DÜŞÜNCE

Guénon Bize Ne Söyler?

06 Mart 2016

Guénon Batı medeniyetinin temel parametrelerini ele alarak bugün bütün insanlık ve bu arada Batı dışı bütün topluluklar tarafından gıpta ve bazen aşağılık kompleksiyle izlenmeye ve taklit edilmeye çalışılan yönelimlerini ciddi eleştiriye tabi tutmuştur. Öyle ki modernliğin insanlığa sunduğu bütün değerler onun eserlerinde tamamen sorun üreten yönleriyle sunulur. Onu okuduğumuz zaman Batı dünyasına ait bütün olumlu özellikler gözümüzde küçülür ve değerlerini yitirmeye başlar. İlerleme, gelişme, bireycilik, bilimcilik, sekülerlik, rasyonalite vs. bütün bu kavramların ifade ettiği değerler hep modernliğin insanlığa armağan ettiği ancak bizi büyük bir uçurumun kenarına getiren yönelimler olarak ortaya konulur.

İslamcılık mı Müslümanlık mı?

01 Mart 2016

Dindar kesim için, ideolojik çıkış, o günün dili ve kabullerine uygun  mağrur bir  başkaldırı duruşu olarak görünmüştür. Bu başkaldırı duruşu bir ölçüde de Türkiye’de sanayileşmeye bağlı olarak kentleşme süreciyle ilgilidir. Bu süreçte kentin çekiciliği ile köyün, daralan imkanlardan kaynaklanan iticiliği kırsal nüfusu kentlere taşımıştır. Bu sürecin ivme kazanmaya başlaması 60’lı yılların sonudur. Nitekim sosyalizmin, devrimci retorikle meydana çıkması, kentte oluşan yeni işçi sınıfının potansiyel gücüne umut bağlamıştır. Türk Modernleşmesi içinde adeta kent dışı alanlarda yaşama imkanı bulmuş geleneksel dindarlık, aynı süreçte kentte hem yeni imkanlarla karşılaşmış, hem de yeni meydan okumalarla başa çıkmak durumunda kalmıştır.

Kazakistan'da Latin Alfabesine Geçiş Hazırlıkları

29 Şubat 2016

Türk dünyasını Latin alfabesinde birleştirme girişimleri bilindiği gibi 1926 yılında Azerbaycan’ın Bakü şehrinde toplanan ‘Dil Kurultayı’ ile başlar. Bu kurultaya Türk dünyasından ve Türkiye’den delegeler katılmış, ilk defa Türkçenin geleceği tartışılmıştır. Kurultayda alınan en önemli karar Türk dünyasını Latin alfabesinde birleştirmek olmuştur. Bazı delegeler itiraz etmişse de çoğu delege alfabe değişikliğinden yana oy kullanmış, oluşturulan alfabe kimi farklılıklarla 1939-40 yılına kadar Sovyetler Birliği'ni oluşturan cumhuriyet ve topluluklarca kullanılmıştır.1939-40 yıllarında bütün Türk toplulukları Rus kökenli Kiril alfabesine geçirildi ve bu yıllardan itibaren alfabe meselesinin üzeri küllendi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1949 yılında Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle Türkiye ile Sovyet Birliği ilişkileri karşılıklı olarak donduruldu. Böylece Türkiye’nin Türk dünyasıyla kültürel bağları tarihimizin en zayıf noktasına indi. Bu karanlık dönem 1985 yılına kadar sürdü. Bu süreçte bırakın alfabe meselesini, bağımsız Türkiye'de dahi Türk dünyası gündeme getirilemedi.

Zeka-Ahlak-Motivasyon

28 Şubat 2016

Çağ atlayan Türkiye, küllerinden doğan medeniyet, İslam dünyasının geri dönen hamisi gibi retorikler bir çoğumuzu ne kadar heyecanlandırsa da, içinden geçtiğimiz müthiş duraklama dönemi, görebilen gözlerin önünde acı bir hakikat olarak duruyor. Sanki üzerimize ölü toprağı serilmiş gibi.Mütemadiyen iş değil, boş laf üretiyoruz.Mesela siber saldırıya uğruyoruz. Bu tür bir saldırıya dayanmak için hiçbir hazırlığımız olmadığı, bugüne kadar bu iş için hiçbir kapasite oluşturmadığımız ortaya çıkıyor. Bir Bakan daha yaşadığımız hezimetin üzerinden daha üç gün bile geçmemişken  "Siber savaşa hazırız" diye gazetelere beyanat veriyor.

