Seçim Sonuçlarını Doğru Anlamak

11 Kasım 2015

1 Kasım seçimlerinin üzerinden on gün geçti. Sonuçlar karşısındaki ‘şaşkınlığını’ atlatmış bir Türkiye’de, sıcağı sıcağına bu sonuçlardan çıkarılacak derslerin konuşulmasının vaktinin geldiğini düşünüyorum.

Uzun soluklu bir siyasal değişimin zemininin, şimdiden yapılacak özeleştiri ve değerlendirmelerle oluşturulması için vaktin erken olduğunu söylemek, esasen seçim sonuçlarını algılamamak anlamına gelir.

Seçim sonuçlarına ilişkin tesbitlerimiz şunlardır:

  1. Bu seçimin en önemli sonuçlarından biri, etnik köken vurgulu kimlik üzerinden siyaset yapmanın çok kaygan ve istikrarsız  bir  tercih ortamı oluşturması; bunun sonucunda seçmenin, bu tür siyaset karşısında sık sık değişken tercihlerde bulunmasıdır.
  2. Türk seçmeni, iletişim imkanlarının yaygınlaşarak farklı görüşlerin ifade imkânı bulduğu bir ortamda çok sayıda dip dalgaya yol açabilecek bir profil arz etmektedir.
  3. AKP’yi iktidara taşıyan kadronun, geldiği siyasi geleneğin belediyecilik başarılarını da arkasına alarak bunu sağlamış olması dikkate alındığında,  seçmen, başarısını kanıtlayamamış ve iktidara gelme şansı zayıf partilerin vaatlerine temkinle yaklaşmış, seçime bir hafta kala iktidarın açıkladığı vaatlere itibar etme yoluna gitmiştir.
  4. MHP’nin 7 Haziran’dan bu yana takındığı tavır herkesin de apaçık bildiği gibi seçmende MHP aleyhine bir algı oluşturmuştur. MHP’nin iktidar olma konusundaki isteksiz tutumu karşısında MHP seçmeninin bir bölümü,  “AKP-CHP koalisyonu mu, AKP iktidarı mı?” seçeneği karşısında kalınca bir tercih yoluna gitmiştir. MHP’deki oy kaymalarını açıklarken bu yorumu göz ardı etmemek gerekmektedir.
  5. HDP’nin 7 Haziran seçimleri sonucunda siyaseti, parlamentoda yürütme şansını elde etmesine rağmen,  terörle arasına bir çizgi çekme konusundaki tereddütü seçmeni HDP aleyhinde etkilemiştir. Nitekim, 1 Kasım seçiminden bu yana HDP cephesinden yapılan açıklamalarda  da bu yönde bir değişiklik görülmemektedir. Sayın Demirtaş, seçim gecesi ‘özgürlüğe ve insanlığa doğru bir yürüyüş’ten bahsetmekle beraber, bunun içini, kamuoyunun beklentisi doğrusunda dolduracak doyurucu açıklamalar yapamamaktadır. HDP hâlâ  % 3 oyunun Cizre'de açılan hendeklere gömüldüğünü anlamış gözükmemektedir. Bu nedenle de  Güneydoğu’da seçmen 7 Haziran öncesine dönüş yönünde oyunu kullanmıştır. Seçmen özetle  HDP'ye: "Demokrasi oyununa katılmak için bıçak sırtındasın...Tercihini yap." demiştir.
  6. Seçimin büyük kaybedenlerinden biri MHP’dir. MHP'nin oyu yaklaşık 80 ilde düşmüş, bir önceki seçimlerde kazandığı milletvekilinin üçte birini kaybetmiştir. Sayın Bahçeli'nin seçim sonrası yaptığı yazılı açıklama başta olmak üzere parti yönetiminden hâlâ ciddi bir özeleştiri gelmemiştir. Seçimdeki kayıbı, parti dışı faktörlerle bir suçlular listesi oluşturarak açıklama çabası,  Türkiye sosyolojisine yine uzak düşmüş bir görüntü sergilemektedir. MHP’yi, asimetrik bir mücadele yürüttüğü bir partinin, yani HDP'nin gerisine düşüren bir anlayış ve yönetimi nelerin beklediği, milliyetçi siyasetin yapısındaki değişikliklerle paralel