DÜŞÜNCE

Gazali Perspektifinden Düşünce Dünyamızın Bugünden Okunuşu

08 Şubat 2016

Kelam, İslam'ın inançla ilgili öğelerini konu olarak almakta ve onları rakip her türlü teoloji veya öğretiye karşı savunma amacını gütmektedir. Bunun ise, felsefenin özgür ve eleştirici tutumuna, evreni bizzat kendisi bakımından bilme gerçeği, Aristoteles'in deyimiyle, arkasında bir çıkar duygusu taşımayan bir tavırla tanıma amacına hayli aykırı bir yaklaşımı temsil ettiği görülmektedir. Nitekim bu nitelikleri bakımından Kelam, Farabi, İbni Sina, Ebubekir Razi, İbni Rüşt gibi filozofların sürekli eleştirisine hedef olmuştur. Ünlü Yahudi filozofu Maymonides, filozofların Kelam’a yönelttikleri bu eleştiriyi özellikle Eşarici doğa felsefesi ile ilgili olarak çok çarpıcı bir biçimde dile getirir. Ona göre filozoflar varlığa tarafsız, nesnel ve özgür bir biçimde yaklaşarak onun ne biçimde olduğunu bilmek isteyen insanlardır.

Postmodernizm: Yeni Moda Modernizm mi, Epistemik Bir Kırılma mı?

07 Şubat 2016

İbn Haldun’u, akli bilim - nakli bilim kıskacından kurtarıp, doğru dürüst anlamayı başarmalıyız. Çünkü akli bilim varsa, akli olmayan bilimi de arayıp bulmamız gerekir. Oyun kurmak zorundayız. Topu dağıtıp, kanatları sahaya sürmemiz gerekiyor. Sühreverdi, Molla Sadra ve Gazali’yi, bugüne kadar, Narkotik Haz niyetiyle tükettik; esrar ya da şarap tüketir gibi. Onların, ontolojik gerçekliklerin, epistemolojik gerçekliklerle nasıl ortadan kaldırıldığına dair; doktriner potansiyel taşıyan “Sefer”lerini, bugüne kadar anlayamadık. Çünkü bize efsunlu gelen büyülü fısıltılara itibar edip, gol atacağımızı sandık ve ofsayta düştük. İbn Teymiye, Aristo Mantığındaki “İnsanlar ölür” önermesinden sonraki bütün yargıların totolojik olduğunu söylüyor. 

Akademisyenler Bildirisi ve İfade Hürriyeti

03 Şubat 2016

İfade hürriyeti sadedimize geri dönecek olursak bu konudaki ezberlerimizi düzeltelim: İfade hürriyeti, sadece ötekilerin “gagalarını ne kadar açacakları”na ilişkin size bahşedilmiş bir takdir yetkisi değildir. Bütün diğer hak ve hürriyetler gibi, sizin de “sadece bir insan teki” olarak katıldığınız, “zora ve şiddete başvurma oyunbozanlığı”na tevessül etmemek üzere sözleşmiş, “türdeş insan tekleri”nin biraraya gelmesinden oluşan bir “kamusal varoluş” vasatında, “insan sıfatındaki her ferde, tanınmaması halinde insanlık haysiyetinin korunamayacağı” bir şeydir ifade hürriyeti. Bu hürriyet, sadece sizin hoşunuza giden ya da kayıtsız kalabileceğiniz düşüncelerin dile getirilmesine hoş bakmanız, müsamaha gösterebileceğiniz fikirlerin kamuoyuna duyurulmasını hoş görmeniz anlamına gelmiyor efendiler!

Prospektüsü Okunmamış Kavramlar

02 Şubat 2016

  Öyle bir dönem yaşadık ki, birbirimizi değerlendirmede,  yakınlaşmada ya da uzaklaşmada, eğitimimiz, yaşam tarzımız, birikimimiz, yeteneklerimiz, performansımız, ölçü ve duruşlarımız hep bu iki kelimeye sığdırıldı. İlerici olmak demek münhasıran  solcu olmak demekti. Hangi fraksiyona mensup olursanız olun, eğer sağcı iseniz ilerici olma şansınız bir lütuftan ibaretti. “Sağcısın ama diğerlerinden farklısın” gibi bir iltifata mazhar olanlar kısmen de olsa ilericiler arasında kendine bir yer buluyordu. Solcu olmanın da birkaç umdesi vardı (sosyalistlik, komünistlik sizlere ömür); Atatürkçü olmak birinci koşuldu. 

