İsmi ile Müsemma Bir Hatunun Öyküsü : Selçuk Hatun

24 Şubat 2020

Türk kültüründe “ad” çok eskilerde alınan, sonrasında verilen  olsa da karakterin  ve  yaşamın  “ad”a göre şekillendiği kabulünde pek bir değişiklik olmamıştır. Sultan I. Mehmet nam-ı diğer Çelebi Mehmet’in kızı Selçuk Hatun’un da, ad ile ilgili kabulden hareket edersek tam “ismi ile müsemma”  biridir. Tıpkı Selçuklular gibi zorluklarla geçen yaşamında hiç mücadeleyi bırakmamış, itibarı  sarsılmamış, sözü geçkin gücü etkin olmuştur.  Ve tıpkı Selçuklular gibi tarihte önemli bir yere sahip olmasına rağmen hak ettiği kadar söz edilen biri olmamıştır.  

Çelebi Mehmet’in altı oğlu ve  yedi kızı vardır.  Selçuk Hatun,  1407 yılında Amasya’da doğar.  Amasya ilginç bir şehirdir. Yeşilırmak’ın bereketi ve güzelliğinden  nasipleniyorsa da, aslında  çetin bir coğrafyası vardır.  Rahmetli Barış Manço o ünlü “Dağlar dağlar” şarkısını Amasya’da askerlik yaptığı sırada yazmıştır. Şehir tam da kendisinin “kurban olam yol ver geçem” dediği  gibi  dağlarla çevrilidir.  Amasya bir anlamda yaşamı sembolize eder. Dağlar size yaşamın zor zamanlarını ve  sebatla yol almanız gerektiğini  hatırlatır. Yeşilırmak ise yaşamın kolay zamanlarını ve huzurla bu anları yaşamınız gerektiğini söyler.  

Selçuk Hatun’un  çocukluk zamanları Osmanlı için zor  bir  dönem olan Fetret Devri’ne  denk gelmiştir.  1402 yılında Türk  tarihinin iki büyük komutanı Emir Timur  ile Yıldırım Bayezid Ankara Ovası’nda karşılaşmış ve savaşı Emir Timur kazanmıştır. Selçuk Hatun’un dedesi Yıldırım Bayezid’ın bu  yenilgisi sonrası  Osmanlı Devleti için  zorluklarla geçecek “Fetret Devri” başlamıştır.  Anadolu Beylikleri arasında genel kanaat Osmanlıların bir daha toparlanamayacağı yönündedir.  Beylikler yeniden organize olurken beklenenin tersine Çelebi Mehmet 1413 yılında işleri düzene sokmuş  ve bir anlamda Osmanlı küllerinden yeniden doğmuştur.

Hayat  her zaman sınar.  “Fetret Devri”ndeki  zorluğun benzerini kuruluş aşamasında Selçuklular da yaşamışlardır. Her şey yolunda giderken 1034 yılında Şah Melik baskını  sonrası  hemen hemen her şeylerini kaybederek Horasan’a göç etmek zorunda kalmışladır. Onlar için de  genel kanaat  bir daha toparlanamayacakları yönünde olmuştur.  Gazneli tarihçi Beyhaki  Selçukluların soğuk bir kış günü atlarına eyersiz binmiş vaziyette, aç bilaç  perişan halde nasıl  geldiklerini  anlatır.   Müsibet ders alındığı zaman anlamlıdır. Selçuklular da derslerini çok iyi almış ve 1040 yılında Dandanakan Savaşı sonrası  8 milyon km2 den fazla alana yayılan devletin kurucusu ve hakimi olmuşlardır. Osmanlılar da “Fetret Devri”nde  yaşadıkları zorluktan derslerini çıkararak “Devlet-i Ali” statüsüne geçmiştir.

Sistemin yenilenmesinden yana olan Çelebi Mehmet’in  kızına “Selçuk” ismini verirken gerçekte  ne düşündüğünü bilebilmemiz mümkün değil. Ama fikir yürütebiliriz. Kızının tıpkı Selçuklu gibi “devletli” olmasını istemiş olabilir. Ayrıca siyasi ortamın etkisini de dikkate almak gerekir.  Osmanlılar,  Selçukluların yıkılışı  sonrası Anadolu Beylikleri tarafından en az ciddiye alınandır.  Bunun pek çok sebebi vardır. Birincisi Anadolu’ya  hepsinden daha geç gelmiştir.  Ekonomik  durumları hepsinden daha aşağıda  seviyededir.  Bizans ile sınırdaş olmaları nedeniyle güvenlik sorunları  vardır. Kısacası Osmanlılar Selçuklu’nun mirasçısı olarak görülmemektedir.  Karasioğulları  ve Candaroğulları bile bu kibrin uzağında beylikler olmalarına rağmen kanaatleri pek  farklı değildir. Çelebi Mehmet  kızına “Selçuk”  isimini vererek  belki de, diğer beyliklerin nasıl düşündüğüne aldırış etmediklerini ve  kendilerinin de   Selçuklu mirasçısı  olduğunu beyan etmek istemiştir.  Kim bilir?

