DÜŞÜNCE

Postmodern Oryantalizmin Bir Yansıması Olarak İslamofobi

24 Mart 2016

Bütün bu gelişmelerin ışığında İslamofobi konusunu Batı’nın düşünce kodlarından, tarihi geleneğinden, Müslüman coğrafyasının yeraltı kaynaklarından, Avrupa’ya göç hadisesinden, dünyadaki güç dengelerinin çıkar mücadelesinden bağımsız düşünmek ve analiz etmeye çalışmak mümkün değildir. Bu süreçte Müslümanların iki büyük günahı olduğu anlaşılıyor; birincisi üzerinde yaşadıkları toprakların altındaki büyük enerji kaynakları ve ikincisi Avrupa’ya işçi sınıfında göç etmek zorunda kalmalarıdır.

Dünya Göç-Terör Kıskacında

23 Mart 2016

Foucault ‘’Hukuk “hayır!” derken, disiplin “evet” der; hukuk belli davranışları yasaklar, disiplin belli davranışların kanıksanmasını sağlar.  İkisi de sınır çizer, iktidarın nesnesi üzerinde denetim kurmayı hedefler. İkisi de riski sıfıra indirmek ister, “anomaliden” hoşlanmaz.’’ diyordu. Terörün –özellikle canlı bombalamaların- tam bir anomali olduğu açıktır. Bu, hukuku askıya alacak sıkı tedbirleri gerektirir ve disipliner toplumlarda olduğu gibi herkes bunu gerekli görmeye ve onaylamaya hazırdır. Uluslararası politikalar, devletler/iktidarlar için ‘’nüfusun belirli bir kısmını’’ gözden çıkarılabilmek uygulanagelen bir tercihtir. Güvenlik, anomalileri yadsımaz; bilakis, sistemin işleyebilmesi için anomaliye ihtiyaç duyar. Nüfusun bir kısmı “harcanabilir” olmalıdır.’’ Her devlet bu anlayışı gizli bir gündem olarak ajandasında saklar. Uluslararası politikalarda ise devletlerin vatandaşları için kitlesel ölümler göze alınabilecek bir ihtimaldir. 11 Eylül olayını hatırlayalım.

“Reisu’l-Ulema” Hâcı Hâfız Bedri Efendi Hamid (Abaz)

22 Mart 2016

Raporda ayrıca, Müslümanlara yönelik yapılan haksızlıklardan da özellikle Osmanlı Devleti’nin buralardan ayrılmasından sonra uygulamaya konulan Agrar Reformu (toprak kanunu) ile Türklerin ve tüm Müslümanların torpaklarının ve mallarının ellerinden alınması, bunun sonucunda da bu toprakları terkedip buralardan göç etmek zorunda bırakılmalarından bahsedilmektedir. Devlet okullarındaki din derslerinin eksikliği ve yetersizliği ile resmi devlet okullarına çocukların ve ailelerinin ilgisizliği de vurgulanmakadır. Türklerin ve diğer Müslüman ahalinin anadillerinde eğitim haklarının Sırplar tarafından verilmemesi, bu olumsuz durumun oluşmasına neden olan en önemli hususlardan biridir. Raporun devamında, tüm zorluklara rağmen Müslüman ahalide birlik ve beraberlik ruhunun devam ettiğine, milli ve manevi değerlere bağlılıklarının sürdüğüne de temas edilmektedir.

Din, Tarih ve Medeniyet Algısı-I

21 Mart 2016

Her şey, Devlet-i Aliyye’nin son iki yüzyılında medreselerde fen ve matematik bilimlerinin önce ikinci plâna itilmesi, sonra kaldırılmasıyla başladı (3). Devlet ve toplum olarak geri gidişe çözüm aramak üzere Avrupa kapılarına giden devlet erkânı, “Batıdan teknoloji getirecekti”. Dönüşte Batı kültürünü öğreten okullar açtı, zamanla hızla yaygınlaştırdı bunu. Tanzimat döneminden beri büyük bir gayretle dairesi içine girmeye çalıştığımız Batı, ayağına kadar getirilen bu okullarda kendisine doğru gelen mağluplarının önce beynini felç etti; sonra kültür kodlarını mefluç hâle getirdi; ardından da bu insanların ülkelerini bir bir işgal etti (1914-1922). Bu ülkelerin bazıları şu anda bile maddi işgal altındadır. Bu işgaller, Cemil Meriç’in ifadesiyle ‘efendisin ilâçlarını çalıp içen ahmak uşak’lar, yani aydınlar eliyle gerçekleştirildi. Şimdi bu topraklardaki insanların derin bir kimlik bunalımı vardır.

Para Noya

16 Mart 2016

Ne zaman televizyon izlesem, haberlere baksam aklıma hep Necip Fazıl’ın Pencereye koştum kızıl kıyamet,  Dediklerin çıktı ihtiyar bacı dizeleri gelir. Ya da Atasoy Müftüoğlu’nun Bunca Tuğyan, Bunca Issızlık’ı geliyor çınlıyor kulaklarımda. Tabutlar, siren sesleri, çığlıklar, yanık et kokuları, etrafa saçılmış metal parçaları, korku ve panik içinde insanlar, dizlerini döven analar, babalar, bacılar. Zamanla tepkilerimizin azaldığını, sayı saymaya başladığımızı fark ettim. Ionesco’nun Gergedanına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bugün sayı nispeten az diyerek teselli bulmak.  Dualar ve beddualar yarışıyor. Hakkı savunmaktan çok, haklı çıkma peşinde mi koşuyoruz? (And the ghost enters). 

