İsviçre Seyahati - V


Alpler-Lugano

Bugün yine erkenden 06.30da uyandım. Hazırlanıp merkez istasyona ulaştım. Panoda saat 7.32’de Milano’ya giden tren, Lugano’dan geçiyor. Atladım hemen. Tren dolu; daha doğrusu bencilleşen İsviçreliler ikişer koltuk zaptediyorlar. Biri kutsal emanet –çantaları- için, biri bencil bedenleri için. Trenlerde koltuklar genelde iki taraflı karşılıklı ikişerden dörder koltuk. Bir sağda bir solda. Erken gelenler gidiş yönünü kapatıyor. 

Aramakla bulunmayacak, en iyisi birisinin karşısına gidiş yönünün tersine bir koltuğa oturmak. Tersten gitmek manzarayı geriden takip etmek gibi. İnsanı yoruyor.

Zug’da inen inene. Boşalanlardan hemen sol taraftaki koltuğu kaptım. Ben de çantamı yanımdaki koltuğa koyarak İsviçreliler gibi bencilleştim. Arth Goldau’da ilk oturduğum yerde mutena tarafı kapan ihtiyar da indi. Ben hemen buraya taşındım. Artık iki taraflı sekiz koltuğa hükmedebilirim. Manzaranın güzelliğine, tren yolunun rotasına göre. Bazen dağ manzarası, bazen vadi. Trenin geçtiği rakımda güneş yok ama Alplerin yüksek yerlerine güneş vuruyor, bulutları gökyüzünde ikinci bir şerit gibi üstümüzde yol alıyor. 

Tüneller, göller, Aart Goldau’dan sonra Alplerin ihtişamı.

Trenin gidiş istikametinde bir otoban, bir de gidiş-geliş tek yönlü devlet yolu var. Tren yolu bunlarla kesişerek, yan yana, bir sağa bir sola geçerek, tünellerde birbirini kaybederek ilerliyoruz. Körebe, saklanbaç oynar gibi. Dağlar böyle yeşil mi olur, ağaçlar rengârenk. Korku tedirginlik değil güzellik, yükseklik ve insanoğlunun teknoloji sayesinde bağrını deldiği doğa ile barışık birlikteliği içinden geçip duruyoruz. Tren seyahati emniyet demekti. Şu an ihtişamlı manzaralar, sisli yamaçlar, zirvede güneş gören tepeler. Seyirlik bir sinema gibi.

Seyrek tren yolcuları. Yabancı insanlarla beraber bir trende miyim yoksa bir rüyada mı? Gençliğimde böyle bir rüya göreceğime inanabilir miydim? Ben rüyada olsam da yüzümdeki tebessüm gerçek. Manzara seyretmek büyülüyor. Elinde olmadan insanı gülümsetiyor. Demek mutluluk bizden habersiz yüzümüzde beliren tebessümde ele veriyor kendini.

Böyle manzaralar görebilsek, emniyet içinde yaşasak, çatışma-bomba-ölüm haberle-rinden uzak, güzellik içinde bizde de estetik bakış gelişebilirdi herhalde. Dünyanın cennetini görmekle, müstağni yaşamak mümkün olurdu.
 

Hah, bu tünelden sonra karlı tepeler göründü. Nasıl bir eğimle açılmışsa tüneller, yükseldiğinizi anlamıyorsunuz. Dağların karlı oluşu ile yükseldiğinizi anlıyorsunuz. Aşağı meyledince yeşil çamlar. Alplerin öte tarafına geçtik herhalde. Akdeniz’e, güneye geçiyoruz.

Goethe, Niçe, Heinrich Heine Alpleri anlatmıştı. En güçlü anlatım bile şu an benim gördüklerimi tanımlayıp yazıya dökemez. Yazının çağrışımları şu an güzel manzaralar halinde önümde akıp duruyor. Güneş bir sağ pencereden, bir sol pencereden, gözlerimizi kamaştırıyor. Bu gidişle bilincim de kamaşacak.

Manzaranın ihtişamına güneşin sıcaklığı ekleniyor. Sabah Zürih’de hava soğuk ve sisli idi. Artık Akdeniz iklimi gülümseyen bir yüzle karşıladı treni. İçindeki biz şanslı ölümlülere hoş geldin der gibi. Kuzey İsviçre’nin puslu yağmurlu patolojik havasından sonra güney sıcakkanlı bir dost, tanıdık bir arkadaş. 

