DÜŞÜNCE

Prof. Dr. Ramazan Yelken ile Söyleşi

28 Ocak 2016

- Türk halkı başkanlık sistemini nasıl algılıyor? - Cemaat olgusunun sosyolojik analizi - Geleneksel toplumla modern toplumda cemaatın yapısı ve işlevi nedir? - Geçmişte ve günümüzde kamusal alan nedir? - Otoriterlik ile vesayet arasında sistem arayışı olarak başkanlık sistemi gibi konuların değerlendirildiği 30 Ocak 2016 Cumartesi akşamı saat 21:00'da Prof. Dr. Ramazan Yelken hocamızla canlı olarak gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin video kaydını izlemek için tıklayın. 

 

Yazı ve Otorite

22 Ocak 2016

O dönem bana ve benim gibilere donkişot gözüyle bakılıyor ve siyaset bilmediğimiz için bu sıkıntılara maruz kaldığımız söyleniyordu. Karşıda devasa bir güç vardı, bu güce hiçbir siyasi, politik ya da ekonomik desteği olmayan birisi olarak karşı durmak romantiklik ya da macera idi. Bizimki bile bile ladesti ve sonuçlarına tevekkülle katlandık. Tam altı kez başarısız olduk (Hakkımızdaki şikayetlerin bir faydası oldu. Kesip biriktirmediğim yazılar bir dosya halinde. İnsan hayatında, hem de en verimli çağında altı yıl azımsanmayacak bir süre. Hem içerden/aileden, hem dışarıdan/dost ve ahbaplardan tavsiye, yazma ve konuşmaya ara vermemdi. Ara verdik. Yazıp konuşsak bile oto sansürden birkaç kez geçirdik. 

Faşizmin Rönesansı

22 Ocak 2016

Dünyanın siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve kurumsal güç merkezleri, tüm insanlar için taahhüt edilmiş olan temel insan hakları külliyatının Müslümanlara sözkonusu olduğunda gözle görülür şekilde azaltılarak uygulanmasını cesaretlendirdiği veya buna müsamaha ettiği sürece, suça müsamaha göstermiş ve faşizmi cesaretlendirmiş olacaktır. Charles B. Anthony’nin imzasıyla 9 Aralık 2015 yılında yayınlanan makalenin son kısmında şunlar yazılıydı: “Müslümanlara halen sadece Müslüman oldukları için yolda veya siyaset kürsülerinizde bu şekilde saldırmaya devam ederseniz, size karşı çıkacağımı bilin. Terörü doğuran savaş politikalarınıza devam edecekseniz, susmamı beklemeyin. Benim taahhüdüm oğlumun geleceğidir. Ancak, faşizm kanserine karşı mücadele bireysel değil, hepimizin geleceği için yürütülmesi gereken bir savaştır”.  

Kırk Yamalı Terakki Bohçası

22 Ocak 2016

Demek ki medeniyet ve terakkî yalnızca “maddî güç”ten ibaret değil. Oysa Namık Kemal ve kuşağı, medeniyet ve terakkîyi esas olarak bilimsel ve teknolojik araçlar, yani maddî ilerlemeler bütünü olarak görme eğilimindeydi. Ondan yaklaşık elli yıl sonra bir başka Osmanlı aydını, medeniyet ve terakkînin yalnızca “maddî” ilerlemelerden ibaret olmadığını ileri sürmekte, bir bakıma yalnızca maddî ilerlemeyi hedefleyen bir medeniyet ve terakkî anlayışına da karşı çıkmaktadır.  Hasan Hikmet aynı yazıda devamla; “… medeniyet, şekli ve maddesi itibariyle tedkik olunduğu kadar ruhu itibariyle de tahlil olunmalıdır.” der ve  “medeniyetin ruhu”ndan bahseder. 

Felsefe,Din,Bilim İlişkisi ve Türk Filozoflarına Getirilen Eleştiriler

16 Ocak 2016

Bilimlerle felsefeyi birbirinden ayıran belki en önemli bir özellik, bilimin anlam ve değer sorunlarıyla ilgilenmemesine karşılık, felsefenin yapısı itibariyle, bu tür sorunlardan bağımsız kalamamasıdır. Felsefenin konusu olan bilgi, sözcüğün etimolojisinin de gösterdiği üzere salt bilimsel bilgi değil, aynı zamanda bir bilgelik niteliği taşıyan bilgidir. Bilgelik ise insanın evrendeki yeri ve anlamına, insan hayatının ereği ve insanın kaderine ilişkin bazı özel türden sorulara cevap getirme işlevinde olan bir bilgidir. Felsefenin bilimin sormadığı bu sorulara, duymadığı bu ilgi ve kaygılara cevap arayan niteliği, onunla din arasında bazı ortak noktaların varlığını ortaya koyar. Çünkü her din de esas itibariyle insanın özü, evrenin yapısı, insanın evren içindeki yeri, insanı gelecekte bekleyen kadere vb. hususlara ilişkin bazı temel soruları anlamlı ve kavranabilir  bir bütün içinde cevaplamak isteyen bir metafiziktir.

