DÜŞÜNCE

İtirazım var!

15 Ocak 2016

Ringe çıkmış iki boksör düşünün. Gong çalıyor ve dövüş başlıyor. Boksörler bir müddet hızlı hareketlerle birbirlerini yokluyorlar. Derken birisi diğerinin burnuna doğru bir sağ direk sallıyor. Diğer boksör şöyle tam hedefe teslim, sağlam bir kroşe ile cevap vermeye hazırlanırken hakem düdük çalıyor ve ilk yumruğu sallayan boksörü diskalifiye ettiğini söyleyip ringden atıyor.Ne dersiniz? Böyle bir boks maçının seyircisi olsanız nasıl tepki verirdiniz? Herhalde sözüm ona galip gelen sporcunun en hararetli taraftarı olsanız bile böyle bir maç seyretmek sizi bokstan soğuturdu. Ya ringde kalıp, adil bir maçta rakibine rahatlıkla üstünlük sağlayabileceği halde tek yumruk atamadan şampiyon ilan edilen boksör olsanız ne yapardınız? Bu yapılana razı olur muydunuz? Böylesi şaibeli bir "galibiyeti" başarılarınız arasında anabilir miydiniz?

Demokrasi Kimin Yönetimi

23 Aralık 2015

Vatandaş çünkü, bugünkü laik kavramına esin teşkil eden laikos kavramı, o dönemde, vatandaş sayılmayan köleler, kadınlar ve taşralılar için kullanılıyor. Agora sadece pazar yeri değil hiç kuşkusuz. Agora; toplanma yeri, insanların buluştukları, konuştukları, kaynaştıkları yerler. Aynı zamanda agora eğlence alanı. Kısacası agora, lümpen insanların yaşadığı; estetik, artistik ve edebi hiçbir değer taşımayan popüler kültürün üretildiği ve paylaşıldığı; niteliksiz ve saygın olmayan ilişkilerin yürütüldüğü bir mekanı anlatıyor ve bu mekanın mukim ve müdavimlerine de Grek’ler, demos demiş.

Kültürsüz Terakki: Mehmed Âkif'te Terakki Düşüncesi

22 Aralık 2015

   Modern Batı, “terakkî” düşüncesi dairesinde, dinle bilimi birbirinden ayırmakla kalmamış, İslâm’ın bilime, ilerlemeye, uygarlığa engel bir din olduğu iddiasını da yayarak, efendi-köle diyalektiği üzerinden Müslümanları peşinen “köle”liğe, “gerilik”e mahkûm etmiş, egemenliğini böylece, kendi yarattığı “ilerleme dini”nin hükümleriyle kalıcı kılmak istemiştir. Kaynağı oryantalistler olan ancak Ernest Renan’dan sonra Batı’da daha da güçlenen bu “İslâm karşıtı” düşünceye Tanzimat yıllarından itibaren Namık Kemal, Ahmet Midhat, Ziya Paşa,  Ali Ferruh, Atâullah Bâyezidof, Emir Âli, Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Cemaleddin Afganî gibi Müslüman aydınlar, “reddiye”ler kaleme aldılar.

Aziz Sancar'ın Nobel Ödülü ve Bir "Bilim-Kondu" Ülkesinden Çıkış

17 Aralık 2015

Aziz Sancar’ın uluslararası başarısını, kendisinin de bir hayli teşne olduğu anlaşılan “kamuoyuna mal etme” amacının ötesine taşıyarak topluma mal etmek, bilim kurumlarını ayağa kaldırmakla mümkündür. Onun başarısı memlekette bilim kurumları için bir misyon haline dönüştürülmedikçe “birkaç günlük bir âlâ-yı vâlâ seramonisi” olarak kalacaktır. Böyle bir misyon için, öncelikle üniversiteleri çocuk okutan kurumlar olmaya mahkum eden şu “Yükseköğretim” heyulasından kurtulmak gerekir.

Kültürel Birikimimiz ve Anadolu Rönesansı'nın Kodları

15 Aralık 2015

Muhammed İkbal’e göre  İslam’ın ortaya çıkması, aslında akıl ve tecrübe çağının başlaması anlamına gelmekteydi. Çünkü bir yönüyle risalet, kendi kendini feshetmişti.  İslam’dan önceki eski dünya, tüm kültürler ve dinler, yeniden ve beklenmedik anda gelecek, haberler veya kurtarıcılar beklentisi içindeydi. Arap coğrafyasında ortaya çıkan İslam, bu beklentileri sona erdirerek, artık insanın kendisi, aklı ve tecrübesiyle, tabiatla baş başa kaldığını ilan etti.

Öteki Egzotiktir

02 Aralık 2015

Çok kültürlü imparatorluklardan sonra devletler, varoluşlarını ulusçuluk temeline bina etmiştir. Özellikle 100 yıldır sona ermeyen sorunlara, çatışma ve savaşlara yol açmaktadır, ulus devlet anlayışı. Her kavmin kendi devletine ulaşma çabası daraltılmış ‘biz’ sınırlamasına mahkûm ederken, ulusalcılığın hâlâ bitmeyen sorunlarla boğuşma tuzağına düşmesine de neden olur toplumların. Düşman yoksa tedbir ve güvenlik yoktur; silah edinme hırsı olmayacak. Bütün bunlarda en temel sorun Öteki anlayışındadır.

İslamofobi: Bir Algı Operasyonu

01 Aralık 2015

Gelinen bu nokta, algı operasyonunun zirvesidir. Çünkü burada artık hem Müslüman zihinler, hem de Batılı zihinler istenilen merkeze doğru yeterince yönlendirilmiştir. Batılı insanın beynine, İslam’dan ve Müslüman’dan korkması için yeterli malzeme aşılanmıştır. Batı’da yaşayan Müslüman’a da haddini bilip, üst yönetime talip olmaması gerektiği telkin edilmiştir. O artık potansiyel terörist olduğu için masumiyetini, zararsız olduğunu ve Batılı değerlere ne kadar sahip çıktığını ispat etme, Batılının güvenini kazanma mecburiyeti vardır.

25 Kasım ya da “Kelebekler Zamanı”

27 Kasım 2015

İşte size içinde yaşadığım ilginç bir gerçek hikaye. İnsanların nerede kimlerle karşılaşacağı hiç belli olmuyor. Sabırla okursanız öğrenirsiniz…Çoğunuz gibi ben de bilmiyordum. Her yıl 25 Kasım günü BM tarafından “kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele" günü olarak ilan edilmiş. Bende 2012 yılında ABD’de iken bir müddet evinde kaldığım ev sahibemden öğrendim. Her ne kadar  her probleme özel bir gün ayrılmasına karşı olsam da –çünkü bir problemin yaşandığı her an o gündür-  konumuz bu değil. Bu gün nereden geliyor ve benimle ilgisi nedir. İşte hikâyesi: