Yol Düşünceleri II


 

 

I. At sefer ve savaş binitiydi. Elbette at üzerinde savaşçı bir ruh gelip bulurdu süvariyi. Yayalardan yüksekteydi ve hasmına karşı avantajlar sağlardı. Uzun mesafeleri hızla kat etmesinin stratejik üstünlüğü tartışılmaz. Orta Asya’dan çıkan imparatorluklar buna delildir. Hun, Göktürk, Moğol, Selçuklu imparatorlukları mesela. Atilla ve Cengiz’i de ekleyin. Atın ehlileştirilmesi ve atlı çoban kültürünün ortaya konması ilk Türklere bağlanabilir, insanlık tarihinde ulaşılan bu başarı, kavimlerin ve diğer kültürlerin gelişmesinde fevkalade sonuçlar doğurmuştur.

Atların yetişmesi için uygun meralar bulunuyordu Orta Asya’da. Bir atın değeri kırk metre ipekli kumaştı o zamanlar. Atlar göçebe ruhlar için mesafeleri aşmak, yeni ülkelere ulaşmak, savaşta galip gelmek için elzemdi. Üstelik göçebe ruhlara soylu bir özellik kazandırıyordu.

L. Ligeti bu konuda şu tespiti yapmıştır: "Anlaşıldığına göre M.Ö. 4. yüzyıla kadar Çin'de tipik Hun atlı kültürü bütünüyle meçhuldü. Geleceğin okçu Hun savaşçısı daha çocuk çağında eğitimlere başlıyor, koyun sırtında biniciliği deniyor, önce sincap, gelincik ve kuşlara, sonra da tilki ve tavşanlara ok atarak, atıcılığa alışıyor, büyüdüğü zaman da mükemmel bir atlı muharip oluyordu" (Asya Hunları)

O. Menghin'e göre at, eski Türklere insan ruhunu okşayan şu iki beşeri imkân sağlamıştır. Biri at üstünde insanın kendisini başkalarından daha üstün hissetmesi, yani üstünlük duygusu, diğeri atın sürati sebebi ile zamanda istenilen yere ulaşabilme iştiyakının tatmini. Menghin'e göre ilki eski Türklerde "beylik gururu " uyandırıyor, ikincisi ise geniş ufuklara hükmetme, hâkimiyet ve cihangirlik" duygusunu kamçılıyordu.

Bugün at, atçılık daha çok aristokrat, zengin ve üst sınıfların uğraşı haline gelmiştir.  At yarışları ile avamın buna dâhil olması kumardan öteye gitmez. Yine de at yarışları oynamanın, diğer piyangolara göre hem ayrıcalıklı bir yanı olduğu; hem de ilgi alanı olarak atların soy kütüğünü takip etmek gibi bilgilenmeyi gerektirdiği açıktır.

 

II. Zamanımızda atın yerini otomobil aldı. Belki bu yüzden otomobil erkeksi bir araçtır. Kadınlar da sürücü elbette; yollarda görürüz ama tedbirli kullanıyorlar, aracın hakkını vermekten çok ulaşımla sınırlı bir amaç dışına taş(a)mıyor onların sürücülüğü. Oysa erkekler için neredeyse varoluşsal bir ihtiyaçtır otomobil. Ayağının yerden kesildiğine, evin reisi olduğuna, hali vakti yerinde, aç-açık olmadığına delildir.

Şehir içinde bu gücü, sürücü olarak yaşayamazsın. Sürekli dur-kalk katastrof etkisi yapar. Engellendiğin, kıstırıldığın duygusu verir. Şehirlerarası yollarda bile kaza-yol yapımı vs. nedenlerle uzun süre kuyruklara takılıp nihayet kurtulduğunda gazı köklersin. Gerekmediği halde, başka zaman daha yavaş gitmene rağmen uzun kuyruk sonunda hızlanmak iyi gelir.