Avrupa Birliği Merkezli Küreselleşme-Batılılaşma Kıskacındaki Türkiye

14 Mart 2016

Açıkça ifade edilmemiş olmasına karşın, Avrupa Birliği’nin kuruluşunda bu ortak kültürün etki etmediğini ileri sürmek gerçekçi olmaz. Belki de bu yüzden kimi çevrelerce Avrupa ortak kültürüne dâhil olmadığı gerekçesiyle, kimi zaman da daha açık olarak ve Avrupa Birliği’nin bir Hıristiyan kulübü olduğu iddialarıyla Türkiye’nin üyelik başvurusuna karşı çıkılmaktadır. Her ne kadar Avrupa Birliği yetkilileri bunu derhal yalanlasa ve Avrupa Birliği’nin birincil mevzuatında (Avrupa Birliği-Maastricht Anlaşması, Roma Anlaşması ki, 2009’da yürürlüğe giren ve AB’nin birincil mevzuatı içerisinde yer alan Lizbon (Reform) Antlaşması ile adı “Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma” (ABİDA) olarak değiştirilmiştir) içerisinde doğrudan böyle bir atıf olmasa da Avrupa Birliği’nin kuruluş felsefesi içerisinde Hıristiyanlığın hiçbir etkisinin bulunmadığını ileri sürmek tarihi misyonuyla da bağdaşmaz.

Kilis Aynasında Osmanlıdan Cumhuriyete Modernleşmenin Taşrası ya da Taşranın Modernleşmesi-1

10 Mart 2016

Tek Parti döneminde şehrin çok sayıda tarihi camisi satıldı. Bunların bir kısmını halk kendi arasında para toplayarak satın aldı ve amacı dışında kullanılmasına mani oldu. Bir kısmı ise Hacı Derviş Camii gibi, Kilis’in CHP’li bir ailelerinden birine satılmıştı. Şehrin merkezinde, bulunan Hacı Derviş Camii, cami ve medrese olarak 400 yıllık bir geçmişe sahiptir. Medresesinde yetişen alimler arasında; Kilisli Muallim Rıfat Bilge, Sağıroğlu Müftü Muharrem Kemal Efendi, Bedrizade Müftü Hâki Efendi, Kilis’in büyük velisi Şıh Efendi namıyla maruf Baytazzade Mehmet Vakıf Efendi ilk akla gelenlerdir. Bu tarihi camii, beyaz eşya ve tüp deposu olarak kullanılıyordu. 1976 yılında bu aile, karanlığın bastırdığı bir saatte, tarihi caminin örneği çok az bulunan minare ve kubbesini yıktırmaya başladı. Görenler yıkıma engel oldu. Ertesi gün AP, MSP ve MHP’lilerin organize ettiği, neredeyse Kilis halkının tamamının katıldığı bir gösteri düzenlendi. Gösteriden sonra üç partinin yöneticileri ve Kilis’in aydınları tutuklandı. (Bu camii, yine Kilis halkı, topladığı parayla sahibinden satın aldı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devretti. Vakıflar Genel Müdürlüğünün tamir ve restorasyonundan sonra geçen yıl yeniden ibadete açıldı)

Üniversitelerimiz ve İnsani Sorunlarımıza Çözüm Arayışları

09 Mart 2016

Evet, bende hamasetle biz bin yıldır aynı kültürü paylaşıyoruz, aynı şeylere gülüyor, aynı şeylerden etkileniyor ve ağlıyoruz, aynı gelecek ümidiyle yaşıyoruz, aynı hülyaları kuruyoruz demek isterdim. Yaşadığım bu beş sene bunun böyle olmadığını, en azından her şeyin bu kadar yolunda gitmediğini fısıldamaktadır. Ankara’dan ya da İstanbul’dan görünen, okunan bir Türkiye, Diyarbakır’dan, Hakkari’den, Tunceli’den aynı şekilde okunmamaktadır. İnsani sorunlarımız, kimlik sorunlarımız artmaya devam etmektedir. İki taraf arasındaki yorum farklılıkları, anlayış farklılıkları üzerine gidilmekte, körüklenmekte, ardı alınmaz derecelere getirilmek istenmektedir. Ekonomik yetersizlik içerisindeki vatandaşlarımızda bu cambazlıklara alet edilmektedir.

Modern Özne

08 Mart 2016

Marx, Modernite’ye yönelik ilk amansız eleştiriyi dile getiren düşünür olmasına karşın, şu veya bu biçimde Marx’tan mülhem olduklarını Türkiye’de seslendirip duranların kafasında çağdaş olan ve çağdaş olmayan kategorileri vardır. Daha da ilginç olan şu: Kafalarındaki bu kategorilere göre, Marx; çağdaş olmayanların aforoz edilmesine fetva veren modern bir azizdir. Marx, “yanlış bilinç”le, tam da bunu anlatmaya çalışıyor. Ama ne yazık ki, biz bunu anlatamıyoruz ve artık bununla zamanımızı israf etmeyelim.Belirli bir zaman aralığında, belirli insanların ve insan kümelerinin yaşam koşullarından bazılarına “modern” etiketi yapıştırabiliriz. Bu etiketin yararlı ve iyi yenilikleri işaret ettiğini düşünüyorsak, bu güzelliklerin yaşanmasına ve yaşandığı zaman aralığına modernite deriz. İyi olanın, yararlı olanın bütün insanlar için iyi ve yararlı olduğuna inanıyorsak, bunun adı modernizmdir. Başka insanların ve toplumların da bu güzellikleri yaşamasını, benimsemesini istiyor ve bunun için çabalıyorsak, bunu modernizasyon kavramı ile anlatırız