`Din Savaşı`, Hristiyan Kürtler ve İsrail

30 Ocak 2026

Bu satırların yazılışından yaklaşık iki hafta önce ABD’li Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham’ın 16 Ocak 2026 tarihinde İsrail’e yaptığı ziyarette, Orta Doğu’daki ve dolayısıyla küresel çatışmaları “din savaşı” (religious war) olarak tanımlamş olması, ondan üç hafta önce de ABD Başkan yardımcısı Vance’ın bir Cumhuriyetçi Gençlik Kongresinde “ Amerika bir Hristiyan millettir ve öyle kalacaktır; Hristiyan olmayanlar da Amerikalı olabilir ama Amerika’nın itikadı Hristiyan’dır ” demiş olması, ayrıca Graham’ın bu “din savaşı”nı kazananın gelecekteki 1000 (milenyum) yılı şekillendireceğini ifade etmiş olması, hem yerelde/bölgeselde hem de küreselde olanları teopolitik olarak daha dikkatli okumamız ve analiz etmemiz gerektiğini bize göstermektedir.

Din savaşından bahseden Senatör Graham 23 Ocak 2026’da yani bu yazıdan bir hafta önce bir twitter mesajıyla ise ABD’nin Suriye’deki SDF güçlerini ve Kürtleri koruması gerektiğini, ABD Senatosunda bu konuda güçlü bir duruş olduğunu ileri sürdü. İsrail’de bu görüş siyasetçiler tarafından bolca ‘retweet’lendi.

Bu çerçevede, Dinler Tarihini teopolitik pencereden okuyan bir araştırmacı olarak sınırımızda ve sınır ötemizde olanlara baktığımda, dikkat çeken ama üzerinde durulmadığını gözlemlediğim bir gerçekliğe bu yazımda temas etmek istiyorum. O da Hristiyan Kürtler meselesi. Aslında bu konu, özellikle Kuzeydoğu Suriye’de ‘İslamsız’ Kürtler1in çoğunlukla neden stratejik bir kısır döngüyle bölgede ABD ve İsrail’e sırtlarını dayadıkları sorusuyla birlikte ele alınmalıdır. SDG (YPG&PKK) yapılanmasının DAEŞ problemini vitrine alarak Sünni Müslüman Kürtlere karşı da şiddet ve baskı eylemi içinde olması bir yana, çatışmanın aslında sadece Daeş ile ilgili ve sınırlı olmadığı, açık kaynaklardan bile anlaşılabilecek bir gerçek olarak DAEŞ’in aslında bir aparat örgüt olarak nasıl kurgulandığı sorusu da dahil olmak üzere jeopolitik olarak ortaya konulmalıdır. Meseleye böyle bakıldığında bir de sadece Dürzilerin değil, günümüzdeki hem ‘İslamsız’ Kürtlerin ve hem de Hristiyan Kürtlerin tarihsel kökenleri, demografik konumları ve özellikle ABD ile İsrail’in bölgesel politikaları bağlamında nasıl sembolik ve stratejik olarak araçsallaştırıldıkları anlaşılabilecektir. Söz konusu bölgedeki Hristiyan Kürtlerin kırılganlığının ya da kullanılırlığının yalnızca savaş şartlarından değil, uzun erimli kimlik silinmesi, geçici güvenlik ittifakları ve teopolitik söylemlerden beslendiği söylenebilir. 

