EDEBİYAT

Cahit Zarifoğlu'nu Anlamak

10 Haziran 2020

Cahit Zarifoğlu hep anlaşılması zor bir şair diye nitelendirilmiştir. Gerçekte öyle mi? Şiiri modern Türk şiiri içerisinde nereye oturuyordu ? Bu bağlamda o anlaşılmazlığı ortadan kaldıracak anahtar açıklamalar nelerdir ? Kişiliği ile hayat/sanatı arasında nasıl bir ilişki var ? Epik bir dille anlatılan Yedi Güzel Adam şiirlerindeki yedi güzel adam gerçekten kim? Vefatının 33. yıl dönümünde Baha Yılmaz sordu, şair ve akademisyen kimliğini harmanlayan Prof. Dr. Yılmaz Daşçıoğlu bir bir anlattı. Söyleşi bu anlamda her yönüyle bir Zarifoğlu'nu anlama kılavuzuna dönüştü.

Cahit Zarifoğlu'nun Şifreli Dünyası

05 Haziran 2020

Müthiş ve kendine özgü usüllerle çalışan bir muhayyilesi vardı. Çocuk edebiyatına yönelişi bile onun zengin muhayyilesinin zaptedilmez taşkınlığına bulunmuş bir çareydi. O muhayyilenin çocuk edebiyatına çıkış arayan süreci, kendi çocuklarıyla benimkileri yan yana oturtarak masallar anlatmaya başladığı ve benim de dinleyiciler arasında yerimi aldığım  dönemde gördüm. Coşan bir ırmağı yudum yudum nasıl dışarı bıraktığını bir büyük çocuk olarak gördüm. O hikayelerin irticali haldeki ilk dinleyicilerindenim.

Boşluğu Ense Kökünde Gezdiren Adam: Necip Fazıl

25 Mayıs 2020

O bir dava adamıydı. O, dinin ve dindarın horlandığı bir dönemde, bir diriliş için ilk kıvılcımı çaktı. Necip Fazıl, dinin toplum hayatından itilmeye çalışıldığı, dini anlayışın çarpıklaştırıldığı, dinin şekle indirgendiği bir dönemde, dindar insanın kendine güveninin kalmadığı, dindar insanın adeta horlandığı bir ortamda  mücadelesini sürdürüyordu. Onun için dini şekle indirerek özünden soyan müslümanı uyarmaya çalıştı. Onun ham softa kaba yobaz tavsifi böyle bir endişenin ürünüdür.

¨Ateş Denizi¨nin Kıyısında

23 Mayıs 2020

Musiki her insanın hayatında izler bırakır. Çünkü musiki hatıraların birikiminden ibarettir. Yöremizin bir türküsünü veya bir şarkıyı neden diğerlerinden daha çok severiz? Çünkü mutlaka o türkü veya o şarkıyla ilgili bir hatıramız vardır. Türk beşlilerin eserlerini inceleyen; önemli bir kısmı halk musikimizden devşirmelerdir. Zorla ne hatıra yaratılır ne de teraküm edebilir. Kaldı ki musiki gibi asude ve müşterek bir sanat dalı niye siyasete malzeme olsun? Doğumuzda ve batımızda sıralanmış, kalkınmış veya kalkınmamış ülkelerin hiç birisinde musiki bizimki kadar siyasete malzeme olmamıştır.

Mustafa Kutlu'nun Masalı

19 Nisan 2020

Bir konuşmasında Mustafa Kutlu şöyle der: “Ben kötü alışkanlıkları olan biriyim. Sokaklarda okuyan, kahvehanelerde yazan, kütüphanesi olmayan, savruk, derbeder bir adamım.” Gerçekten de kahvede okur, kahvede yazar. Öğrencilik ve öğretmenlik yıllarında da öyledir, kahvede ders çalışır ve yazılı kâğıtlarını okey şakırtıları arasında okurdu. Fazla çalışmaz, işini bir-iki saatte bitirir. Yazdıklarını defalarca tashih eden yazarlar vardır, o öyle değildir. Yayımladığı hikâyelerin yüzde sekseni ilk yazdığı haliyledir. Yer yer imlâ kurallarında aksamalar da olsa metne fazla dokunmaz. Evinde ne çalışma masası vardır, ne de kütüphanesi.