Varlığın Aslı Fikir

02 Şubat 2016

Günümüz İslam düşüncesi alanında yazanların bir kısmının fazlasıyla popülist takıldığını, güncel hadiselerin etkisinde fazla kaldığını düşünüyorum. Popüler olan çekicidir, fakat geçicidir de. Esasında bu sadece bizimle ilgili bir sorun değildir, çağdaş dünyanın en büyük zaaflarından birisi budur. Gerçi popüler ve popülist olmak, değişen ve değiştiren, hayata dinamizm kazandıran şey olarak iftiharla takdim ediliyor. Üstelik bu büyük bir kâr da getiriyor. Fakat kalıcı olan nedir? Örneğin çok iyi bir şarkı kaç gün ya da kaç ay dayanıyor? En iyi filim kaç yıl izleniyor? Daha dün giyilen elbiseler çoktan modadan kalkmadı mı? Geçen hafta tartışılan siyasi fikirlerin bu hafta değeri var mı

Prof. Dr. Ramazan Yelken ile Söyleşi

28 Ocak 2016

- Türk halkı başkanlık sistemini nasıl algılıyor? - Cemaat olgusunun sosyolojik analizi - Geleneksel toplumla modern toplumda cemaatın yapısı ve işlevi nedir? - Geçmişte ve günümüzde kamusal alan nedir? - Otoriterlik ile vesayet arasında sistem arayışı olarak başkanlık sistemi gibi konuların değerlendirildiği 30 Ocak 2016 Cumartesi akşamı saat 21:00'da Prof. Dr. Ramazan Yelken hocamızla canlı olarak gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin video kaydını izlemek için tıklayın. 

 

Yazı ve Otorite

22 Ocak 2016

O dönem bana ve benim gibilere donkişot gözüyle bakılıyor ve siyaset bilmediğimiz için bu sıkıntılara maruz kaldığımız söyleniyordu. Karşıda devasa bir güç vardı, bu güce hiçbir siyasi, politik ya da ekonomik desteği olmayan birisi olarak karşı durmak romantiklik ya da macera idi. Bizimki bile bile ladesti ve sonuçlarına tevekkülle katlandık. Tam altı kez başarısız olduk (Hakkımızdaki şikayetlerin bir faydası oldu. Kesip biriktirmediğim yazılar bir dosya halinde. İnsan hayatında, hem de en verimli çağında altı yıl azımsanmayacak bir süre. Hem içerden/aileden, hem dışarıdan/dost ve ahbaplardan tavsiye, yazma ve konuşmaya ara vermemdi. Ara verdik. Yazıp konuşsak bile oto sansürden birkaç kez geçirdik. 

Faşizmin Rönesansı

22 Ocak 2016

Dünyanın siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve kurumsal güç merkezleri, tüm insanlar için taahhüt edilmiş olan temel insan hakları külliyatının Müslümanlara sözkonusu olduğunda gözle görülür şekilde azaltılarak uygulanmasını cesaretlendirdiği veya buna müsamaha ettiği sürece, suça müsamaha göstermiş ve faşizmi cesaretlendirmiş olacaktır. Charles B. Anthony’nin imzasıyla 9 Aralık 2015 yılında yayınlanan makalenin son kısmında şunlar yazılıydı: “Müslümanlara halen sadece Müslüman oldukları için yolda veya siyaset kürsülerinizde bu şekilde saldırmaya devam ederseniz, size karşı çıkacağımı bilin. Terörü doğuran savaş politikalarınıza devam edecekseniz, susmamı beklemeyin. Benim taahhüdüm oğlumun geleceğidir. Ancak, faşizm kanserine karşı mücadele bireysel değil, hepimizin geleceği için yürütülmesi gereken bir savaştır”.  

Kırk Yamalı Terakki Bohçası

22 Ocak 2016

Demek ki medeniyet ve terakkî yalnızca “maddî güç”ten ibaret değil. Oysa Namık Kemal ve kuşağı, medeniyet ve terakkîyi esas olarak bilimsel ve teknolojik araçlar, yani maddî ilerlemeler bütünü olarak görme eğilimindeydi. Ondan yaklaşık elli yıl sonra bir başka Osmanlı aydını, medeniyet ve terakkînin yalnızca “maddî” ilerlemelerden ibaret olmadığını ileri sürmekte, bir bakıma yalnızca maddî ilerlemeyi hedefleyen bir medeniyet ve terakkî anlayışına da karşı çıkmaktadır.  Hasan Hikmet aynı yazıda devamla; “… medeniyet, şekli ve maddesi itibariyle tedkik olunduğu kadar ruhu itibariyle de tahlil olunmalıdır.” der ve  “medeniyetin ruhu”ndan bahseder. 

Felsefe,Din,Bilim İlişkisi ve Türk Filozoflarına Getirilen Eleştiriler

16 Ocak 2016

Bilimlerle felsefeyi birbirinden ayıran belki en önemli bir özellik, bilimin anlam ve değer sorunlarıyla ilgilenmemesine karşılık, felsefenin yapısı itibariyle, bu tür sorunlardan bağımsız kalamamasıdır. Felsefenin konusu olan bilgi, sözcüğün etimolojisinin de gösterdiği üzere salt bilimsel bilgi değil, aynı zamanda bir bilgelik niteliği taşıyan bilgidir. Bilgelik ise insanın evrendeki yeri ve anlamına, insan hayatının ereği ve insanın kaderine ilişkin bazı özel türden sorulara cevap getirme işlevinde olan bir bilgidir. Felsefenin bilimin sormadığı bu sorulara, duymadığı bu ilgi ve kaygılara cevap arayan niteliği, onunla din arasında bazı ortak noktaların varlığını ortaya koyar. Çünkü her din de esas itibariyle insanın özü, evrenin yapısı, insanın evren içindeki yeri, insanı gelecekte bekleyen kadere vb. hususlara ilişkin bazı temel soruları anlamlı ve kavranabilir  bir bütün içinde cevaplamak isteyen bir metafiziktir.