Son yüzyılın olaylarının seyrini bu yazıya sığdırmak kolay olmayacağından bazı önemli gördüğümüz yönlerine temas ederek değerlendirmek konuyu anlamamıza yardımcı olacaktır. Kürtlerin tarihsel olarak homojen biçimde Müslüman olduğu yönündeki yaygın varsayım, akademik literatür tarafından da devam ettirilmektedir. Yani Bölgede spesifik olarak Yezidi ya da Alevi Kürtler denilmedikçe, Kürt denilince Müslüman Kürtler anlaşılmaktadır. Süryani, Asuri ve Ermeni Kürtler ise kendilerini öncelikle Süryani, Asuri ya da Ermeni olarak tanımlamaktadırlar. Dolayısıyla Hristiyan Kürtler nitelemesi, aslında yeni ve jeopolitik bir olguya yani ABD destekli ayrılıkçı ‘İslamsız’ Kürt siyasi hareketi dönemine denk gelmektedir. David McDowall’ın da vurguladığı üzere, Kürt toplumu İslamlaşmadan önce ve sonra dinî açıdan çoğulcu bir yapı sergilemiştir; bu yapı Zerdüştlük, Yezidilik, Yahudilik ve Hristiyanlığı kapsamaktadır.¹ Hristiyanlık, kuzey Mezopotamya’da İslam’dan yüzyıllar önce kurumsallaşmış ve Süryani kilise ağları aracılığıyla bugünkü Güneydoğu Anadolu, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak coğrafyasına yayılmıştır. Tarihte fazla geriye gitmeden, bu yazının sınırları içinde kalmak kaydıyla meselenin tartışma ve yorum kısmına devam etmeden önce, temel bazı bilgileri hatırlayalım. Daha 17nci yüzyılda Katolik misyonerler vasıtasıyla Hristiyan olan Yezidi Kürtler bir tarafa, günümüzde Kürt Hristiyanların büyük çoğunluğu Protestan Evanjeliktir; tabir caizse ‘dönme’ (convert) Kürtlerdir; ve Irak’ta Erbil, Süleymaniye ve Duhok’ta; Suriye’de ise Haseke, Kamışlı, Kobani, Amûde ve (2018’e kadar) Afrin’de Evanjelik Kürt kiliseleri olarak mevcutturlar. Sayılarının hepsi toplandığında ancak binlerle ifade edilen düşük bir aralıkta olduğu tahmin edilmektedir. Bu grup, Irak’taki yaklaşık 200.000 Hristiyanın küçük bir yüzdesini, Suriye’de kalan 100.000’den az Hristiyanın ise daha da küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Hristiyan kaynaklara göre bölgedeki genel Kürt nüfusunun sadece %2 kadarının Hristiyan olduğu kabul edilmektedir.2 

Image

Irak Erbil merkezli ve sözde Büyük Kürdistan hayalinin yayın organı olan Kurdistan 24’ün internet sitesine göre ve SDG-PKK propagandasıyla bilinen Rojava sitesine göre, Türkiye sınırına yakın Kobani denilen Ayn al-Arab’da, Müslüman kökenli olup Hristiyanlığa geçen 50 aileden (yaklaşık 300 kişi) oluşan bir topluluk, kentin ilk evanjelik Kürt kilisesi olan (2018’de açılmış olan) Protestan Evanjelik destekli “Kardeşler Kilisesi”nde (Brethern Church) ibadet etmektedir.3 Euronews ise ‘sevinçli’ bir haber olarak bunu vermiş, 20 aileden toplam 100 kadar kişinin bu Kilise’ye düzenli gittiğini belirtmiştir. Burada bu Hristiyan Kürtler SDG’yi desteklemektedirler. Bu haber ve yorumlarda, Kürtler arasında Hristiyanlaşmanın ‘Işid zulmü’ söylemine dayandırıldığı görülmektedir. Ayrıca aynı kaynaklarda, bölgedeki İslam dinini bırakarak Hristiyan olanlara şüpheyle yaklaşıldığı, bu kişilerin Hristiyan gruplardan maddi destek almak, kişisel çıkar amaçlı hareket etmek ve Avrupa ülkelerine iltica konusunda avantaj sağlamak amacıyla din değiştirdiğinin iddia edildiği, Hristiyan Kürtlerin ise bu iddiaları reddettiği ileri sürülmektedir. Daha ilginç olanı ise, 1979 yılında da Öcalan’ın sınır dışına çıkıp PKK (Marksist Komünist) terör örgütü tarihinde sözde Kutsal Yolculuk olarak tanımlanan bir geçişle ilk olarak gittiği yer olan Ayn al-Arab’da yani Kobani’de Batılı destekle açılan bu Kilise’nin papazı Zani Bakr’den naklen terör sonrası bölge halkının çoğunun ateist ve agnostik olduğu iddia edilip, Hristiyanlaşmanın aslında ateist ve agnostik Kürtler arasında olduğu da zımnen kabul edilmektedir. 4

Suriye’de Haseke ve Kamışlı çevresinde açık biçimde genel Hristiyan (Süryani-Asuri) nüfus (25 bin’lerde) içerisinde Evanjelik Kürt Hristiyanların sayısı birkaç binle sınırlıdır.5 Kuzey Irak’ta (özellikle Duhok ve Erbil çevresi) 3.000–10.000 arasında Kürt kökenli Hristiyan olduğu tahmin edilmektedir.6 Bu küçük demografik ağırlığa rağmen, Hristiyan Kürtler bölgesel ve uluslararası söylemlerde orantısız biçimde görünür hâle gelmiştir.

