Korona Günlerinde Siyaset

04 Mayıs 2020

 

Böyle bir başlık atınca sandınız ki, siyaseti ele alacağım; mahallenin delisi olarak, dilinize geldiği halde sizin söyleyemediklerinizi söyleyecek, hislerinize tercüman olacak, sizin yerinize küfürler edeceğim.

Boşa heveslenmeyin. Yok öyle yağma...

Siz korkunun sıcaklığına sinmiş, koyunlar gibi, başınızı sokacak bir serinlik peşindeyken, ben kendimi niye göz göre ateşe atayım ki… Hepinizin en salağı ben miyim?

Hem benim tuzum kuru. Gelirim kesilmedi, sıkılmadım da. İki yıldır zaten evden çıktığım da yok. Kısacası, keyfim yerinde!

Bana ne iktidarınızdan, muhalefetinizden. Ak Partisinden, Halk Partisinden, Onun belediyesinden, bunun belediyesinden. Ben nihayetinde lafa değil icraata bakarım. Her kim şu zor zamanlarda, tüm partizanlıkları aşan bir fikri, bir öneriyi dile getirir; milleti “onlar”, “bunlar”, “şunlar” diye fırkalara bölmeden kucaklar, ülkenin ve milletin bekası için (oy dahil) bir karşılık beklemeksizin samimi olarak hizmet ederse, ben ona şükran duyar, tüm kalbimle daha fazlasını yapabilmesi için dua ederim. Her kim de tersini yaparsa ona da sadece "yuh" der, buğz ederim.

Benim asıl sözüm siyasetin doğasına uygun davranan, mesleğinin inceliklerini başarıyla sergileyenlere değil, her şeye onların gözünden bakmayı alışkanlık haline getirmiş, yalan dolan demeden her söylediklerine inanmayı imanının gereği sayan kimselere. Sözüm, siyaset, ideoloji, çıkar, rant, makam, mevki, şan, şöhret, hasılı üç kuruşluk dünya menfaati için eşine, dostuna, akrabasına, komşusuna sırtını dönen, hatta düşmanlık eden kimselere. Sözüm, toplumsal varoluşu, akli ve ahlaki ilke, yani insani değerler üzerinden değil de, belirli bir imamın, şeyhin, hocanın, gavsın, dedenin, efendinin, önderin, başbuğun, liderin, reisin sözleri, emir ve talimatları üzerinden yürütmeyi görev bilenlere. Sözüm, tüm toplum ve insanlığın iyiliği için değil de, kendi ekibi, cemaati, derneği, vakfı, birliği, partisi vb. zümresinin çıkarı için siyasete ve siyasetçiye prim verenlere, onları baş tacı edenlere...

Bilirsiniz, “dost acı söyler” derler. Lütfen, şimdi söyleyeceklerimi bu minval üzere okuyunuz. Kanaatimce, bunca siyasetin içinde olduğu halde, benden siyasi tavır bekleyenler başta olmak üzere çoğunuz, içinde olduğunuz ve hala şokunda olduğunuz için, "zamanın ruhunu / vasfını" tam olarak kavrayabilmiş / idrak edebilmiş değilsiniz. Hala bu günlerin geride kalacağına, her şeyin, hiç olmamış gibi düzeleceğine, her şeye kaldığınız yerden devam edeceğinize inanıyor ve buna göre hazırlık yapıyor olabilirsiniz. Kiminiz mevzi kazanmanın peşinde, kiminiz mevkinizi tahkime uğraşıyor, kiminiz, surda gedik açma telaşında, kiminiz de, fırsat bu fırsat, yeni kaleler işgal etme peşinde olabilirsiniz. İşte bu çok büyük gaflet. Onmaz bir hastalık...

Şimdi sorarım size, bütün bu gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet değil midir insanlığı bu noktaya getiren? Binlerce yıldır, defalarca çeşitli biçimlerde ikaz edilmesine rağmen, ders almayıp, hep tersine tersine gitmesi değil midir insanın bugün yaşadıklarının bir sebebi de? Özetle, hatalarımızın, yanlışlarımızın, günahlarımızın vebalidir bu çektiğimiz.

Bu günahın az ya da çok faili olmayan yoktur bence aramızda. Tabii ki, kitleleri idare eden, yönlendiren, onlar adına karar veren ve onu uygulayanlardır baş müsebbip. Ancak onlara o cesareti, yetkiyi, makamı, mevkiyi, gücü, kudreti layık gören, teslim eden, destekçiler, sponsorlar, müritler, kullar, köleler, müntesipler, şakşakçılar, yalakalar, yaltakçılar da aynı günahın küçük büyük ortaklarıdır.

İnsan türü, "kendi fıtratına", "doğaya", "evrensel norma", yani "akla, ahlaka, vicdana" sığmayan karar, eylem, iş ve ilişkileri sıradanlaştırıp normalleştirdiği, kendi çıkarının peşinde koşarken, zararına olmadığı sürece, başta insanın insana, doğaya, çevreye, canlıya, cansıza yaptığı zulme geçit verdiği, göz yumduğu, hatta ideolojisi, siyaseti, cemaati, partisi, menfaati öyle gerektirdiği için destek verdiği, bizzat iştirak ettiği sürece, dünyanın bir daha eski haline döneceğini boşuna umut etmeyelim.

Çok daha fazlası var aslında söyleyeceğim de kalanını, sabrınızı zorlamayıp, özet geçeyim istiyorum. Yukarıdaki bir iki paragrafın içerisine örtük olarak yerleştirdiğim (ve aslında insanlığın başına gelen en büyük felaketler olan) devlet, kurum, siyaset, para, bilim, teknoloji, mevzuat (hukuk), hasılı kelam, insanın kendisini tanrı yerine koyup kurguladığı ve eliyle yarattığı yapay varlıklar için çatıştığı bir dünya, dozu artarak var olduğu sürece, bir daha felah yok insanlığa. Bari birey olarak her birimiz, bir an önce kendimize, içimize bakalım, kendimizi gözden geçirelim, yanlışlarınızı düzeltelim, eksiklerimizi giderelim...

Bırakalım siyasetçiler de, mesleğinin gerektirdiği gibi davranmaya devam etsinler, kendilerine daha şaşalı bir gelecek tasavvur ededursunlar bir süre daha...

Nasılsa, önünde sonunda hepimize sirayet edecek bu vebal ve onları da sonsuza dek işsiz bırakacak...

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.