Osmanlılar durumlarının farkındadır ve  akıllıca bir strateji takip etmiş Anadolu Beylikleri ile didişmek yerine  gözlerini daha kolay olan Balkanlara dikmişlerdir. Herkes gibi onlar da  Doğu Roma’nın efsanevi başkenti Konstantinopolis’i  feth etmek istemektedirler. Selçukluların  da niyetlendiği ve  İznik’e kadar gelseler bile Haçlı Seferleri ile vaz geçmek zorunda kaldıkları o meşhur Konstantinopolis.  İlginç olan,  Selçuk Hatun bu  isteğin gerçekleştiğini  görecek kadar uzun yaşayacaktır.

Selçuk Hatun  1425 yılında 18 yaşında bir genç kız iken Candaroğlu İbrahim Bey ile evlendirilir.  Bu evlilik siyasi bir evliliktir. Osmanoğulları ve Candaroğulları ittifakının pekiştirilmesi amacıyla  kardeşi Sultan Murat da eşi İbrahim bey’in kızı ile evlenmiştir. Selçuk Hatun için doğduğu şehir Amasya’nın coğrafyasına, ismini aldığı büyük devletin ruhuna benzer  yaşamı başlar.

Selçuk Hatun gelin olarak Kastamonu’ya gitmiştir. Kayınpederi,  eşinin babasının İsfendiyar Bey’in idaresi 54 yıl sürmüş ve 1439 yılında vefat edince ancak kendi eşi  İbrahim Bey tahta geçebilmiştir. Hayat garipliklerle doludur.  İbrahim Bey’in  babasına göre oldukça kısa bir saltanatı olmuş, tahta geçtikten 4 yıl sonra vefat etmiştir. Yönetime  İsmail Bey geçince Selçuk Hatun iktidar mücadelesi içinde yer almayarak Bursa’ya geri dönmüştür.

Candaroğlu İbrahim Bey ile 18 yıl evli kalmış ve dört çocuğu olmuştur. Ve acıların en büyüğü olan evlat acısını yaşamış, Yusuf ile Hafsa, Kastamonu'da babalarının sağlığında ölmüştür. Selçuk Hatun’un yaptırdığı türbeye defn edilmişlerdir. Diğer çocukları İshak  Bâlî  ile Hatice  kendisi ile  birlikte Bursa’ya gelmişler, bir süre sonra İshak  Bâlî  burada vefat etmiştir.  Tek sağ kalan evladı Hatice Hatun olmuştur.

Bursa’ya döndükten  sonra yeniden  evlendiği ile ilgili bilgiler varsa da bu konu tartışmalıdır. Kimileri ümeradan Mahmut Bey ile evlendiğini ve bu evlilikten Hundi Hatun adlı bir kızlarının doğduğunu söylerken, kimileri de Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa ile evlendiğini ancak bu evliliğin  Karaca Paşa’nın bir yıl sonra şehit olması ile uzun sürmediğini söylemektedir.  

Her zaman aşk ve evlillik hikayeleri merak uyandırır. Ancak Selçuk Hatun için dikkatimizi vermemiz gereken nokta babası Çelebi Mehmet, kardeşi II. Murat, yeğeni Fatih Sultan Mehmet ve yeğenin çocuğu II.Bayezid şeklinde 4 Osmanlı sultanın saltanatına şahitlik eden bir ömrü olmasıdır. Ve bu durum onun itibarına itibar katmıştır. Soy büyüğü haline gelen Selçuk Hatun Fatih döneminde “Hala Sultan” ya da “Hala Hatun” olarak anılırken II. Bayezid döneminde “Ulu Hala” olarak anılır hale gelmiştir.