İlgili kaynaklardan anlaşılmaktadır ki, İslamlaşma süreci, 7.–11. yüzyıllar arasında kademeli olarak gerçekleşmiş, ancak bu süreç ne eş zamanlı ne de tüm Kürt topluluklarını kapsayıcı olmuştur. Özellikle merkezi otoritenin sınırlı olduğu dağlık ve çevresel bölgelerde Hristiyan Kürt toplulukları varlıklarını sürdürmüştür.8

Kürtler arasında Hristiyanlığa geçişlerin önemli bir bölümü teolojik iknadan ziyade siyasal ve sosyo-ekonomik zorunluluklar ile açıklanmalıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun geç dönemlerinde, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, bazı Kürt gruplar aşiret içi şiddet, ağır vergilendirme ve hukuki güvencesizlik şartlarında Hristiyanlığa yönelmiştir.9

Osmanlı millet sistemi içinde Yahudi ve Hristiyanlara verilen statü, kimi zaman dış koruma, misyoner eğitimi ve yerel otoriteler karşısında kayda değer bir güvenlik sağlamıştır.10 Ancak birçok Kürt kökenli Hristiyan zamanla Ermeni ya da Süryani olarak yeniden sınıflandırılmıştır.

Heyberger’in ayrıntılı biçimde gösterdiği üzere, Ortadoğu’da kilise aidiyeti sıklıkla etnik kimliği yeniden tanımlamış11; bu süreç Kürt kökenli Hristiyanların tarihsel hafızadan silinmesine yol açmıştır.

Suriye iç savaşı ve DAEŞ tehdidi, Hristiyan Kürtleri, SDG gibi silahlı ve idari yapılara yöneltmiştir. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, ABD’nin modellemesiyle kendisini laik ve çoğulcu bir yapı olarak sunmuş; Hristiyanlar bu yapılar içinde sembolik ve sınırlı kurumsal temsil elde etmiştir. Ancak bu ‘çoğulculuk’, aynı zamanda uluslararası meşruiyet üretme aracına dönüşmüştür. Propaganda kanalı Rojava Information Center raporları, azınlık temsilinin Batılı kamuoylarına yönelik stratejik bir anlatı/kurgu işlevi gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.12

ABD açısından ‘İslamsız’ Kürt örgütleriyle ilişki, büyük ölçüde DAEŞ ile mücadele iddiasına dayandırılmıştır. ABD Kongresi’ne sunulan CRS (Congressional Research Service) raporları, azınlıkların korunmasının stratejik öncelik değil, ikincil sonuç olarak ele alındığını göstermektedir.13

Bu tablonun teopolitik boyutu ancak ‘İslamsız’ Kürt örgüt ve yapılara İsrail’in niçin destek verdiği sorusuyla daha iyi anlaşılır. Aslında İsrail’in Kürt gruplara yönelik yaklaşımı, klasik çevre doktrini ile uyumludur. Bu doktrin, Arap olmayan ya da merkezî devletlere bu bağlamda özellikle Türkiye’ye muhalif aktörlerle ilişki kurarak bölgesel güç dengelerini parçalamayı hedefler. SDG’ye dönüştürülmüş olan PKK/YPG sözde Kürt özerkliğinin, Şam ve Tahran eksenini zayıflatırken İsrail açısından stratejik bir rahatlama alanı yaratması hedeflenmiş ancak Türkiye’nin askeri, istihbari ve diplomatik başarısıyla sonuçsuz kalmıştır. Bununla birlikte ‘İsrail-Kürt dayanışması’14 söylemi yalnızca jeopolitik değil, teopolitik bir boyut da taşımaktadır. ‘İslamsız’ SDG/Kürt yönetimi, ‘Haznevi’ ismini kullandırarak Murşid Haznevi isimli bir ‘siyonist kürt şeyh’e (irtidat hukuku bağlamında başka bir ilmi yazı konusu) açıkça ‘İsrail Kürtlere sahip çıkmalı’ diye çağrı yaptırarak15 vitrine din faktörünü sürse bile, hatta kendini Kürt olarak tanımlayan Türkmenoğlu Şiwan’ı kamera önünde ağlatıp “ABD bizi Kobani’yi bırakma’ diye yalvartsa da, İsrail kamuoyunda sıklıkla “laik, azınlık temelli, çoğulcu” bir proje olarak İsrail ile sözde ahlaki paralellik içinde yer almıştır. Hristiyan Kürtlerin görünürlüğü bu anlatıyı güçlendiren bir araç olarak kullanılmaktadır. Ancak bu sözde ‘ahlaki’(moral) yakınlık bağlayıcı güvenlik taahhütlerine dönüşmemekte, aslında Kuzeydoğu Suriye’de azınlık olan ‘İslamsız’ SDG Kürt örgütlenmesi, artık `miad`ının dolduğunu farketmektedir.

