DÜŞÜNCE

Demokrasi Din Olmamalı

16 Şubat 2016

Demokrasi belki diktatörlüğe, belki oligarşiye, belki vesayetçi-jakoben anlayışa, belki faşizme göre daha iyidir, ama o kadar. Bu sıralama kendi kategorisi için geçerlidir. İslam bir dindir ve demokrasi bunun yerine ikame edilemez. İslam’ı bütünüyle demokrasi sınırları içerisinde yorumlamak, dini değil demokrasiyi esas almaktır. Bir başka deyişle demokrasiye uymayan din kurallarının sizin nezdinizdeki kabul edilebilirliği nedir? Eğer dinin demokrasiye uymayan taraflar sizin kafanızda sorun teşkil ediyorsa burada din açısından bir sorun var demektir.

Tercüme Kaynaklarının Getirdiği Sorunlar, Lodos Rüzgârları*

13 Şubat 2016

Topraklarında, uzun yıllar, Batılı devletlerin işgalini, kaynaklarının yağmalanışını yaşayan -dolayısıyla bir işgal kültüründen geçen- İslâm toplumları, yaşadıkları travmanın da etkisiyle muktedirlere öfke doluydular. Yazar ve bilim adamları, kitaplarını bu öfke ve tepki ile kaleme aldılar. Özellikle “cihat” kavramına güç kullanma ile sınırlayıcı bir yorum getirdiler; bir yanıyla bir barış dini olan İslâm’dan şiddete “cevaz” aradılar. Oysa Hz. Peygambere göre asıl “büyük cihat” nefisleri dizginlemekti.

İslâmcı Entelijansiyadaki Kriz

10 Şubat 2016

Dindar/muhafazakâr aydınlar, edebiyatçılar, entelektüel anlamda bir boşluktalar, bir sükût, kendi içlerinde yaşadıkları bir hayal kırıklığından söz edilebilir belki. Ama çeşitli siyasal ve toplumsal şartlardan olsa gerek, geçmişin diri söyleminin gücünü yitirdiğini, anlamın nispeten boşaldığını henüz tam anlamıyla fark etmiş de değiller. Ya da kimse, bu sükutun, bu boşluğun, bu seviye düşüşünün sebeplerini konuşmaya, tartışmaya hazır değil!.. Oysa İslâmcı sanat-edebiyat camiasında, aydınlarda, bir savruluş, ciddi anlamda bir seviye düşüşü yaşandığı, dillerinin ve söylemlerinin zamanın dili ve sorunlarıyla örtüşmediği, en azından etkisini ve gücünü kaybettiği kesin, ama bu bağlamda ciddi bir özeleştiri, ciddi bir tahlil de yapılamadı, yapılmıyor!..

Kitapla Büyümek

10 Şubat 2016

Kitaplar bize ideolojik bir kale kuracaktı. Abdulkadir Udeh’in İslam Ceza Hukuku, Ömer Nasuhi Bilmen’in Hukuki İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu… cilt cilt kitapları devirmek bir ödev olmuştu artık. Gönlümüzdeki devleti kurmayı sağlayacak mühimmat ve teçhizatla kuşanıyorduk. Kuşatma binlerce yıl sürse bile direnebilirdik. Özgürlüğün çekimine ne kadar kapılmışsak; ideallerimizin o kadar tutsağı olmuşuz. O zaman bize romantik gelen “tasarım”ın bugün İŞİD elinde şeytanlaştırılması, itici hale gelmesi ne kadar hazin bir sonuç. 

“Türk Düşüncesi”ne Dair Birkaç Not

08 Şubat 2016

“Kendi dünyasında yaşayan” ve bu dünyayı yegâne hakikat olarak sunma çabasında olan aydınlarımız vardır. Lakin bu aydın, büyük oranda realite karşısında kaybetmek durumunda kalmıştır. Bu cümleden olmak üzere, “bizde düşünce yok” cümlesini diline pelesenk edip, kendini yokluğa inandıran aydınımız, yokun yerine ikame etmek için “yeni bir düşünce” koyamadı. Bu yeni düşünce tercümelerle ve yeni metotlarla geliştirilebilirdi; maalesef bu konuda yeterince bir çabanın içine girildiğini göremiyoruz.  Fakat bu “yok sayma” ve “küçük görme” anlayışının etkisinde kalan bizler,  öğrenilmiş çaresizlik kıskacı altında iki tavır geliştirdik.

