İsviçre Seyahati - VI


Son Gün Overdose

Bugün son gün. İnterlaken, Luzern Thun üzerinden Bern’e gidecektim planıma göre. Gece uyandığımda, sabaha karşı çok yoğun sisi görünce yat aşağı dedim kendime. Bern de bundan farklı değildir, diye. Saat 9.15’de uyandım bugün. Kahvaltı yaptım. Sonra doğrudan Bern’e gitmeye karar verdim.

9.45’de otobüs durağındaydım. Stetbach’a gelince 10.02’de ZB Banhoff. Banhoffa gelince 10.32 de Bern treni. Bu ülkenin dakikliği beni de ritmine ayak uymayı öğretti. Tren saatinde hareket etti, yoldayım artık.

Bern’e geldim. İstasyon’dan çıkıp bir otobüse atladım. Eski şehrin caddelerinden geçip tarihi bir köprüye geldi. Park durağı deyince buranın Bear pitt olduğunu anladım indim. Aura ırmağı, köprü, yatay lift ile inilen seyirlik bir yer. Ayılar hakkında bilgi. Parkın ilerisinde canlısı da varmış. Ben her gün aynada görüyorum diye o tarafa yönelmedim. Bear Pitt’in parka giden geçidinde yerde yine isimler. Anlaşılan İsviçreliler ayakaltında bir iz bırakmak istiyorlar.

Bern’in simgesi olan Ayının bir hikâyesi var tabii. Bern şehrini kurmayı düşünen, Berchtold von Zahringen bölgede ilk gördüğü hayvanın ayı olduğunu söylemiş. Bunun üzerine gördüğü yere bir anıt dikilmiş ve şehrin adını ve amblemini bu güçlü (ve akıllı) hayvandan almışlar. Kuruluşundan beri Aura Nehri kıyısında 6000 hektar bir alan üzerine kurulu bu parkın içerisinde ayılara doğal hayat imkânı sunup en iyi şekilde korumaya ve beslemeye çalışmaktadırlar.

Aklımda bindiğim otobüsteki son durak Zentrum var. Durağa geldim hangi taraftan otobüs önce gelirse ona bineceğim. Yine Zentrum Paul Kle. Bindim, müze filan diyor ama değişik ve güzel mimari binalar yan yana. Birine daldım.  Çocuklara plastik sanat eğitimi veren bir merkez anladığım. İlköğretim çocukları, veliler. Yaptıkları işleri sergileyen odaları gezdim, salonda kahve pasta satan bir kantini de var. Kendime bir kahve ısmarlayıp bu güzide yerde biraz dinleneyim istedim. O kadar nezih. Manzara güzel.

Otobüsle merkez istasyona döneceğim. Rathaus’da indim. Eski şehrin su akan kanallarının şırıltısını dinleyerek, heykellerin resmini çekerek ilerliyorum.

Old Town, diyorlar. Zürihe göre daha tarihi bir şehir. Yürüdüğüm cadde boyunca her iki tarafta mağazalar, cadde arnavut taşlarıyla bezenmiş, her yüz metrede bir çeşme ve heykel. Renkli heykeller çok ilgi çekici, derin anlamları, kendine göre gizemleri de saklı ama ben bunu açıklamaya mezun değilim. Ortaçağ atmosferine zenginlik katan Zeitglockenturm saat kulesi. Parlamento binasına geldim. Burası merkezi parlamento. İçeri girdim. Gezdim.

Yayalara ayrılan bir yolda, organik tarım ürünleri de satılıyor. Fiyatlar resimde görüldüğü gibi.

Tekrar yürüyerek istasyona geldim.

 

Farklı Bir Güzergâh

Thun’a gideyim istiyorum. Tren İnterlaken Ost’a kadar gidiyor.  Bugün son gün ya, bir oburluk geldi şu İsviçre’ye doyayım istiyorum. Temaşaya doyum olmaz, diyorlar.

Yol üzerinde Thun, ondan daha güzel Spiez, Spiez’de mahalli seçimler var herhalde, afişler istasyonda. Burada siyaseti hiçbir şey olamamış ve hadi sende siyaset yap dedikleri insanlar yapıyor diye bir karara varıyorum. Siz de bakın çok mu önyargılıyım yoksa?

İnterlaken West sonra Ost. Trenden herkes indi. Ben de indim. Baktım öbür peronda bir tren Luzern’e gidiyor. İyi, o taraftan Zürih’e giderim diye atlıyorum. Bu tren Alpleri aşan tırmanıcı tren. Golden Pass. Meğer macera yeni başlıyormuş. Sadece üç vagonu var. Benim gibi Çinli turistler, başlarında rehberleri. Yol üzerindeki köylerine giden köylüler.