Bu durum aynı zamanda Türkiye–İsrail–Kürt üçgeninde gerilim üretmektedir: Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde kuzeydoğu Suriye’de SDG/Kürt özerkliğini doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak algılarken, İsrail’in söylemsel desteği Kürt aktörlerin bölgesel olarak düşmanca bir eksene yerleştirildiği algısını pekiştirmektedir.

Bu tablo, bazı ABD’li siyasetçilerin çatışmayı dinî bir çerçeveye oturtmasıyla daha da karmaşık hâle gelmektedir. ABD’li Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham’ın Orta Doğu’daki çatışmaları “din savaşı” olarak nitelemesi, siyasal mücadeleleri ‘medeniyet çatışmaları’ anlatısına dönüştürmektedir.

Bu söylem, azınlıkları somut güvenlik ve siyasal hak talepleri olan topluluklar olmaktan çıkarıp ahlaki sembollere dönüştürmektedir. Hristiyan Kürtler bu bağlamda korunacak öznel aktörler değil, “doğru tarafın kanıtı” hâline gelmektedir.

Çok boyutlu bir jeopolitik tartışma konusu olan Hristiyan Kürtler meselesi, tarihsel olarak hayatta kalmak için din değiştirmiş, kimliklerini gizlemiş ve bugün ise jeopolitik ve teopolitik anlatıların içinde araçsallaştırılmış kimliklere bir örnektir. Aslında günümüzdeki Hristiyan Kürtler Ortadoğu’nun geleneksel Hristiyan kültürünün bir ürünü ve mirası olmayıp, konjonktürel jeoopolitik Hristiyanlardır. Bu sebepledir ki, ABD ve İsrail politikaları, azınlık koruması söylemi üretirken, temelde samimi olmadıkları için Hristiyan Kürtleri korumayı kalıcı siyasal güvenceye de dönüştürmemektedir. Tabir caizse, ABD, bölgesel azınlıkları ve grupları fırsat bulup gerek gördükçe ‘mayın katırı’ gibi kullanmakta sonra da işi bitince bırakarak kendi çıkarları doğrultusunda kartları yeniden karmaktadır.

Bu durum, Hristiyan Kürtleri tarih boyunca tekrarlayan bir konuma mahkûm etmektedir: kullanıldığında görünen, dengeler değiştiğinde savunmasız kalan bir azınlık. Aslında bu yazının başlığı Hristiyan Kürtler olsa da, dikkatli bir okuyucu, burada bütünsel olarak işaret edilenin bölgedeki tüm ‘İslamsız’ Kürt grupların oluşturduğu gerilim hattında, Müslüman Kürtlerin kendilerini kullandırtmayan bir coğrafi-medeni bakış açısına yönelmelerinin gerektiği meselesidir. Bu yazının yazıldığı günler, tarihi coğrafi gelişmelere şahitlik etmektedir. Belki de artık bölgede Kürtler kendi aralarındaki ihtilafları aşarak en azından emperyalist operasyonlara alet olmamaya karar verme aşamasındadırlar. Şu açık bilgiyi de hatırlayarak bu karmaşık konuyla ilgili bu kısa yazıyı bağlayabiliriz. Şimdiki ABD Başkanının ilk döneminde ABD Savunma Bakanı olan Mark Esper, 11 Aralık 2019’da Temsilciler Meclisi “Silahlı Hizmetler Komitesi” ( the House Armed Services Committee ) önünde verdiği ifadede, “ Suriye Demokratik Güçleri (SDG) özelinde Kürtlerle yapılan el sıkışma, IŞİD’i yenmeyi birlikte garanti altına alma yönünde bir el sıkışmaydı. Bu, ‘-evet, size özerk bir Kürt devleti kurmanızda da yardımcı olacağız’ anlamına gelen bir el sıkışma değildi. Aynı şekilde, ‘-evet, sizin için Türkiye ile savaşacağız’ diyen bir el sıkışma da değildi. 16

Sonuç olarak, tarih göstermektedir ki, Ortadoğu ve Akdeniz coğrafyasında, sadece Müslüman Kürtlerin değil, ‘İslamsız’ Kürtler için bile ihanet etmedikleri sürece, en güvenilir kanat güçlü Türkiye’nin Bayrağıdır.


