Mekân Hikâyeleri


Kalıcı olan nedir insandan? Şehirlere kimliğini ne kazandırıyor?  Dergiler, ekoller neden önemli ve kültürün kalp atışlarının duyulduğu mekânlar neresidir? Cevaplarını bu kitapta buluyoruz. Kitap Türkiye’nin mekân belleği. Herkesin şehrinden, uğradığı mekânlardan ve etkilendiği aydınlardan bir hatıra bulacağı önemli bir kitap Mekân Hikâyeleri.

Hayat akıp gidiyor, ömürler tükeniyor. Her şey bizimle mezara gidecek; bedenimiz, beynimiz, en önemlisi bir ömür çabayla edindiğimiz belleğimiz(deki birikim). Yokolmasını önlemek, bu birikimi yeni nesillere, gençlere, öğrencilere aktarmakla mümkün. Hele bir de yolunuzu, çizginizi sürdürecek tilmizler yetiştirmişseniz. Tilmiz: öğrenci, çırak demek sözlükte; ancak asıl anlamı düşünce ve sanatınızı geleceğe taşıyanlar, mektebe dönüştürenler, çizginizden bir ekol çıkaranlar, sizi ömrünüzden uzun yaşatanlar demek.

Türkiye'nin düşünce-kültür-edebiyat ekollerinin icmalini sergileyen bir kitap Mekân Hikâyeleri. Çok sayıda yazarın ortak emeğiyle Türkiye’nin kültürel MR’arı çekilmiş. Neler giriyor bu MR’a? Düşünce- Edebiyat Üstatları, yayınevleri, dergiler, düşünce mekteplerinin daracık-küçük sığınakları, şehirlerde kültürel merkez niteliğine bürünen kitapevleri, çay ocakları, esnaf dükkânları.

Hayret, şehirlerde nice zenginler, Karun sayılacak maddi zenginliğe ulaşanlar, onların konakları, rezidansları gir(e)memiş kitaba. Siyasetçiler, yöneticiler, ekâbir ve kodamanlar da yok bu eserde? Neden? Çünkü kişilerin kendisiyle başlayıp biten maddi zenginlikler, makamlar, şöhretler gelip geçiyor. Sahibi dışında kimseye bir şey katmaz da ondan. Başladığı yerde tükenen bir parantez, maddi zenginlikler, makamlar.

Başkaları ile birlikte düşünceyi, sanatı hâsılı insanı çoğaltan, kültürel faaliyetlerle büyüten, yazar-edebiyatçı yetiştiren mekânlar girebilir elbette bu kitaba. Kalıcı olanı ima eden içeriği, kitabın ana temasını oluşturuyor. Buna ‘somut olmayan kültürel miras’ da diyoruz. Mekânlara anlam veren ve derinlik kazandıran da insan çünkü.

“Anılar, hareketsiz olduğundan sadece mekânlaştırıldıkları ölçüde sağlamlaşır”, diyor BACHELARD Gaston. (Mekânın Poetikası, (Çev. Alp Tümertekin), İstanbul: İthaki Yayınları)

Mekâna yüklenen anılar, bireysel olduğu gibi toplumsal da olabilir. Bu mekânların bazıları, hayatın anlam kazandığı faaliyetlerin yapıldığı mekânlar ve burayla bir şekilde irtibat kuranların hafızasında iz bırakan yerler. Kişilerin, grupların ortak “Hafıza Mekânları” olur şehirlerde. Bu mekânlar, toplumsal etkileri yanında, toplumun bir üyesi olan yazarları (sanatçı-edebiyatçıları) da etkiler.  Hatta edebî-siyasî kimlikler edinmesine, birlikte adlandırılmaya ve o mekânla anılmalarına neden olur. Bazen nice insanların yetişmesine, ortak eserler üretmesine –mesela dergi çıkarmasına- zemin olan ocaktır o mekânlar.  Bu mekânlarla bütünleşen bellek, edebiyatçının- yazarın, okuyucunun kişiliğini inşa eden, duygu ve düşüncesini besleyen bir hatıra olarak anıtlaşır.

“Hafıza mekânları, öncelikle kalıntılardır. Doğası gereği yeniyi eski, genci yaşlı, geleceği geçmiş üzerinde saymaktır. Mezarlıklar, müzeler, arşivler, koleksiyonlar, bayramlar, yıldönümleri, anlaşmalar, tutanaklar, anıtlar, kutsal yerler, dernekler vd. Bütün bunlar bir başka çağın tanıkları, sonsuzluk hayalleridir. Bunlar riti olmayan bir toplumun ritleridir; kutsallığı olmayan bir toplumdaki geçici kutsallıklardır; yerel ya da bölgesel özellikleri bertaraf eden bir toplumun farklılaşmalarıdır; sadece eşit ve benzer bireyleri tanımaya yarayan bir toplumda gruba aitlik işaretleridir.’ (NORA Pierre, Hafıza Mekânları, Çev.: Mehmet Emin Özcan, Ankara: Dost Kitabevi)

Mekân Hikâyeleri, mekân-hayat-insan-zihniyet-bilinç bağlantısı içerisinde belli dönemlerde Türkiye’de öne çıkan mekânları anlatıyor. Bu mekânlarda ortaya çıkan bilincin, ruhun, düşüncenin dökümünü görüyoruz kitapta. Ve kaydını, icmalini. Ülkenin bir kesimi de olsa sanat, edebiyat ve düşünce faaliyetlerine ilişkin başvuru kaynağına dönüşüyor Mekân Hikâyeleri.  Yazarların yetkinliği ve ekollerin içerden anlatımı ile nitelikli bir toplumsal bellek haritası sunuyor.

