz milyonlar ise onun ağırlık merkezini temsil eder. SYST’nin asıl gücü, bu iki alanı aynı analitik çerçeve içinde buluşturabilmesidir.

Toplanma merkezlerindeki kalabalık, yalnızca sayısal bir veri değildir; aynı zamanda bir dil haritasıdır. Çünkü toplanma alanı, bir aktörün hangi meşruiyet sözlüğünü büyüttüğünü, hangisini geri plana ittiğini hem görsel hem işitsel olarak ele verir. Sloganlar, ritim, renkler, semboller, müzik, konuşmaların vurguları ve kalabalığın homojenliği ya da çeşitliliği, SYST’deki hangi dilimin omurga haline geldiğine dair önemli ipuçları üretir. Bu ipuçları bugün sessiz çoğunluğun Yerel/Maneviyat-Muhafazakârlık alanından süratle başka alanlara kaydığını gösteriyor. 

 

Etiket Yerine Mekanizma

SYST’nin önerdiği şey, basit ama iddialıdır. Türkiye siyasetini parti isimleriyle değil, sekiz meşruiyet sözlüğünün ağırlık ve bileşimleriyle okumak. Bu okuma, hem güncel dalgalanmaları daha temiz görmeye yarar, hem de tabloyu zamana dayanıklı kılar. Çünkü zaman değişir, siyasetin aktörleri değişir, siyasal partilerin isimleri değişir; fakat yerel-global/ devletçi-liberal eksenlerinde yürüyen gerilimler ve birleşimler kolay kolay kaybolmaz.

Bu yaklaşım, siyaset konuşmayı bir etiket yarışından çıkarıp bir dil ve mekanizma analizine taşır. SYST’nin en büyük faydası da budur. Tartışmayı tek eksenli bir sağ-sol kavgasından kurtarıp, Türkiye siyasetinin gerçek çok eksenli doğasını görünür kılmak. Bu görünürlük sağlandığında, ileride yapılacak daha ayrıntılı çalışmalar için sağlam bir zemin oluşur. Belirli dönemlerde hangi sözlüklerin büyüdüğü, hangi krizlerin hangi repertuvarları şişirdiği, hangi bileşimlerin büyük gövde ürettiği veya hangi bileşimlerin merkezde tutunabildiği daha disiplinli biçimde tartışılabilir.

Yukarıda İdris Küçükömer’in ters okumasına değinmiştik. Aslında bu noktada Küçükömer ile SYST’nin iddiaları aynı yere çıkıyor: Türkiye’de sağ ve sol etiketleri, çoğu zaman doktriner içerikten çok siyasal işlevi ve meşruiyet dilini gösterir. CHP’nin uzun süre seçkinler hareketi olarak algılanması, DP geleneğinin ise halkla temas kurabilmesi, sağ-sol doğrusu üzerinde yer değiştirmeyi değil, tam aksine SYST’deki dilimlerin bileşiminde farklı omurgaların oluştuğunu düşündürüyor. Başka bir deyişle Küçükömer’in cümlesi bize şunu hatırlatıyor: Türkiye’de tartışmayı “sağ mı sol mu?” sorusundan önce “hangi meşruiyet sözlüğüyle konuşuyor?” sorusuna taşımadan, siyasi alanın gerçek işleyişini yakalamak zordur. Aslında Avrupa tipi sağ-solun tarihsel dayanakları ile Türkiye’nin devletleşme ve modernleşme hikâyesi aynı değildir. Bu fark, SYST’nin işlevini güçlendirir. Etiketlerin yerini, sekiz sözlük üzerinden yapılan daha disiplinli bir okuma alır. Böylece “CHP sağdır-DP soldur” türünden kaba bir terslemeye sıkışmadan, hangi çizginin hangi söylemle meşruiyet ürettiği daha berrak biçimde izlenebilir.

 

SYST Başlangıçtır

SYST her şeyi açıklamak iddiasında değildir. Bilerek bazı şeyleri dışarıda bırakır. Birincisi, bu şema bir kurumsal yapı haritası değildir. Örgütlenme biçimi, liderlik modeli, parti içi demokrasi gibi meseleler başka bir analitik düzlem ister. İkincisi, SYST bir seçmen sosyolojisi tablosu değildir. Sınıf, eğitim, kent-kır, kuşak gibi değişkenler bu şemanın dışında kalır. Üçüncüsü, SYST tarihsel ağırlık ve hafıza etkisini doğrudan ölçmez. Oysa Türkiye gibi ülkelerde bazı sözlükler, yalnız siyasal tercih değil, toplumsal hafıza ve güvenlik tecrübesiyle de yüklüdür. Bu yük, özellikle temsil ve güvenlik tartışmalarının kesiştiği alanlarda daha belirgin hale gelir. SYST bu alanları görünür kılar; fakat tek başına çözümlemez.

Tam da bu nedenle SYST’yi, son söz değil, başlangıç disiplini olarak görmek gerekir. Sağ-sol doğrusu, tek bir cetvelle konuşmayı kolaylaştırıyordu. Fakat aynı kolaylık, yanıltıcı genellemelere kapı aralıyordu. SYST ise konuşmayı zorlaştırır ama isabeti artırır. Daha az etiket, daha çok mekanizma.

Evet. Dediğimiz gibi SYST bir sonuç değil, Türkiye siyasetini daha ciddiyetle konuşabilmek için bir başlangıçtır.

 

Siyasal Yapılar Senkron Tablosu (SYST) ile İlgili Son Notlar 

Siyasal Yapılar Senkron Tablosu (SYST)’deki dilimler birbirine eşit görünüyor. Bu da tüm sözlüklerin eşit ağırlıkta olduğu izlenimini veriyor. Elbette ki eşit ağırlıkta değiller, tablonun anlaşılması için eşit gösterildiler. Bir başka çalışmada bu dilimlerin ağırlık göstergelerine yer verilebilir. Mesela Yerel\ Maneviyat-Muhafazakârlık ve Yerel\ Korumacı Milliyetçilik Türk Siyasal Hayatında tarihsel olarak daha baskındır, yeni çalışmalar bu ağırlığın fazla olduğunu gösterecektir. 

Aynı şekilde Siyasal Yapılar Senkron Tablosu (SYST)’deki tüm karşıtlıklar aynı mesafede. Gerçekte gerilimlerin şiddeti eşit değil. Mesela Yerel\ Maneviyat-Muhafazakârlık ile Global\ Kozmopolit Modernizm arasındaki gerilim Türkiye’de en derin fay hattıdır; kültür savaşı, hayat tarzı gerilimi siyaseti belirleyici unsurların başında gelmektedir. 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.