Tren Alpleri tırmanmaya başladı. Tırmandı, tırmandı, uçurumlar atladı, demir köprülerden geçti, tek yönlü bir demiryolu. Nasıl ayarladılarsa karşıdan gelen trenle bir köy istasyonunda karşılaştık. O geldiğimiz yere giderken biz Brünig-Hasliberg üzerinden Luzern’e gidiyoruz. Lungern, Kaiserstuhl, Giswil, her adımda bir köy, Heidi çıkıp gelecekmiş gibi yamaçlar. Dünyanın en güzel görüntüleri.

Giswil’de trenden indirdiler, hemen yakında duran otobüslere. Üç otobüs bizi alıp bu sefer karayolundan Hergisvil’e götürecek. Tren yolunda tamir veya başka bir sorun var anlaşılan. Çinlilerin yüksek sesli konuşma ve hayret nidaları arasında bir istasyona geliyoruz.  Luzern treni. Hepi topu üç vagon. Ben güzel bir bayanın karşısında yer bulup oturuyorum. Tren Çinli haykırışları ile çınlıyor. Konuşurken sesleri bir çırpınış sanki. İnsanı sersemleten bir etkiye sahip, hele bir de kalabalık olunca. Bayanla bakışıp gülüşüyoruz. Hayret ben de Avrupalı oldum, İsviçreli bir bayanla Çinlilere gülüyoruz. Kendimi batılı-medeni hissettim birden. Bayan benden onay almak ister gibiydi gülüşünün haklılığına. Hemen verdim onayı, birlikte manidar gülüştük. Bu Çinliler de pek yabani anlamında.

Fakat bu sefer ayakta kalanlar var. Çinli erkekler oturmuş, yaşlı bayanlar ayakta. Batılı ve medeni oldum ya bir de centilmen olayım dedim, bir bayana yer verdim. Çinlilerin hepsi müteşekkir oldular. Hatta bir-iki erkek Çinli yerini vermek istedi, almadım. Ayakta gidecek kadar sağlamdım işte. Hem de centilmen.

İnterlaken Ost-Luzern 16.55 yazıyordu, ilk bindiğim tren. Üç vasıta, iki tren bir otobüs değiştirdiğimiz halde tam dakikasında yetiştirdiler Luzern’e.

Luzern’e geldik ki Zürih treni hazır. Allahım, şu ülkenin tren sistemi insanı hayran bırakıyor. Son gün hepsinden güzel geçti. Bu ülkeye doyamadım. Her ülke bir hafta sonra sıkmaya başlıyor, Türkiye’yi özlüyordum. İsviçre öyle mi ya? Bir ömür yaşanır burada. İnşallah bir daha nasip olur.

O kadar yani.

Dönüş  Mukadderdir

Akşam Altan otomobille marketleri gezdirdi, çikolata aldık. Başka bir şey; hediyelik saat veya giyecek almaya kalksanız fiyatlar şaha kalkıyor. Onun için muktesit olmak gerekir. İndirim reyonlarındaki çikolatalar neyimize yetmez. Zaten bu ülkede sadece çikolata ucuz. Her çeşidi var. İsviçre mutluluğunun bir sebebi çikolata herhalde.  Mutluluk hormonunu tetikliyormuş anladığım.

Sabah Zürih havaalanına getirdi Altan. İstanbul uçağımız gelmiş. Bagaj, chek in işlemlerinden sonra ayrılıyoruz Altan’la. O burada cennet yaşamını sürdürürken ben Türkiye’nin heyecanlı atmosferine katlanacağım. Altan’dan ayrılmak, havaalanında hüzün verecekti;  belki ben tekrar gelirim, belki o gelir Türkiye’ye, diye teselli verdim kendime. Başka türlü vedalara katlanmak zor.

Uçaktayız, gazetelerimiz anında gündemine aldı beni. Şu dünyanın barış, esenlik, güzellik gündemleri de var. Türkiye gerilimli haberleri ile anında adrenalini yükseltti bile.

Yol uzun ama ben hazırım, Türkiye’ye artık. Uçak yolcuları Cumhuriyet bayramını bile siyasi tercihlerini vurgulayan ayrımcı mesajlarla kutluyorlar. Hâlbuki bu cumhuriyetin nasıl olabileceğini İsviçre’de gözlemleyip geliyoruz. Ama hayır, yüksek sesle verilen mesajlar birleştirmek için değil kendisini ayırmak, ayrılığı besleyen bir dile sahipti.

Şu pencerenin yok mu bir İsviçre manzarası.

Bu kadar farklı millet, bölge, kanton barış içinde birlikteliği çoğaltırken biz ayrılıkları besleyen bir yaklaşım içindeydik.

Pencere açamadık aramızı açtık böylece.