Gazali Perspektifinden Düşünce Dünyamızın Bugünden Okunuşu

08 Şubat 2016

Kelam, İslam'ın inançla ilgili öğelerini konu olarak almakta ve onları rakip her türlü teoloji veya öğretiye karşı savunma amacını gütmektedir. Bunun ise, felsefenin özgür ve eleştirici tutumuna, evreni bizzat kendisi bakımından bilme gerçeği, Aristoteles'in deyimiyle, arkasında bir çıkar duygusu taşımayan bir tavırla tanıma amacına hayli aykırı bir yaklaşımı temsil ettiği görülmektedir. Nitekim bu nitelikleri bakımından Kelam, Farabi, İbni Sina, Ebubekir Razi, İbni Rüşt gibi filozofların sürekli eleştirisine hedef olmuştur. Ünlü Yahudi filozofu Maymonides, filozofların Kelam’a yönelttikleri bu eleştiriyi özellikle Eşarici doğa felsefesi ile ilgili olarak çok çarpıcı bir biçimde dile getirir. Ona göre filozoflar varlığa tarafsız, nesnel ve özgür bir biçimde yaklaşarak onun ne biçimde olduğunu bilmek isteyen insanlardır.

Postmodernizm: Yeni Moda Modernizm mi, Epistemik Bir Kırılma mı?

07 Şubat 2016

İbn Haldun’u, akli bilim - nakli bilim kıskacından kurtarıp, doğru dürüst anlamayı başarmalıyız. Çünkü akli bilim varsa, akli olmayan bilimi de arayıp bulmamız gerekir. Oyun kurmak zorundayız. Topu dağıtıp, kanatları sahaya sürmemiz gerekiyor. Sühreverdi, Molla Sadra ve Gazali’yi, bugüne kadar, Narkotik Haz niyetiyle tükettik; esrar ya da şarap tüketir gibi. Onların, ontolojik gerçekliklerin, epistemolojik gerçekliklerle nasıl ortadan kaldırıldığına dair; doktriner potansiyel taşıyan “Sefer”lerini, bugüne kadar anlayamadık. Çünkü bize efsunlu gelen büyülü fısıltılara itibar edip, gol atacağımızı sandık ve ofsayta düştük. İbn Teymiye, Aristo Mantığındaki “İnsanlar ölür” önermesinden sonraki bütün yargıların totolojik olduğunu söylüyor. 

Akademisyenler Bildirisi ve İfade Hürriyeti

03 Şubat 2016

İfade hürriyeti sadedimize geri dönecek olursak bu konudaki ezberlerimizi düzeltelim: İfade hürriyeti, sadece ötekilerin “gagalarını ne kadar açacakları”na ilişkin size bahşedilmiş bir takdir yetkisi değildir. Bütün diğer hak ve hürriyetler gibi, sizin de “sadece bir insan teki” olarak katıldığınız, “zora ve şiddete başvurma oyunbozanlığı”na tevessül etmemek üzere sözleşmiş, “türdeş insan tekleri”nin biraraya gelmesinden oluşan bir “kamusal varoluş” vasatında, “insan sıfatındaki her ferde, tanınmaması halinde insanlık haysiyetinin korunamayacağı” bir şeydir ifade hürriyeti. Bu hürriyet, sadece sizin hoşunuza giden ya da kayıtsız kalabileceğiniz düşüncelerin dile getirilmesine hoş bakmanız, müsamaha gösterebileceğiniz fikirlerin kamuoyuna duyurulmasını hoş görmeniz anlamına gelmiyor efendiler!

Prospektüsü Okunmamış Kavramlar

02 Şubat 2016

  Öyle bir dönem yaşadık ki, birbirimizi değerlendirmede,  yakınlaşmada ya da uzaklaşmada, eğitimimiz, yaşam tarzımız, birikimimiz, yeteneklerimiz, performansımız, ölçü ve duruşlarımız hep bu iki kelimeye sığdırıldı. İlerici olmak demek münhasıran  solcu olmak demekti. Hangi fraksiyona mensup olursanız olun, eğer sağcı iseniz ilerici olma şansınız bir lütuftan ibaretti. “Sağcısın ama diğerlerinden farklısın” gibi bir iltifata mazhar olanlar kısmen de olsa ilericiler arasında kendine bir yer buluyordu. Solcu olmanın da birkaç umdesi vardı (sosyalistlik, komünistlik sizlere ömür); Atatürkçü olmak birinci koşuldu. 

Varlığın Aslı Fikir

02 Şubat 2016

Günümüz İslam düşüncesi alanında yazanların bir kısmının fazlasıyla popülist takıldığını, güncel hadiselerin etkisinde fazla kaldığını düşünüyorum. Popüler olan çekicidir, fakat geçicidir de. Esasında bu sadece bizimle ilgili bir sorun değildir, çağdaş dünyanın en büyük zaaflarından birisi budur. Gerçi popüler ve popülist olmak, değişen ve değiştiren, hayata dinamizm kazandıran şey olarak iftiharla takdim ediliyor. Üstelik bu büyük bir kâr da getiriyor. Fakat kalıcı olan nedir? Örneğin çok iyi bir şarkı kaç gün ya da kaç ay dayanıyor? En iyi filim kaç yıl izleniyor? Daha dün giyilen elbiseler çoktan modadan kalkmadı mı? Geçen hafta tartışılan siyasi fikirlerin bu hafta değeri var mı