gidecektir. Özetle MHP, yıllardır % 10-20 arasına sıkıştığı bir oy oranını aşabilmek ve seçmenini konjonktürlere bağlı olarak kaybetmemek için, siyasetini üzerine bina ettiği temel paradigmaları sorgulamak zorundadır. Bunlardan birisi, Güneydoğu sorununun çözümünü terörle silahlı mücadeleye indirgemektir. İkincisi ise, farklı etnik kökenden insanların yaşadığı ülkemizde, her kesimi rahatlatacak bir üst kimlik tasarlama korkusudur. Nitekim Anayasa’nın ilk 4 maddesinin değişmemesi gerektiği noktasındaki ısrarcı tutumu, bu üst kimliği yeniden tanımlamayı zorlaştırmaktadır. Bu da Türkiye’yi bir terör döngüsüne mahkûm etmektedir.
  7. Seçimin 2. büyük kaybedeni, nisbî oy artışına rağmen elbette CHP’dir. 13 yıllık bir iktidar karşısında patinaj yapan bir parti haline gelmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu'nun, seçim öncesi beklentisinin (% 29) 4 puan altında oy alması, siyaseti ve halkı, halka rağmen dizayn etmek isteyenlerle değil de, toplumu anlamak isteyenlerle siyasete devam etmesi gerektiğini ortaya koyuyor. CHP oylarının sahil haritasının bir kısmındaki süreklilik, CHP'nin yaşam tarzı algısı üzerine bir siyasete sıkıştığının göstergesidir. Bir başka deyişle, esasen CHP de farkında olmaksızın bir kimlik siyasetinin olumsuz sonuçlarına katlanmaktadır.
  8. Seçim sonucunda CHP’nin kurultayla çare bulma arayışı, sosyal-demokrat anlayışla ulusalcılık arasında salınan bir siyasetin,  özeleştiri yapma imkânını yok etmektedir. Kadro değişimi bir partide önemlidir, ama toplumsal gerçekliğe uygun bir zihniyet değişimi daha önemlidir.
  9. CHP’nin Türkiye’ye Suriye’den gelen göç dalgası konusundaki uyarılarına rağmen, bu göçten birinci derecede etkilenen illerden biri olan Kilis’te AKP’nin en yüksek oy oranlarından birine sahip olması, Türk halkının göç olayına bakışının küçük bir göstergesi olarak bize göz kırpmaktadır.
  10. Parlamentoya giren iktidar partisi dışındaki 3 partinin toplam oy oranı, iktidar partisinin oy oranından düşüktür... Bu, Türkiye'deki ciddi bir muhalefet sorununa işaret ediyor. Muhalefet bu sonuçlar karşısında inandırıcılığını bir kez daha sorgulamak durumunda kalmalıdır... Konya ve Diyarbakır gibi iki sembol şehirde (biri muhafazakâr kimliğiyle bilinmektedir ve Türkiye’ye 2 başbakan çıkartmıştır) CHP'nin yanı sıra MHP'nin de  çok düşük oy alması, başarısızlığın altında yatan algılama ve toplumun her kesimini temsilde bu 2 partinin yaşadığı sıkıntıları âdeta temsil eder niteliktedir.
  11. 1 Kasım’da seçmen önemli bir mesajı da medyaya ve aydınlara vermiştir  "Seçmenin algı düzeyini ve yeni seçmen profilini doğru analiz et!" mesajıdır bu.
  12. İllerdeki oy oranına baktığımızda, siyasetin merkezi ile çevre dengesinin Anadolu lehinde şekillendiği görülmektedir.
  13. Seçim sonuçlarına sevinenlerin arasında Osmanlı'nın hinterlandına ilişkin devletlerin bayraklarının olması, sonuçları doğru tahlil etmemiz için, “Misak-ı milli dışında Türk yoktur”, diyenlere koyulmuş bir tepkinin ipuçlarını vermektedir. Bir zamanlar ağırlıklı CHP’ye oy veren Balkan kökenli seçmen, AKP’nin Balkanlardaki müslüman ve Türk ahaliye sahip çıkan politikaları sonucunda tercihini değiştirmektedir. Seçimlerde Balkan ülkelerinden gelen gruplar bu kesimler arasında ciddi bir çalışma yürütmektedirler.