Editörlüğünü eğitimci yazar Duran BOZ ve sosyolog Köksal ALVER’in yaptığı Mekân Hikâyeleri İz Yayınlarından çıktı.  "Mekân Hikâyeleri, mekân-insan-toplum ilişkisinin farklı boyutlarını merkeze alarak, mekânın, insanı, hayatı, toplumu, şehirleri, düşünceleri, kültürü, medeniyeti, var oluş zeminini anlamak için temel referans gören bir anlayışla’ hazırlandığı anlatılıyor arka kapakta. Kitap, mekânları değerlendirmeden kültürel kalplerin attığı yerlerin bilinemeyeceğini dile getirmiş. Mekânın temel bir referans alanı olduğu fikrinden hareket eden Mekân Hikâyeleri, aslında mekânın bir bilinç,  yaşantı, bakış inşa ettiğini görmemizi sağlıyor. Medeniyet ve zihniyet inşası, kültürel mekânlardan bağımsız düşünülemez. Bu yönüyle kültürel mekânların gücüne ve işlevine dair Türkiye’nin son elli yılına damgasını vurmuş insanların, düşünce-edebiyat mekânlarının icmalini tutuyor adeta.

Belleğimizdeki derin izleri ile mekân hikâyeleri farklı yazarların kalemlerinde dile gelmiş. Kimler var kitapta yazılarıyla; M. Ökkeş Evren, Hüseyin Su, Arif Ay, N. Ahmet Özalp, Seyfettin Ünlü, Celal Ceren, Aykut Ertuğrul, Ali Sali, Muhsin Bostan, Cemil Çiftçi, Akif Hasan Kaya, Mücahit Koca, Nazım Payam, Asım Öz, Mehmet Ali Abakay, Ali Ayçil, Murat Ertaş, Şahin Torun, Şakir Kurtulmuş, Tayyib Atmaca, Musa Bakırcı, Bekir Oğuzbaşaran, Ali Emre, Ali Ural, Osman Bayraktar, Ali Görkem Userin, Hamdi Akyol, D. Mehmet Doğan, İbrahim Yarış, Âtıf Bedir, Erdoğan Aydoğan, Yunus Develi, Mehmet Narlı, Ümit Savaş Taşkesen, Recep Şükrü Güngör, Faruk Karaaslan, Hilmi Uçan, Mustafa Özçelik, Ömer Şevki Hotar, Mustafa Şahin, Erol Afşin, Sıtkı Karadeniz, Turan Güler, Necati Mert, Selçuk Küpçük, Fahri Tuna, Şaban Sağlık, Fikret Uslucan, Hüseyin Kaya, Mahmut Kaya, Hayrettin Orhanoğlu, Mustafa Uçurum, Emin Selçuk Taşar, Müştehir Karakaya, Mustafa Çiftçi…

Cumhuriyet dönemi 1950-2000 arasında elli yılın şehirlerde iz bırakan mekânlarını anlatan kitap; onlarca yazarın hatıralarını, dergi odalarını, çay ocaklarında kurup yıktığımız devletlerin trajik kapanışlarını, yeni bir umutla başlangıçları içerden, o mekânla ilgisi olan yazarların kaleminden dile gelmesine imkân sağlamış. Nereler bunlar; Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Hece, Yedi İklim, Hareket, İkindi Yazıları, Merdiven, Sur … Dergilerinin belleklerden çıkıp gelen hikâyeleri,

İstanbul, Ankara, Kütahya, Van, Gaziantep, K. Maraş. Erzincan, Erzurum, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Malatya, Ordu, şehirleri, bu şehirlerde iz bırakan kitabevleri ve en önemlisi çay ocakları, buluşma mekânları.  Sohbetlerde yapıldığımız bütün mekânlar, birbirini çoğaltan-zenginleştiren insanlar, geçmişin tozlu sayfalarından aydınlık bir yarına doğru canlanmış, çıkıp geliyor.

Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayezıt, Nurettin Topçu, Atasoy Müftüoğlu, Mehmet Ali Zengin…  ve son elli yılın yazarları, edebiyat ve sanatçıları, gönül ehli insanlar. Özellikle çay ocakları, kitapla, edebiyatla, düşünce ile haşir neşir olan insanlar üzerinde neden unutulmaz izler bırakmış?  Çay ocakları, kültürel bir merkez haline nasıl gelmiş, aydınların tanışıp buluştuğu, saatlerce konuşup siyasal, kültürel, dinî eğitim aldığı merkezler.

Kitap bütün bunları ve daha fazlasını mekân bilinci üzerinden anlatan güzel yazılarla dolu.

Benim de Hacı Bayram'da Bir Gönül Ehli; Emin Acar ve Bor'da bir radyocu vitrinindeki edebiyat dergilerinde oluşan düş gücünü anlattığım iki yazıyla katıldığım bir kitap Mekân Hikâyeleri.

Özellikle Duran Boz'u ve Köksal Alver'i bu çalışma nedeniyle tebrik ediyorum. Belki bir daha kurulamayacak bir geçmişi geleceğe taşıyan çabaları nedeniyle.