Selçuk Hatun’un ömrünün son zamanı,  tıpkı ömrünün ilk zamanı gibi Osmanoğullarının taht çekişmesine denk gelmiştir. 1483 tarihinde  Cem Sultan Bursa’yı işgal ettikten sonra kendisinden elçi olarak kardeşi Sultan II. Bayezid ile görüşmesini istemiş; yanında Fatih Sultan Mehmet’in şehzadeliğinde hocası olup Bursa’da oturan Molla İlyas ile Müverrih Şükrullah’ın oğlu Ahmed Çelebi  ile birlikte  “Ulu Hala” sıfatı ile İstanbul’a gitmek zorunda kalmıştır. Zorunda kalmıştır diyorum çünkü o kadar şey yaşadıktan sonra o yaşında Bursa’dan İstanbul’a gitmeyi pek anlamlı bulmasa gerek.  Ancak hanedanın yaşayan en yaşlı üyesi olarak hem devlet için hem de aile için  “kan dökülmemesi” adına bu  görevi yerine getirmiştir. Sultan  II. Bayezid’e Cem Sultan’ın teklifini iletmiştir. Teklif Rumeli’nin II.Bayezid’e, Anadolu’nun ise Cem’e kalmasıdır. Konstantinopolis’i binbir zahmet ile almışken  devleti ortadan ikiye bölmek teklifi bugün bile kulağa tuhaf geliyor.  Sultan II.Bayezid “Ulu Hala” Selçuk Hatun’u çok iyi karşılaması ve ağırlamasına karşın teklifi kabul etmeyeceğini beyan ederek onu Bursa’ya uğurlamıştır.

Selçuk Hatun dönüşte hastlanmış ve  Sultan II. Bayezid “Ulu Hala”’yı  tedavi etmesi için dönemin meşhur hekimi Yakut’u Bursa’ya göndermiştir. Selçuk Hatun 25 Ekim 1485 tarihinde vefat eder. Bursa’daki Yeşil Türbe’ye,  babasının yanına defn edilir.  Çinilerle süslü olan sandukasında şöyle yazılıdır: “Sultan Gazi Yıldırım Han’ın oğlu Büyük Sultan ve Saygıdeğer Hakan Sultan Mehmet kızı merhume Selçuk Hatun 25 Ekim 1485 tarihinde vefat etti”

Selçuk Hatun’un inşa ettirdiği yapılardan ve bu yapıların bakımı için vakfettiği mülklerden oldukça yüksek bir gelire sahip olduğunu anlıyoruz. Osmanlı hanedan üyesi olmasından dolayı bunu  olağan gören çok çıkacaktır. Ancak dönemin diğer kültürlerine özellikle de Avrupa’ya baktığımızda hanedan üyesi olan ya da asil aileden gelen kadınların mülk edinmelerinin dahi oldukça sıkıntılı olduğunu hatırlanmalıdır. O zaman sadece Selçuklu ya da Osmanlı değil Timurlu, Safevi, Memlüklü  dahil olmak üzere  tüm Türk-İslam kültürlerindeki  kadın vakıflarının önemi daha iyi anlaşılır. 

Selçuk Hatun’un Bursa’da inşa ettirdiği  mescidi, zaviyesi, imareti ve bir köprüsü dışında  Edirne’de ve İstanbul’da birer mescidi daha vardır. Kastamonu’da evlatları için de bir türbe yaptırmıştır. Tüm bu yapıların vakfiyelerinde Selçuk Hatun’un karakterine ve dönemin ruhuna ait çok hoş bilgiler edinebilmekteyiz.

Selçuk Hatun  vakfiyesinde   kızı Hatice Hatun’a vakfın gelirlerinden her sene 5400 akçe, torunu Hundi Hatun’a 720 akçe verilmesini şart koşmuş ve azatlı kölelerini de  ayrı tutmayarak onlara da maaş bağlanmasını istemiştir. Vakıf akarları içerisinde yer alan bahçelere her sene çeşitli meyve ağaçlarından olmak üzere yüz adet fidanın dikilmesini şart koşmuştur. Diğer şartlarından biri de Bursa’da mescidinde her cüz için günlük birer dirhem verilerek  her gün kendisi için 10 cüz, annesi Kumru Hatun için bir cüz, oğulları Yusuf Çelebi ve İshak Bâlî ile kızı Hafsa Hatun için birer cüz okunmasıdır.

Her dönem kendi şartları ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alınmalı. Selçuk Hatun,  Selçuklulardaki   ata binen, silah taşıyan, emrinde askerleri ile fetihler yapan kadınlara pek benzemiyor olabilir. Osmanlıların geniş bir coğrafyada çok farklı kültür ve etnik yapıya sahip olduğunu unutmamak gerekir. Yaşadığı  değişim ve dönüşümler de hesaba katılmalıdır. Selçuk Hatun’un yaşamından anladığımız, ismi ile müsemma olması dışında, hatun kişiye ihtimam  gösterme, yaşam mücadelesinin takdiri ve  kendine ait gelirini nasıl idare edeceği konusundaki  özgürlüğün Selçuklu dönemi kadınlarından pek de farklı olmadığıdır.

 

 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.