  1. Bu yazıda, ‘İslamsız Kürt’ (‘gayri Müslim’ anlamında değil), İslam'la sorunu olan, İslam'la kavgalı, siyasi, ideolojik, coğrafi ve kültürel pozisyonunu İslam-karşıtlığına dayandıran Kürt anlamında kullanılmaktadır. Tıpkı ‘İslamsız Türkler’ gibi.
     
  2. https://incontextinternational.org/2023/06/20/kurdish-church-growing-despite-increased-regional-tension/ 
     
  3. https://rojavainformationcenter.org/2020/10/providence-the-untold-story-of-syrian-kurdish-christians/ 
     
  4. https://www.kurdistan24.net/tr/story/431226 ; https://tr.euronews.com/2019/04/16/isid-den-alinan-kobani-de-din-degistirerek-hristiyan-olanlarin-sayisi-artiyor 
     
  5. Amin el-Furati – El Cezire Net من يستهدف المسيحيين بالحسكة السورية؟ , أخبار الجزيرة نت 27/1/2016.
     
  6. Rojava Information Center, Ensuring a Future for Ethnic and Religious Minorities, 2020, s. 6–9, 18–21. https://rojavainformationcenter.org/storage/2020/09/rojava-information-center-ensuring-a-future-for-ethnic-religious-minorities-final-sept-2020-medium.pdf s.12, 21, 37.
     
  7. David McDowall, A Modern History of the Kurds, I.B. Tauris, 2004, s. 9–12.
     
  8. McDowall, a.g.e., s. 52–55.
     
  9. McDowall, a.g.e., s. 92–95.
     
  10. Mordechai Nisan (2002) Minorities in the Middle East-A History of Struggle and Self-Expression, McFarland, London, s. 40-41.
     
  11. Ortadoğuda Hristiyanlığa dair kapsamlı bir çalışma örneği olarak şu çalışmaya bakılabilir: Bernard Heyberger Middle Eastern and European Christianity, 16th – 20th Century: Connected Histories, (ed.Aurelien Girard, Cesare Santus, Vassa Kontouma and Karene Sanchez Summerer) Edinburgh University Press, 2023.
     
  12. Rojava Information Center, Ensuring a Future for Ethnic and Religious Minorities, 2020, s. 6–9, 18–21. https://rojavainformationcenter.org/storage/2020/09/rojava-information-center-ensuring-a-future-for-ethnic-religious-minorities-final-sept-2020-medium.pdf 
     
  13. Congressional Research Service (CRS) Report, “Armed Conflict in Syria: Overview and U.S. Response”, RL33487, July 27, 2020. ( CRS, ABD Kongresi’ne -Temsilciler Meclisi ve Senato- tarafsız, analitik ve uzman temelli araştırma desteği sağlayan resmî bir kurumdur. CRS tarafından hazırlanan Raporlar, Kongre üyelerinin ve komitelerinin yasa yapma ve denetim süreçlerinde kullanması için yazılır. Belli bir dereceye kadar tarafsız kabul edilir ve akademik çevrelerde kullanılır. )
     
  14. https://www.i24news.tv/en/news/analysis-opinion/artc-israel-issues-strong-words-for-kurds-but-action-remains-uncertain ; https://www.jpost.com/middle-east/article-884483
     
  15. https://www.youtube.com/watch?v=Rm8891iFO_Q قسد تناشد "إسرائيل" لمساعدتها.. نداءٌ صادم من رجل دين كرديّ يشعل الجدل! فما القصة؟ ; Din tüccarı PKK'lıdan İsrail güzellemesi: Müslümanlar için kurban olmayacağız | VİDEO İZLE 
     
  16. Congressional Research Service (CRS) Report, “Armed Conflict in Syria: Overview and U.S. Response”, RL33487, July 27, 2020, s.40. https://apps.dtic.mil/sti/pdfs/AD1172024.pdf 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.