Kimlikler Lütfen - 1

06 Şubat 2026

“1976'da Lübnan'ı terk edip Fransa'ya yerleştiğimden beri, son derece iyi niyetli olarak, kendimi "daha çok Fransız" mı, yoksa "daha çok Lübnanlı" mı hissettiğim ne kadar çok sorulmuştur bana. Cevabım hiç değişmez: "Her ikisi de!" (Amin Maalouf)

 

Giriş

İnsanları “kayıt-altına” alma işlemi ilk kez antik çağlarda başlamış.  Vergilendirme ve envanter kaygısıyla. M.Ö 200’lü yıllarda seyahat edenlerin “kimlik” belgesine sahip olması zorunluymuş. Bu günkü anlamda ilk kimlik kartları 1800’lü yıllarda Fransa’da “işçi kartları” olarak düzenlenmiş, ki bu hiç de tesadüfi bir durum değil, emeğin-kayıt altına alınması, yani üretim süreçlerinin düzene sokulması. 1. Dünya Savaşı sırasında bu günkü anlamıyla toplumsal yaşamın olmazsa olmazı haline gelmiş. 

İnsanlara verilen ve zorunlu hale getirilen resmi “kimlik kartları” ile toplumsal kimlik(lendirme)ler arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Devletle birey arasındaki ilişkilenişlerde artık kimlik kartları birer olmazsa olmaz haline gelmiş vaziyette. Sadece devletle olan ilişkilerde de değil aslında, tüm kamusal ilişki alanındaki ağsal etkileşim kimlikler üzerinden yapılandırılıyor. Bankaya gittiğinizde de “kimlik lütfen” denilerek işlem akışları başlatılıyor ve aslında toplumsal kimlikler/aidiyetler ile bu resmi kimlikler arasında yapısal ve işlevsel olarak hiçbir fark yok. 

Bu yazımda toplumsal kimliklerin aslında bireysel ihtiyaçlar, istekler bağlamında değil de toplumsal yapının politik dolayımı olan iktidar aygıtının ihtiyaçları sonucunda ve ona hizmet etmek adına ortaya çıkarıldığı tezini gerekçelendirmeye çalışacağım. 

Kavramsal Analiz

İnsanı biyo/psiko/sosyal bir varlık olarak kabul ettiğimizde “kimlik” kavramı ve kavrama karşılık gelen durumların tam olarak da bu üç ayrı alanın kesişim kümesinin tam da orta yerine oturduğunu söyleyebiliriz. İnsanın diğer varlık türlerine göre çok bileşenli, boyutlu karmaşık bir varlık olması, insanı anlamaya çalışan alan ve disiplinlerin sayısının artmasına neden olmaktadır. İnsanın bu çok boyutluluğu kimlik denilen alana da sirayet ederek, aralarındaki ayrımların çok da kolay konamayacağı birbirine çok benzer kavramların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kimlik, kişilik, karakter, şahsiyet, benlik, huy, mizaç v.b

Tüm bu kavram çokluğu ve bolluğu içinde, insanı tekil varlığında ele alan diğer kavramlara göre “kimlik”, insanın toplumsal konumuna/aidiyetlerine vurgu yapmasıyla diğerlerinden ayrılır. Örneğin “benlik” denilen kavram kişinin kendi nazarındaki “kendilik” algısıyla ilgilidir. Huy/mizaç insan kişiliğinin duygusal yanlarıyla ilgiliyken, karakter ve kişilik ise insanın düşünsel, ahlaki, davranışsal yanlarıyla ilgili olan bir kavramdır. (Ele alacağım asıl konumun bunlar olmaması hasebiyle çok genel olarak aldım. Bunların spesifik olarak ele alınışlarında literatürde yığınla sınıflandırma, ilişkilendirme ve tanımlama sorunları söz konusudur)

Kıta Avrupa'sında yapılan analitik felsefe bilimsel geleneklere nispet eder. Buna mukabil Amerikan felsefesi ve bilimi, kökensiz, soysuz/sopsuz, pragmatist, eklektik yüzeysel ve bireyselden (psikolojizm) hareketle toplumsala doğru gitmeye çalışan bir anlayışa sahiptir. 