Bazı İzâhat

17 Şubat 2016

Felsefe tarihi alanında akademik çaslışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, uzunca süren bir çalışma takvimiyle, geçtiğimiz Ekim ayında "Tanzimattan Günümüze Türk Düşünürleri "(7 cilt) adlı eseri yayınladı. Yazarımız Bilal Kemikli, daha evvel "Tanzimattan Günümüze Türk Düşüncesinde Ne Eksik" ve "Türk Düşüncesine Dair Birkaç Not" başlıklı iki yazı kaleme almıştı. Prof. Bolay, bu yazılar etrafında, yazarımıza hitaben bir mektup yazarak, işaret edilen eksikliklere ve eleştirilen konulara ilişkin bir cevap vermiş oldu. Yazarımız Sayın Kemikli, kendisine hitaben yazılan mektubu, hocası da olan , projenin editörü Prof.Bolay'ın iznini alarak burada yayınlamanın doğru olacağını düşündü. Sözkonusu mektup aşağıdadır.  

Demokrasi Din Olmamalı

16 Şubat 2016

Demokrasi belki diktatörlüğe, belki oligarşiye, belki vesayetçi-jakoben anlayışa, belki faşizme göre daha iyidir, ama o kadar. Bu sıralama kendi kategorisi için geçerlidir. İslam bir dindir ve demokrasi bunun yerine ikame edilemez. İslam’ı bütünüyle demokrasi sınırları içerisinde yorumlamak, dini değil demokrasiyi esas almaktır. Bir başka deyişle demokrasiye uymayan din kurallarının sizin nezdinizdeki kabul edilebilirliği nedir? Eğer dinin demokrasiye uymayan taraflar sizin kafanızda sorun teşkil ediyorsa burada din açısından bir sorun var demektir.

Tercüme Kaynaklarının Getirdiği Sorunlar, Lodos Rüzgârları*

13 Şubat 2016

Topraklarında, uzun yıllar, Batılı devletlerin işgalini, kaynaklarının yağmalanışını yaşayan -dolayısıyla bir işgal kültüründen geçen- İslâm toplumları, yaşadıkları travmanın da etkisiyle muktedirlere öfke doluydular. Yazar ve bilim adamları, kitaplarını bu öfke ve tepki ile kaleme aldılar. Özellikle “cihat” kavramına güç kullanma ile sınırlayıcı bir yorum getirdiler; bir yanıyla bir barış dini olan İslâm’dan şiddete “cevaz” aradılar. Oysa Hz. Peygambere göre asıl “büyük cihat” nefisleri dizginlemekti.

İslâmcı Entelijansiyadaki Kriz

10 Şubat 2016

Dindar/muhafazakâr aydınlar, edebiyatçılar, entelektüel anlamda bir boşluktalar, bir sükût, kendi içlerinde yaşadıkları bir hayal kırıklığından söz edilebilir belki. Ama çeşitli siyasal ve toplumsal şartlardan olsa gerek, geçmişin diri söyleminin gücünü yitirdiğini, anlamın nispeten boşaldığını henüz tam anlamıyla fark etmiş de değiller. Ya da kimse, bu sükutun, bu boşluğun, bu seviye düşüşünün sebeplerini konuşmaya, tartışmaya hazır değil!.. Oysa İslâmcı sanat-edebiyat camiasında, aydınlarda, bir savruluş, ciddi anlamda bir seviye düşüşü yaşandığı, dillerinin ve söylemlerinin zamanın dili ve sorunlarıyla örtüşmediği, en azından etkisini ve gücünü kaybettiği kesin, ama bu bağlamda ciddi bir özeleştiri, ciddi bir tahlil de yapılamadı, yapılmıyor!..

Kitapla Büyümek

10 Şubat 2016

Kitaplar bize ideolojik bir kale kuracaktı. Abdulkadir Udeh’in İslam Ceza Hukuku, Ömer Nasuhi Bilmen’in Hukuki İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu… cilt cilt kitapları devirmek bir ödev olmuştu artık. Gönlümüzdeki devleti kurmayı sağlayacak mühimmat ve teçhizatla kuşanıyorduk. Kuşatma binlerce yıl sürse bile direnebilirdik. Özgürlüğün çekimine ne kadar kapılmışsak; ideallerimizin o kadar tutsağı olmuşuz. O zaman bize romantik gelen “tasarım”ın bugün İŞİD elinde şeytanlaştırılması, itici hale gelmesi ne kadar hazin bir sonuç. 

“Türk Düşüncesi”ne Dair Birkaç Not

08 Şubat 2016

“Kendi dünyasında yaşayan” ve bu dünyayı yegâne hakikat olarak sunma çabasında olan aydınlarımız vardır. Lakin bu aydın, büyük oranda realite karşısında kaybetmek durumunda kalmıştır. Bu cümleden olmak üzere, “bizde düşünce yok” cümlesini diline pelesenk edip, kendini yokluğa inandıran aydınımız, yokun yerine ikame etmek için “yeni bir düşünce” koyamadı. Bu yeni düşünce tercümelerle ve yeni metotlarla geliştirilebilirdi; maalesef bu konuda yeterince bir çabanın içine girildiğini göremiyoruz.  Fakat bu “yok sayma” ve “küçük görme” anlayışının etkisinde kalan bizler,  öğrenilmiş çaresizlik kıskacı altında iki tavır geliştirdik.