Hangi Finans Sistemi Daha Güçlü Sizce

21 Haziran 2020

 

Ekonomi biliminin önemli bir yanı şudur ki; ekonomi önemli ölçüde inter disipliner bir sosyal bilimdir. Dolayısıyla neticelerinin de sosyolojisiyle, psikolojisiyle hatta siyasetle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bunlardan arındırmak verilen kararların isabet oranını düşürür. En kötüsü tek başına siyasi kaygılarla (popülizm) alınan kararlardır. Kısa vadede ve siyasi olarak getiriler sağlıyor gibi gözükse de uzun dönemde ağır maliyetler doğurabilmektedir.

Bugün islam ekonomisi denince ilk akla gelen kurumlar katılım bankalarıdır. Buradaki katılım kâra ya da zarara iştiraktir. Katılım bankalarının mevcut işleyişte sürekli kar ediyor olması bizi yanıltmamalı… Zaman zaman yapılan fonlamalardan zarar oluşsa da bu ancak karın azalması anlamına gelmektedir. Ancak riskin varlığı zarar etme ihtimalini de bünyesinde barındırmaktadır ve bu haliyle getiri faizden ayrılmaktadır.

Öncelikle bu kurumların ticari kurum olduğunu gözardı etmemek gerekir. Bir başka deyişle yaptığı iş bakımından bir hayır kurumu ya da vakıf-dernek değildir. Elbette bu kurumların kar amacı güdüyor olması kapitalistçe davranmalarını gerektirmez. Zira İslam ekonomisi her iki (kapitalist, sosyalist) modelden de farklı olmalıdır. Katılım bankalarının ticari anlayışı ya da karlılığı bu anlamda elbette farklı esaslara dayanır ama, bu durum ilgili kurum ve kuruluşların ticari niteliklerini tartışmalı hale getirmez. Söz gelimi bireysel olarak ticaret yaptığımızda elbette, kimi kuralları gözetiriz ama, ticari esaslara uygun olarak ortaya çıkan gelir zekat ya da sadakayı da gerektirir. Konuyu kapitalizm bakımından ele aldığımızda elbette böyle bir hassasiyet beklenemez. Aynı husus kurumlar bakımından da böyledir. Konvansiyonel bankalar bakımından gündem teşkil etmeyen bu tür sosyal yön katılım bankaları bakımından ayırt edici olmalıdır.

Hadiseye bu pencereden baktığımızda az kazanan katılım bankalarının sosyal faydasının çok kazanan konvansiyonel bankalardan daha yüksek olduğu değerlendirmesi bile yapılabilir. Şöyle bir örnekten hareket edelim: Mesela kendi yağıyla kavrulan bir işletme düşünün. Bu işletme bütün vergilerini ödüyor olsun. Bu durumda devlete karşı görevini yerine getirmiş olur. Bir yandan da elde ettiği gelirin bir kısmını islami hassasiyeti gereği, zekat, sadaka ve yardım olarak değerlendiriyor olsun… Bu da topluma karşı olan görevdir. Ayrıca da parayla ölçülemeyen sosyal bir fayda doğmuş olur. Bunu sadece bir işletmeye değil de bütün işletmelere yaygınlaştırdığımızda toplum, dahası toplumsal düzen ve kamu düzeni bundan fevkalade olumlu etkilenecektir. Zira sadece zora dayalı bir vergisel sistem değil, güvene dayalı bir paylaşım söz konusu olacaktır. Diğer bir işletme düşünün ki; bulabildiği her fırsatı vergi kaçırma adına değerlendiriyor. Böyle bir işletme için zekât, sadaka, yardım diye bir şey söz konusu olamaz zaten...

Devlet otoritesinin güçlü olduğu yer ve zamanlarda sürdürülebilir olsa da, devlet otoritesinin zayıf olduğu ülkelerde bu anlayış toplumsal barışı ve kamu düzenini bozar… Dahası devletin vazgeçilmezi olan egemenliğini zayıflatır. Örneğin, Kolombiya’da uyuşturucu baronu Escobar, çok para kazanmıştır. Öylesine çok kazanmıştır ki; kayıtdışı olarak elde ettiği paraları koyacak yer bile bulamamıştır. Bu yüzden paraların bir kısmı çürümüş, bir kısmını da fareler kemirmiştir. Ekstrem bir örnek olmakla birlikte pür kapitalist bir kişinin fırsat bulduğunda neler yapabileceğine örnek olması bakımından önemlidir.