Bellinzona’ya yaklaştıkça orman yerini makiliklere bıraktı. Mermer çıkarılan dağ, sanki tereyağı gibi kalıplar halinde kesilmiş. 

Bellinzona bir ova görüntüsünde. Lugano dağlardan sonra birden denize iner gibi gölle buluşuyor. Dört bir yanı dağ ve tepelerle çevrili. Ortasında göl. Emekli kenti gibi sakin ve turistik Lugano. Göl kıyısından itibaren yamaçlarda binalar yükseliyor. Trenden indikten sonra Center yazan ve lüks mahallelere giden bir otobüse bindim. Geçerken merkezi gördüm sonra gittikçe yükselen mahalleler. İnip biraz gezindikten sonra tekrar merkeze geldim. Buraya gelmeden öğrendiğim Paradiso’yu görmem lazım. Otobüsüne biniyorum. Yükselen yollarla, dağın eteklerinden dolanıp cennet gibi bir yere getiriyor. Gölde Cenevre’de olduğu gibi jet motoru ile suları yükselten bir fıskiye. Güneş, göl ve karşı dağlar.

Tertemiz kordondaki bir banka oturdum. Cenneti gören bir mümin gibi şükrettim ve hamdettim. 

Stendhal Parma Manastırında; “Bu yüzden öyle hızlı yürüdü ki, hemen o akşam Lugano'ya ulaştı . Bir İsviçre kentindeydi, Tanrı'ya şükür!

Kontes, "Kendinden haber vermek için yazacağın mektuplara imza atma sakın," diyordu. " Buraya dönünce de hemencecik Como Gölü kıyısına gelme; İsviçre toprağındaki Lugano'da dur, bekle." Lugano'yu Como Gölü'nden ayıran bu dağın en ufak keçiyollarını biliyorlardı.” Diye tanımlıyordu. Bir emniyet mahalli. Buluşmaların tehlikesiz sığınağı. Como gölünden bir dağ ayırsa da.

Murat Bardakçı Son Osmanlılar’da V. Murat’ın torunu Celal İris’i Lugano’da İtalyan mafyasının öldürmek, yalısına el koymak için dönen entrikaları anlatır. Çok şükür ben ne Osmanlı şehzadesi idim ne de karanlık kişilerle ortaklığım vardı. Sadece turist olarak görmek ve gezmek hevesim.

Borges, Atlas’ında ‘uzun, lento dağlarla çevrili büyük bir Akdeniz gölünün imgesi ve aynı dağların göle vuran ters yansısı da olacak. Lugano'ya ilişkin şaşmaz anım bu.’ diyordu. Ben daha fazlasına şahit olmuştum.

Paradiso’dan dönen otobüs bu kez göl kıyısından geliyor merkeze. Artık karnımı doyurmam gerek. Kebap yazısını görünce dalıyorum. Sivaslı bir hemşeri. Kelkitli kalfası. Döner yemem için ısrar ettiler ama felafel dedim hem de soğanlı. İlk günden bu yana soğana hasret olmuşuz. Yoksa beni de İbn Sina’ya muhalif sanırlar.

Cami var mı dedim.  7 Nolu otobüsün gittiği Pregassona’da var dediler.  Türkler olur da cami olmaz mı? Lugano merkezde, göl kıyısında dolaştım, bir sigara, kahve içtim. Baktım ufaktan yorulma emareleri var.

Otobüse binip İstasyona geldim. Banhoff yani. 13.42’de Zürih treni var. İlk defa burada 15 dakika rötar oldu. Hayret ettim, ben bile. Bindim.

Yorulmuştum güzellikleri seyretmekten. Dönüşte trende uyudum ilk defa. Kanıksıyor muyum yoksa diye şaşırdım kendime. 16.30’da Zürih Banhofa geldi tren. 16.37’de Stetbach’a tren var, atladım hemen. Kaç gündür somun ekmeklerine hastaydım. Aldım. Ekmek, biraz çikolata, bir günüm kaldı dönüş yaklaşıyor artık.

Eve gelip uyudum. Altan’ın bakır tasında sucuklu yumurta yapıp güzel ekmekleriyle yedim. Çay sigara faslına geçebilirdim.