Urfalı Beyzâde: Akif İnan

10 Şubat 2020

Maraş Lisesi’ndeki edebiyat ekolü yenilikçiydi ve öztürkçe kelimeleri göze batacak denli çok kullanırdı. Yani genellikle yakın dönem edebiyatçılarını daha çok okuyor ve benimsiyorlardı. Dolayısıyla Akif İnan’ın edebiyat anlayışıyla Maraşlıların edebiyat anlayışı birbiriyle uyuşmuyordu. Her ne kadar edebiyat hocaları Yusuf Ziya Beyzâdoğlu Divan şiirini sevdirerek okutmuşsa da, eski şairler gibi yazmaya hiçbiri de heves etmemişti. Maraş ekolü bir Fuzûlî, bir Nâbî ve bir Şeyh Galip’ten çok, yakın dönem edebiyatçılarını takip ediyor, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İlhan Berk, Cemal Süreya, Ece Ayhan gibi şairleri okuyorlardı. Mehmet Akif İnan ise Urfa’da temelden aldığı Divan edebiyatı zevkini sürdürüyor, aruzla şiir yazma anlayışını 1950’li ve 60’lı yıllarda da kendince devam ettirmek istiyordu. Ne de olsa Maraşlıların toprağında Necip Fazıl’ın, baba tarafından onun toprağında da Nâbî’nin mayası vardı.

Bir karakter âbidesi: M. Orhan Okay

13 Ocak 2020

Dedeleri Kafkaslardan gelmesine rağmen doğma büyüme İstanbullu olan, Beşir Ayvazoğlu’nun Tarık Buğra’nın Küçük Ağa’sından mülhem deyişiyle “İstanbullu Hoca”nın söylediklerinde biraz da, her yıl yazları birkaç ay uğranılan payitahttan 35 yıl uzak kalmanın büyüttüğü bir özlemin yumaklandığını görüyorsunuz. Bu kadar yıl aradan sonra Hoca İstanbul’a temelli döndüğünde kendisini Afrika’da anlatılan bir masal kahramanı Unkama’ya benzetir. Canavarların peşine takılıp giden ve kendisini tanımadığı bir kasabada bulan, sonunda memleketine tekrar dönen, ancak döndüğünde doğup büyüdüğü yerleri tanımakta güçlük çeken bir masal kahramanı Unkama’ya.

Acaba Neden?

27 Mayıs 2019

Türk edebiyatında 'Uyurgezerler romanının bir muadili mevcut aslında: Yakup Kadri'nin 'Kiralık Konak' eseri. Ama biz daha ileri gidelim. Herman Broch, Stefan Zweig seviyesinde bir yazar iken Mithat Cemal Kuntay, Thomas Mann ayarında bir romancımız. Onun tek eseri 'Üç İstanbul' bir dünya klasiği niteliğinde ve Elias Canetti'nin 'Körleşme', Thomas Mann'ın ' Buddenbrocks' ve Herman Broch'un ' Uyurgezerler' romanlarından daha üstün. Fakat ne yabancı dillere çevrilir ne de okullarda okutulur.

İnteraktif Edebiyat (Ya Da Öykü Yeni Bir Döneme mi Giriyor?)

20 Mayıs 2019

Deneysel edebiyatın yamacında kımıldayıp duran dijital edebiyat ya da bizim denetimli edebiyat dediğimiz interaktif (etkileşimli) edebiyat dönemi mi görünüyor ufukta? Böyle bir soru sorulmalıdır. Bize bunu ilk haber veren Mihail Bakhtin idi elbette. Edebiyatımızda bu dönemi ilk gören yazar, Hasan Boynukara’dır. Konuyu risk alarak ilk omuzlayan; bu avangart çıkışa ilk öncülük eden yayıncı ise Adnan Mecit Yüksel (Bilge Kültür Sanat)’i de anmamız gerek.

Gün Bugünkü Gündür Saat Bu Saat

13 Nisan 2018

Ölüm gerçektir, dünya hayatı geçicidir; fakat bütün bunlara rağmen, dünyanın keşfedilmeye değer nice güzellikleri vardır. Ama çoğunlukla insan bu güzelliklerin de tıpkı dünya hayatı gibi geçici olduğunu unutup, ölüm gerçeğinden uzaklaşabiliyor. Diğer bir ifadeyle bu güzellikler, dünya hayatının geçiciliğini unutturuyor. Bu durumda kimi şairler, bilhassa geçici güzellikten kalıcı, değişmeyen ve bozulmayan gerçek güzelliğe yönelebilmiş şairler, adeta bir uyarıcı gibi gür ve kararlı sedayla haykırmış ve ölüm gerçeğinden uzaklaşan muhataplarını uyandırmışlardır. Böylesi bir misyonu ifa eden şairlerden birisi Ruhsâtî’dir.