Bu ilişki biçiminin sosyal ve siyasi sonuçları da vardır. Bu örnekten hareket edecek olursak; bu süreçte Kolombiya’da devlet otoritesi zayıflamış, devlet içinde devlet doğmuştur. Artık çıkar örgütü olmanın ötesine geçen Escobar örgütü ile başa çıkamayacağını anlayan Kolombiya devleti Amerika’dan yardım istemiş, böylece devlet otoritesi bağımsızlığı örselenmiş, süreç içerisinde Kolombiya’da Amerikan etkisi artmıştır. (Hatırlarsanız Osmanlı da Kavalalı Mehmet Ali Paşaya karşı Ruslardan yardım istemişti). Escobar da henüz ellili yaşlarına gelmeden öldürülmüştür. Yaptığı iş (uyuşturucu satışı) toplumsal olarak da zararlıdır ama, nihayetinde çok para kazanmaktadır. Kapitalist anlayış biraz böyle bir mantıktan hareket eder. İslam tarihindeki örnek ise Hz. Osman’dır. Kıtlık zamanında malını tacirlere satmamış, ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştır. Toplum için hangisi daha faydalı sizce…

İslam ekonomisi topluma zarar verecek bir malın satışına da daha fazla gelir elde etmek, vergi almak, milli gelir artışı sağlamak gibi nedenlerle izin vermez. Ama kapitalizmde bu anlamda bir hassasiyet yoktur. Örneğin getirisi daha fazla ise, ki öyledir, sigara-içki satışında bir beis olmaz. Nitekim sosyal zararları yanında kansere ya da siroza yol açmak gibi bireysel zararları da vardır ama getirisi nedeniyle önemsenmez. Böyle bir anlayışın nihai olarak devlet ve toplum bakımından faydalı olduğu söylenemez. Ama satıcı bakımından faydalıdır elbette… Bu örnek için net gözüken toplumsal zarar, diğer ilişkiler bakımından da böyle olmalıdır. Zararının zamana yayılı olması ya da nesiller arası aktarımının mümkün olması duruma meşruiyyet kazandırmamalıdır.

Burada itiraz noktası devletin bunlardan vergi aldığı ve alınan bu vergilerle kamu hizmeti sunulduğu yönünde olabilir. Ayrıca toplumsal hizmetin kişi ya da firmaların değil devletin işi olduğu ileri sürülebilir. Evet doğrudur; pür kapitalist anlayış bunu gerektirir ama islam ekonomisinin yaklaşımı kısa vadeli ve bireysel değil, uzun vadeli ve toplumsaldır. İslam ekonomisi bu yüzden tamamlayıcı değil alternatif olmalıdır. İslam ekonomisi kendisini kapitalist kavramlarla izah etmeye çalıştığı sürece, ki günümüzde maalesef böyledir, sürekli güdük kalmaya mahkumdur. İslam ekonomisini kapitalist bir yaklaşımla izah bir zaafiyet, hatta komplekstir. İslam ekonomisinin kendi terminolojisi içerisinde izahı çok önemli bir husustur.

Bugün kapitalist iktisadın baskın olduğu dünyada esas alınan şey güç olduğundan gelir dağılımı dünyada fevkalade dengesizdir ve bu durum dünya barışının geleceğini tehdit etmektedir. Nitekim Birleşmiş Milletler verilerine göre 800 milyon insan açlık sınırında yaşıyorken, fakirlik sınırında olanlarda neredeyse dünya nüfusunun yarısı kadardır (% 45). Türkiye son yıllarda artan dış yardımlarla fark ve farkındalık ortaya koysa da dünyada hala baskın olan şey güç ve çıkar ilişkisidir.

Herkesin güçlü olarak gördüğü Amerika’nın esasen bir korku ve menfaat üzerine oturduğunu gözardı etmemek gerekir. Bu korku bir yandan global çaplı tehdit, ki yüzlerce üsleriyle bunu şimdilik ayakta tutabilmektedir, bir yandan da içeride sunduğu göreceli refahtır. Nitekim devlet otoritesindeki kimi küçük zaafiyetler beraberinde çok büyük toplumsal sorunları getirmektedir. İnsanlar yaşadıkları güvensizlik nedeniyle sürekli silahlanmakta, bulduğu ilk fırsatta yağmalama yapmaktadır. Bu da toplumsal düzenin palyatif olduğunun göstergesidir. Devlet otoritesinin zayıfladığında dayanışma ve vefakarlık-fedakarlık gerekirken, sadece kişisel çıkarlarına odaklanmış insan modelinden böyle bir davranış beklenemez. Dolayısıyla burada güçlü olma durumu tamamen görecelidir.

Gelmiş geçmiş en büyük ekonomik krizlerden birisi olan ve bütün dünyayı etkileyen 2008 krizi, (hala tam olarak aşılabilmiş değildir) doğrudan insan modelinin sonucudur. Nitekim Amerika’da mortgage kredisi adı altında lobilerin baskısı ile eşik altı (geri ödeme gücü olmayanlar) için de dağıtılan kredilerin geri dönüşü olmayınca bankalar ipotek uygulamışlar, ancak ellerindeki onca konutu satamayınca fiyatlar dip yapmış, bankalar kredileri de alamamışlar ellerindeki konutları da satamamışlardır. Sermaye piyasaları vasıtasıyla global piyasalardaki etkileşim krizi dünyaya yaymış, böylece hem kendileri hem de dünya bu krizin bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. O halde onbinlerce yıllık insan medeniyeti dikkate alındığında, birkaç yüz yıllık nisbi durum değil, bünyevi sağlamlık esas alınmalıdır. Bu da kapitalist insan ve ekonomi modeli için söz konusu değildir.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
13 + 5 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.