Algı Yönetimi ve Ters Psikolojisi

03 Haziran 2020

Duyu organlarımızla bir şeye dikkatimizi vererek elde ettiğimiz bilgileri değerlendirerek vardığımız karar ya da yoruma algı diyoruz. Duygularımızı, düşüncelerimizi kısaca zihnimizi kontrol etme ve yönlendirme faaliyetlerine algı yönetimi denmektedir.

Çoğu zaman özgür irademizle düşündüğümüzü ve karar verdiğimizi zannederiz. Oysa düşüncemizi oluşturan veriler, bilgiler gerçeklikten uzaksa; olayları, olguları yanlış olarak değerlendiririz.

Peki, algımızı nasıl yönetiyorlar?

Öncelikle düşüncelerimizi oluşturan kavramları değiştirirler. Örneğin bize sunulan bilgilere propaganda dediğimizde, zihin söylenenleri tartar, olduğu gibi almaz, filtre eder. Algı yönetimi dediğimizde kavram bilimsel bir şekle bürünür. Buna rağmen yine de algımıza dikkat ederiz. Ama kamu diplomasisi dediğimizde artık kavrama karşı direncimiz kalmaz. Bu kavramı doğal bir yönetim faaliyeti olarak algılarız. Oysa kamu diplomasisi dediğimiz şey bilgilendirmek adı altında toplumu arzu edilen çerçevede yönlendirmektir. Propagandanın evrimleştirilmiş ve sevimlileştirilmiş halidir.

ABD-Irak savaşı sırasında CNN,  haberleri verirken uçaktan atılan bombaların bir havai fişek gösterisine döndüğünü söylüyordu. Bombaya maruz kalan çocuklar, kadınlar hastalar ve nice siviller ölürken, sakat kalırken bu durum bize sanki sevinç için kutlamada kullanılan havai fişek gösterisi tabiriyle anlatılıyordu.

19. yüzyılda birçok kez Birleşik Krallık başbakanı olmuş Benjamin Disraeli “Biz insanları kelimelerle yönetiriz" demiştir.” Bu nedenle bize verilen veri ve bilgilerdeki kelime ve kavramlara çok dikkat etmemiz gerekir.

Algı yönetiminde kullanılan bir usul de tekrar etmedir. Aynı şeylere maruz kaldığınıza baştan direnseniz bile sonra alışırsınız. Romalı şair Lucretius' (MÖ 99-55) “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir!” demiş.

Romalı General Cato Censorius konuşmalarına ilgili olsun olmasın şu cümle ile bitirirmiş: “Ayrıca Kartaca’nın yıkılması gerektiği kanısındayım.” Sürekli söylenen şey hafızamıza kazınıyor, hipnoz etkisi yapıyor, tekrar edilen şeye inanmaya başlıyoruz.

Siyasette “tekrar etkisi” sık kullanılan bir yöntemdir. Bir kelime sürekli kullanılarak, düşman oluşturulur, bir kelime kullanılarak sürekli hedef gösterilir. Konuşma ne olursa olsun General Cato Censorius gibi söze o kelime eklenir.

Güçlü ve çoğunluğa sahip olma görüntüsü diğer bir algı yönetimidir. İnsanlar zarar görmemek ve fayda temin etmek amacıyla güçlüden ve çoğunluktan yana olmak isterler. Bu nedenle siyasi kurumlar anket şirketleri ve medyayı kullanarak çoğunluk görüntüsünü topluma empoze ederler. Çoğunluğun eğilimine göre toplum “bu kadar insan yanılıyor olamaz” düşüncesiyle “uydum kalabalığa” deyip o tarafa yönelir.

Rivayet ve haberlerle korku ve endişe oluşturmak bir başka algı yönetimi biçimidir. Amerikalı diplomat, siyaset bilimci ve siyasetçi Henry Alfred Kissinger, “Bir şeyin gerçek olması pek o kadar önemli değildir; fakat gerçek olarak algılanması çok önemlidir.” diyerek algıyı oluşturduktan sonra yönetmenin çok kolay olacağını vurgulamıştır.

Sosyal medya, diziler ve bilgisayar oyunlarıyla toplumu duyarsızlaştırmak başka bir algı yönetimidir. Toplum bu kitle iletişim araçlarıyla adeta narkozlanır. Her türlü operasyona açık hale gelir. Kitleler Psikolojisi kitabının yazarı Gustave Le Bon “Kullanılması bilinirse psikolojinin tersanelerinde dünyanın en kudretli toplarından daha etkili silahlar vardır.” diyerek algı yönetiminin en güçlü silah olduğunu bildirir.

Duyarsızlaşan, tehlikeleri görmezden gelen ve küçük menfaatlerine odaklanan kişiler için Mehmet Akif Ersoy, kurt ile eşek metaforunu kullanarak, şöyle der:

Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi

Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi

Lakin aşk olsun ki aldırmaz da otlarmış eşek

Sanki tavşanmış gelen yahud kılıksız köstebek

Kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı

Hasmı derken çullanırmış yutmadan son lokmayı
 

Algı yönetiminde sürekli karşılaştığımız usuller bunlar. Bunun dışında daha birçok yöntem kullanılır.

Algı yönetiminde ters psikoloji dediğimiz etkili bir yöntem daha vardır. Ters psikoloji, insandaki tepkisellik özelliği kullanılarak kişileri yönlendirme biçimidir. Birey bir şeyi yapma ya da seçme özgürlüğünün tehdit edildiğini ya da kısıtlandığını hissettiğinde veya düşündüğünde kendi özgürlüğünü tekrar ortaya çıkaracak şekilde, denilenin aksini yapar.

Hani bir fıkra vardır. Bir gemi fazla ağırlık nedeniyle batmak üzeredir. Ancak bazı kişiler denize atlarsa gemi kurtarılacaktır. Amerikalılara yüzme sporunun öneminden bahsedilir. Bir kısım Amerikalı denize atlar. İngilizlere deniz suyunun faydalarından bahsedilir. Bir kısım İngiliz denize atlar. Gemide Türkler de vardır. Türklere “Denize atlamak yasaktır” derler. Türkler bunun üzerine denize atlarlar.

Siyasette de bu yöntem çok sık kullanılır. 12 Eylül darbesinden sonra üç parti kurulmuştu. Anavatan Partisi, Milliyetçi Demokrasi Partisi, Halkçı parti. Kamuoyu yoklamalarına göre iktidara gelecek parti Anavatan Partisiyle, Milliyetçi Demokrasi Partisi arasında gidip geliyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, seçimden bir gün önce “Oyunuzu Milliyetçi Demokrasi Partisine verin” diye çağrıda bulununca ters psikoloji etkisiyle oylar Anavatan Partisine yöneldi. Yakın tarihimizde 27 Nisan Bildirisi olarak geçen olay da ters psikoloji etkisinin oluşması amacıyla kullanılmıştır. Siyasi beyanlarını değerlendirirken ters psikoloji etkisini dikkate almazsak bizi hep yanıltırlar.

Sonuç olarak algımızı kendimiz yönetmezsek onu mutlaka birileri yönetecektir. Bu durumda gerçek irademizle tercih etmediğimiz sonuçlara maruz kalmamız kaçınılmazdır. Gerçek ve doğru yönetimlerin ortaya çıkması için algımızı kendimizin yönetmesi gerekir.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.