  14. Tüm bu sonuçların en önemlisi ise seçmenin “her şeye rağmen istikrar” demiş olmasıdır. Bu uyarı seçmen profilinin doğru analizi uyarısıyla birlikte algılandığında şunlar gözlemlenmektedir: Türkiye gibi, sanayileşmeyle beraber hızlı kapitalistleşmeye başlayan toplumlarda,  ekonomik imkânların ve refahın göreli paylaşılma umudu artmaktadır. Yani kapitalist toplumun nimetlerinden gitgide daha çok faydalanma trendine giren bir toplumda siyasal tercihler, istikrara vurgu yapar. Ekonomideki ani dalgalanmalar, paylaşım imkânları yeni artmış orta kesimi  rahatsız eder.
  15. Kamuoyu araştırma şirketlerinin 1 Kasım seçim sonuçlarını  tahminde yaşadıkları başarısızlığın birisi,  araştırmalar için seçilen örneklemelerin (yani araştırma konusunu temsil edecek insanların seçiminin), Türkiye’deki seçmen profilindeki hızlı değişmeleri dikkate almadan yapılmasıdır. Bir araştırma şirketinin hatalarını açıklarken söylediği, “Biz dipten gelen dalgayı fark edemedik” anlamındaki özeleştirisi bir anlamda doğrudur. Ama dipten gelen dalga yeni değildir. Türkiye hızlı bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Elbette seçmen de bu değişimin hem öznesi, hem en büyük nesnesidir.
  16. Sayın Cumhurbaşkanının bu kez  meydanlara inmediği  bir ortamda AKP’nin, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alınan oyun üstünde bir oy alması şunu göstermektedir: Türk seçmeni –aziz dostum Mustafa Everdi’nin deyişiyle- âlicenaplık göstererek  Sayın Ahmet Davutoğlu’na kredi açmıştır. Bu âlicenaplık, bir halkın tarihsel bilinçaltını da dikkate alan bir tutumu yansıtması bakımından zikretmeye değerdir. Seçmen, ‘devlet-i ebed müddet’ kavramıyla ifade edilecek bir refleks sergilemiştir. Son seçimde bu bilinçaltı algıyı besleyen önemli faktörlerden biri Ankara’daki bombalamanın arkasındaki  karışık ilişkilerdir. Yani, silah ters tepmiştir.
  17. 7 Haziran seçimlerindeki oy kaybının hemen ardından, kamuoyu anketlerini boşa düşürecek oranda AKP’ye verilen bu oy, partiye bir sorumluluk yüklemektedir. Sonuçlar, Sayın Davutoğlu'na, gerilimi azaltıcı bir dil ve yaklaşımı geliştirme sorumluluğu yüklüyor. Bu yük, ciddi  bir özeleştiri sonucunda taşınacak bir yüktür.  Bu, başarı karşısında, bir zafer sarhoşluğuna kapılmak yerine (Fikir Coğrafyasındaki bir yazısında  Prof. Dr. Alaattin Karaca'nın yerinde tabiriyle) kayıp dili arama yüküdür.  Fabrika ayarlarına dönmek ve uzlaşmayla yeni bir Türkiye oluşturmak isteniyorsa bu ayarların ötesine gitmek gerekmektedir. Sayın Davutoğlu'nun seçimlerden birkaç gün önce gazetecilerle sohbetinde söylediği bir söz bu anlamda umudumuzu artırmaktadır. Sayın Davutoğlu bu sohbetinde eleştirel iklimi çok önemsediğini, ama Türkiye'de rakip kültürünün değil hasım kültürünün oluştuğunu ifade etmişti. Sözünü ettiği hasım kültürüne kimlerin katkıda bulunduğunu ararken, yakınlarına da bakacağını umut ediyoruz.

 

 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.