Birçok alanda olduğu gibi, felsefi ve bilimsel bağlamlarda da tüm dünya üzerinde hegemonyasını kuran bu anlayış doğal olarak bizim ülkemizde de felsefe ve bilimsel alanda etkisini göstermiştir. Örneğin ülkemizde kimlik sorunu daha çok Samuel Huntigton’un 1996 da yazmış olduğu çok da derinliği olmayan “medeniyetler çatışması” kitabı bağlamında oldukça yüzeysel biçimde ele alınmıştır. “Kimlik olgusunu/durumunu ele alacağım yazı boyunca bu anlayıştan uzak durmaya çalışacağım. 

Kuş bakışı olarak en genel anlamıyla ele alındığında “kimlik” olgusunun iki temel bağlamı söz konudur. Birincisi ve önsel-öncelikli olanı, insan türünün tümel “kim-lik” sorunudur. Bu sorunun bağlamı ise felsefidir ve felsefede “öznelik/faillik” sorunsalına karşılık gelir. Bu bağlama geçtiğimizde sorun şudur artık: Kimdir bu adına insan denilen varlık? Homo sapens mi, sapiens sapiens mi, homo “ludens mi”, homo “faber mi”, “homo erektus” mu, homo ekonomikus mu, “cogito animal mı”, kimdir bu insan denilen? Eşrefi mahlukat mıdır yoksa mümkün, ampirik, olgusal dünyanın herhangi varlık türlerinden birisi midir?  Kimlik sorunu bu bağlamıyla felsefenin konusudur, zaman zaman bu bağlamla da ilişki kurulacak olmasına karşın bu yazının konusu bu bağlam değildir.

Kimlik olgusunun diğer bağlamı ise “toplumsal kimlikler/aidiyetler” sorunudur ve bu yazıda kimlik sorunu bu bağlamıyla ele alınacaktır. Önce de dediğim gibi, kişilik, karakter, benlik, mizaç, huy vb. ne oldukları üzerinde pek de anlaşma sağlanamayan psişik içerikli spekülatif yanları da olan kavramlara göre kimliğin bağlamı, muhteviyatı ve nerede nasıl ele alınması gerektiği, metodolojisi çok da açık seçik olan bir kavramdır. Diğer kavramların bireye, bireyselliğe gönderme yapan yönünün aksine “bireyin kimliği” onun toplumsal konumuna, durumuna ve onunla olan “ilişkiselliğine” atıf yapar haldedir. Kısacası, toplumsaldan yalıtık biçimde bireyin kimliğinden söz etmek mümkün değildir, bireyin kimliğine vurgu yapılan her yerde, durumda, kastedilen şey, bireyin toplumsal yapıdaki konumu ve diğerleriyle ilişkileniş biçimidir.

“Toplumsal kimlik” nedir?

Kuşkusuz insanın toplumsal kimliği, öncelikle “türsel/tümel” kimliğine göre ele alınır ve bu durumda da devreye farklı perspektifler girmiş olur. Örneğin İslam’ı referans olarak kabul edip ona göre yaşayan bir Müslümana göre insan türsel varlık olarak “eşrefi mahlukattır” ve toplumsal aidiyetleri, kimliklendirme içerikleri de bu perspektife bağlı olarak değerlendirilir. Ateist bir materyaliste göre ise insan diğer varlık türlerinden sadece “bilinçli-olmasıyla” ayrılır, bunun dışında onun diğer varlık türlerine olan bir ayrıcalık hali yoktur. Ateist bir egzistansiyaliste göre ise insan atılmış, fırlatılmış, yersiz yurtsuz, ontolojik olarak bu dünyaya “yabancı” bir varlık türüdür. Anlam ve değer dünyalarını belirleyen, dini, felsefi, siyasi perspektiflere göre insanın farklı biçimlerde kim-liklendirilmesi bu şekilde uzayıp gider. 

Yazı dizimin ikinci bölümünde bütün bu “kuramsal” tartışmaları bir yana bırakıp, kimlik denileni ampirik toplumsal dünyanın bağlamındaki olgusal/verili halleriyle, sosyolojik gerçeklik olarak ele almaya çalışacağım.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.