 

III. Hiçbir hayal gücüne ilham vermeyen şehir bir eksilme/azalma mekânıdır.

Şehir “keskinliğini” körleştiren bir huzur, iradenizi-gücünüzü vampir gibi emen soğurucu yaradır. Sürekli huzur; nefret, öfke ve tiksinti gibi hayati işlerle uğraşmanın önüne bir engel olarak dikilir ve yolundan saptırır insanı. Statlardaki spor karşılaşmaları sınırlı-sorumlu bir rahatlama verse de bir hafta geyik çevirirken terbiye eder, zararsız spor yorumları ile kadınların onayladığı bir alanda kalmaktan kurtaramaz. Son zamanlarda futbol spiker ve yorumcularına kadınları da kattılar belki bu nedenle.

Ev güvenlidir. Hane halkının gözü önündesin; yanlarında. Tehlikede değilsen de aynı zamanda "tehlikeli" de değilsin. “Erkeklerin afyonu" asıl evdir, düzen ve monoton hayat. Çocukluğa özlem duyurur ve hayatı, zorluklarını erkekçe karşılamaktan uzaklaştırır. Kaçıştır; haneye, ana rahmi gibi güvenli gelen yuvaya. Erkek yabanidir ama şehrin ve kadının terbiye ettiği eriyen bir muma benzemiştir. Her şey dışarda kalır; tehlike, macera hayat. Kahramanların kendi akıl ve iradesini ev ortamının insanı sersemleten mobilyalarına, bebek zıbınlarına, düğün töreni hazırlıklarına teslim etmesi evcilleştirir.

IV. Yolculuk mucizesi sayesinde erkek bu tuzaktan tam zamanında sıyrılır.

Kadınların denetim altında tuttuğu evden yerli yersiz uzaklaşmak kuşkulara yol açar. Oysa iş için, mesleğin gereği yola çıkarsan kuşkuya yer yoktur; üstüne hayırlı dilekler, sağ-salim menziline ulaşsın duaları alırsın. Müşterek meskeni paylaşanlar uzun süren birliktelikten sonra çıkılan yolculuk hane halkının sizi sevdiğini anlamalarını sağlar. Kazandığı tüm parayı evin hanımına vermek üzere gün boyu bir patron için çalışıp didinen erkeklerin, bu iklimden kurtulma anıdır bir bakıma.

Yolculuk, korunaklı haneden, haminne gibi kanatları açan kadınlardan, etrafında bin bir taleple dolaşan ihtiyaçlardan-çocuklardan uzaklaşma, kafa dinlemedir.

"Asi her zaman evden kaçış halindedir. Kendisini evcimenliğe karşı tanımlar ve terbiye edilmekten ödü kopar; ev tam da maceraların bulunmadığı yerdir. Kahramanlara yaraşır bir hayat ancak asinin kopuşu gerçekleştirmesiyle, Robert Bly’ın kadınların “kuvvet uygulama alanı” olarak adlandırdığı alandan kendisini uzaklaştırmasıyla mümkün hale gelir. (Simon Reynolds-Joy Press-Seks İsyanları)

Dağlar, ırmaklar, vadiler ovalar aşıldıkça tabiattan çok kendi vahşi doğasına avdet etmiş olur.

Yola ailesi ile çıkan bile bu duyguyu yaşar. Kadınlar için emniyetli, kaza bela olmadan ulaşılacak menzile varmak önemlidir. Çocukların gözünde kahraman, karısının nezdinde kaptandır artık. Evdeki roller değişmiştir. Otomobille yola çıkmak mesafeleri kısaltır; geniş ufuklara hükmetme, hâkimiyet ve cihangirlik duygusu gelip bulacaktır uzun yola çıktığında.

At üzerinde ülkeler fethedenler; yolların fatihi olur günümüzde. Kamyon yazıları hayata bakışın ibretli mesajlarını da taşır üstelik.

Erkekler için macera yola çıkarken başlar. Yoksa trafiğin verdiği heyecanı ve telefatı nasıl açıklayabiliriz?