İtirazım var!

15 Ocak 2016

Ringe çıkmış iki boksör düşünün. Gong çalıyor ve dövüş başlıyor. Boksörler bir müddet hızlı hareketlerle birbirlerini yokluyorlar. Derken birisi diğerinin burnuna doğru bir sağ direk sallıyor. Diğer boksör şöyle tam hedefe teslim, sağlam bir kroşe ile cevap vermeye hazırlanırken hakem düdük çalıyor ve ilk yumruğu sallayan boksörü diskalifiye ettiğini söyleyip ringden atıyor.Ne dersiniz? Böyle bir boks maçının seyircisi olsanız nasıl tepki verirdiniz? Herhalde sözüm ona galip gelen sporcunun en hararetli taraftarı olsanız bile böyle bir maç seyretmek sizi bokstan soğuturdu. Ya ringde kalıp, adil bir maçta rakibine rahatlıkla üstünlük sağlayabileceği halde tek yumruk atamadan şampiyon ilan edilen boksör olsanız ne yapardınız? Bu yapılana razı olur muydunuz? Böylesi şaibeli bir "galibiyeti" başarılarınız arasında anabilir miydiniz?

Demokrasi Kimin Yönetimi

23 Aralık 2015

Vatandaş çünkü, bugünkü laik kavramına esin teşkil eden laikos kavramı, o dönemde, vatandaş sayılmayan köleler, kadınlar ve taşralılar için kullanılıyor. Agora sadece pazar yeri değil hiç kuşkusuz. Agora; toplanma yeri, insanların buluştukları, konuştukları, kaynaştıkları yerler. Aynı zamanda agora eğlence alanı. Kısacası agora, lümpen insanların yaşadığı; estetik, artistik ve edebi hiçbir değer taşımayan popüler kültürün üretildiği ve paylaşıldığı; niteliksiz ve saygın olmayan ilişkilerin yürütüldüğü bir mekanı anlatıyor ve bu mekanın mukim ve müdavimlerine de Grek’ler, demos demiş.

Kültürsüz Terakki: Mehmed Âkif'te Terakki Düşüncesi

22 Aralık 2015

   Modern Batı, “terakkî” düşüncesi dairesinde, dinle bilimi birbirinden ayırmakla kalmamış, İslâm’ın bilime, ilerlemeye, uygarlığa engel bir din olduğu iddiasını da yayarak, efendi-köle diyalektiği üzerinden Müslümanları peşinen “köle”liğe, “gerilik”e mahkûm etmiş, egemenliğini böylece, kendi yarattığı “ilerleme dini”nin hükümleriyle kalıcı kılmak istemiştir. Kaynağı oryantalistler olan ancak Ernest Renan’dan sonra Batı’da daha da güçlenen bu “İslâm karşıtı” düşünceye Tanzimat yıllarından itibaren Namık Kemal, Ahmet Midhat, Ziya Paşa,  Ali Ferruh, Atâullah Bâyezidof, Emir Âli, Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Cemaleddin Afganî gibi Müslüman aydınlar, “reddiye”ler kaleme aldılar.

Aziz Sancar'ın Nobel Ödülü ve Bir "Bilim-Kondu" Ülkesinden Çıkış

17 Aralık 2015

Aziz Sancar’ın uluslararası başarısını, kendisinin de bir hayli teşne olduğu anlaşılan “kamuoyuna mal etme” amacının ötesine taşıyarak topluma mal etmek, bilim kurumlarını ayağa kaldırmakla mümkündür. Onun başarısı memlekette bilim kurumları için bir misyon haline dönüştürülmedikçe “birkaç günlük bir âlâ-yı vâlâ seramonisi” olarak kalacaktır. Böyle bir misyon için, öncelikle üniversiteleri çocuk okutan kurumlar olmaya mahkum eden şu “Yükseköğretim” heyulasından kurtulmak gerekir.