1978 Yılının Kübasında Ne Gördüm? Bir Ön Değerlendirme

10 Ekim 2019

Küba’ya sosyalist fikrin kendisinde çürümeye yol açan bazı olumsuzluklar üzerine düşünürken gittim. Bunlar arasında en başta politik otoriterciliği geliyordu onun, işte merkezileştirme eğilimi yüzünden. (Bu konular hakkında çok okuduğumdan değil, sosyalist mücadeleye çocuk denecek yaşta atılıp, örgütlü yapıya da buna göre erken girmemden dolayı oluşmuştu bu düşünceler. Hani ne derler, pratiğim sayesinde içeriden görüyordum bir şeyleri.)  Bu politik otoriterciliği aydınlanma düşüncesinin hükümleri altındaki bir kültür anlayışı destekliyordu. Bu kültür anlayışı da bilimsellik, çağdaşlık, ilericilik gibi nosyonlara dayanarak otoriter oluyordu. Ha keza kibirli de.

Çok gençtim ve önümde böyle bir set vardı. Cemil Meriç, Gramsci okumamıştım, ne kaldı ki Jose Carlos Mariategui. Ayrıca yerlisiyle yabancısıyla bu gibi başka düşünürlere erimimiz, biz 78 Kuşağı eylemcileri için ayrı bir zorluk taşıyordu: Sol politik yapıların deruhte ettiği okumalar (okuma çerçevesi), oldukça profesyonelleşmiş pratiğin aman vermez rutini, baskılar ve şiddet ortamı. Bu set din karşıtıydı. Sosyalizmin din karşıtlığı bilinir, özellikle Avrupa biliminin üzerine heyula gibi çöktüğü bilimsel sosyalizmin. Ailevi nedenlerden, sonrasında da şiirle haşır neşir olmamdan dolayı, doğrusu ya tam bir din karşıtı değildim ben. İllegal Türkiye Komünist Partisi’ne üye kabul edildiğimde de böyleydi bu -1977 yılında 19 yaşında iken.

1951 yılında Türkiye’ye göçüp Trakya kırsalında iskân edilmiş benim az topraklı geniş ailem “korunmuş” ve bitereddüt Türk Müslümanı idi. Böylece folkloru, halk inanışlarıyla da zengin bir kutsallık halesi sarıyordu beni. Yine böylece varlık âlemine sevginin gizlice aktığını hissediyordum. Onsuz yaşayamazdım –insan (ego da) sevmek ve sevilmek ister… Tamam solcuyduk, devrimciydik, fakat sevgi nereden gelecekti? Öğrenci evlerinde, üniversite yurtlarında, gençlik ve emekçi derneklerinde aşkınlık içinde aradığımız neydi bizim? Adalet duygusuyla esinlenip coşuyorduk da onun kaynağı neydi? Çağın ruhunun (işte üçüncü küreselleşme olan finans kapital dönemine giriyorduk, her şey nafile olacaktı ki insan ruhu da bunu hissediyordu; ruhtan kaçan sonsuz bireysellik gelecekti…) forse ettiği endişeli isyan mı, yoksa determinist haz mı..?! Bizdeki sosyalist çevrelerdeki determinist haz, o esini, o coşkuyu iğva ediyordu. Böylece onda, yani adalet duygusunda içkin olan sevgi bizden kaçıyordu.

Ruhu aramanın yolu olan tinsellik (Türkçede pek sevimli olmayan ve ne İslam felsefi tasavvurunda ne de Anadolu fikriyatında karşılığının aranması hoş kaçmayacak bu kavramı halk kullanışındaki ruhtan ve ilahiyattaki maneviyattan ayrım yapmak için kullanıyorum, çünkü o yapılan bir şeydir, dünyada yapılan/yapılabilen) bir çakıp bir sönmüştü. Onun çakıp ışıldadığı yer yerlilik düşüncesi içinde bir adalet ve özgürleşme mücadelesiydi. Orada sevgi vardı, ister seküler olunsun ister dindar. Nerede, ne zamandı bu? Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği İstanbul’un Zeytinburnu semtinde ilk sendikacılarda, Mehmet Ali Aybar’ın Türkiye İşçi Partisi -okuma yazması olmayan, dindar dedem ve amcamın üye olduğu- örgütlenmelerinde biraz, Kürt Medreselerinin ilhamıyla Doğu ve Güney-Doğu’daki ocaklarda biraz, başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin yoksul mahallelerinde kurulan dayanışma derneklerinde biraz. Tabii bunlar benim bildiğim. Sonra ne oldu? Sosyalistler din karşıtı bir tinsellik inşa ettiler, alternatif bir din (sosyalizmin din karşıtlığı bununla birlikte gider, çünkü o da tinsellik olmadan yapamaz). Tabii bu noktada aydınlanmacı kültür anlayışı büyük hizmet etti. Bu yeni bir şey değildi, belki bir üçüncü dalgaydı,

Türkiye’de 1970 sonrası kabaran sosyal mücadele ve çarpık politikleşmeye yamanan. İşte ben Küba’ya bu noktada gittim. İlk gördüğüm/hissettiğim, -devrim, enternasyonalizm, sosyalist Küba yavelerinin dışında- başka bir “ruh”tu. (Sanki başka bir varoluşta olmak, en azından onun imkânlılığını hissedecek kadar Avrupa’dan uzakta olmak ruhumu coşturmuştu.) Sonrası da geldi, biraz da müzik ve dansla!


(Gelecek yazı: Küba İzlenimleriyle Daha İçerilere)

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.