Doğu Ergil hocayı Fikir Coğrafyası YouTube kanalında ağırladık.
Doğu Ergil (1940) Türkiye’nin duayen sosyolog, siyaset bilimci ve akademisyenlerinden biri. Türkiye'de özellikle Kürt sorunu, toplumsal değişim, milliyetçilik, laiklik ve siyasi yabancılaşma gibi konulardaki çalışmalarıyla tanınıyor.
Doğu Ergil Hoca, yaklaşık bir saat süren programda hayli önemli şeyler söyledi. Konuşmasından bazı satır başlarını not etmek istiyorum:
Medeniyetler nasıl yozlaşır?
Her şey gibi medeniyetler de yozlaşır. Nasıl yozlaşır? Medeniyeti oluşturan kurumlara, kurallara, alışkanlıklara aykırı şeyler yaparsan yozlaşır. İşte hukuk dedim mesela, değil mi? Adalet... Medeniyetin temel şartları bunlar. Birbiriyle yaşayabilme alışkanlığı. Eğer bunları yok edersen medeniyet de ortadan kalkar. Var olan medeniyet ortadan kalkar.
Ahlak başkasına zarar vermemek demektir
Mesela şimdi Türkiye'de ciddi bir ekonomik kriz var değil mi? Yani bu kadar kötü yönetilmez. Yani bu ülkede geniş bir kesimin bu kadar acı çekmesi, yoksulluk duyması düşünebiliyor musun? Asgari ücret yoksulluk sınırının altında. Şimdi bu ayıptır. Anlatabiliyor muyum? Bu ahlaki değildir. Çünkü ben şuna hep inanırım. Yoksulluk en büyük insan hakları ihlalidir. İnsan hakları ihlali de ahlakla ilgili bir şey. Ahlak başkasına zarar vermemek demektir. Başkasının zarar göreceğini eğer görürsen kendini tutmak, sınırlamak demektir.
Medeniyet, aşırılığa, güce, acımasızlığa ve adaletsizliğe karşı sınır çizmektir
Medeniyet de mesela o kurallarla birlikte sınır çizmek demektir. Neye sınır çizmek? Aşırılığa, güce ve tabii acımasızlığa karşı, adaletsizliğe karşı sınır çizmek demektir. Şimdi diyeceksiniz ki kim sınırı çizecek? Mesela kötü yasalar yapılıyor. Denirdi ki anayasa iyidir korur. Ben de sorardım anayasayı kim koruyacak? Bakın yasalar, anayasa yasaları yozlaşmasını koruyamadı. Anayasa da yozlaştı veya yozlaştırıldı. Onun üzerindeki bir hukuk düzeni, Avrupa İnsan Hakları beyannamesi ve mahkemesi de koruyamadı. E kim koruyacak? Tabii ki bu ülkenin halkı, bir ülkenin halkı koruyacak icadı bir şey. Çiğnenebiliyor. Peki bu çiğnenmesini kim engelleyecek? Bundan zarar görenler. Eğer bundan zarar görenler ilgilenmiyorsa, değiştirmek için bir çabada bulunmuyorsa o zaman iki ihtimal var. Biri aldırmıyorlar. O kadar iradelerini teslim etmişler ki otorite sahiplerine, kim olursa olsun o otorite sahipleri... Ya da yozlaşmadan yararlanıyorlar demektir. Yani ya kayıtsızlık, kayıtsızlığın arkasında hem duyarsızlık var hem çaresizlik var. Ama öteki tarafta da yararlanıyor demektir. Şimdi işte kötü yönetimler, otoriter liderler, merhametsiz yönetimler... Bütün bunlar birer vaka. Ama bunların sürmesi belirli bir rıza olmadıkça olmaz. Çünkü bütün bunların icraatı belirli bir toplumun üstünde gerçekleşiyor. O toplum bu rızayı sürdürdükçe bu devam edecek demektir.
Gerçek değişimin eşiği ölümü göze almaya başlayınca aşılır
Bakın şu anda İran'da bir ayaklanma var. Rejimi değiştirir mi değiştirmez mi bilmiyoruz ama günlük şikayetler sistemik bir protestoya dönüştü. Artık rejim doğrudan doğruya sistem ve rejim protesto ediliyor, eleştiriliyor ve insanlar bu eleştiriyi çıkıp bağırarak, çağırarak, bayrak sallayarak falan değil ölümü göze alarak gerçekleştirmeye başladılar. İşte gerçek değişimin eşiği budur. Bunu başarabilirler mi? Bir sürü faktöre bağlı. Önemli bir değişimin arifesinde olduğu, kapının aralandığını ama o kapıdan girilip başka bir yere gidilip gidilmeyeceğini bilmiyoruz.
Türkiye'nin artık bir medeniyet referansı yok
Bakın şimdi ben Türkiye'nin artık bir medeniyet referansı olmadığını düşünüyorum. Yani Türkiye bugün hangi medeniyete ait olduğunu sorun bizim medeniyetimiz nedir diye. İnanın cevap vermeyecekler. İslam medeniyeti diyecekler. İslam bugün bir medeniyet değil İslam bugün bir din. Ve o dinin o kadar çok yorumu var ki. Anlatabiliyor muyum? İslam ülkeleri bir arada yaşamakta zorlanıyor bir kere. Yani aynı dini paylaşıyorlar ama aynı ufukları yok. Bir, aynı bir gelecek tasavvurları yok. O yüzden Türkiye'nin bir medeniyet krizi var. Çünkü hangi medeniyete ait olduğunu bilmiyor. Düşünmemiş. Düşünmüyor da bunu.
Hangi medeniyet?
Bir de şu var tabii. Hangi medeniyet derken eskiden üretim biçimleri birbirine benzerken yani bütün toplumlar tarım toplumuyken farklı medeniyetler olabilir ama bugün bir tek medeniyet var. O medeniyetin kökü Batı medeniyeti. Bugün artık çağdaş medeniyet oldu. Evrensel değerler sistemi, batı medeniyeti kökenli olan ama artık batı medeniyeti demeyeceğimiz bütün dünyada paylaşıldığı için çağdaş medeniyet. Şimdi Türkiye o çağdaş medeniyetle uyumsuzluklar yaşıyor.
Bugün çağdaş medeniyetle bir sorunumuz var
Benim bir medeniyet tarifim var. Biraz teknik belki ama bakın, bir bilgisayar yazılım dilidir medeniyet. Siz kültürünüzle kendi, ulusal kültürünüzle ki ulusal kültürün içinde de alt ulusal kültürler var. Mesela işte Türkiye'de bir Kürt kültürü diye bir şey var, değil mi? Diliyle, bilmem nesiyle, gelenekleriyle falan müziğiyle. Siz kendi kültürünüzle o bilgisayar dilini kullanarak programınızı yazarsınız. Onunla eklemlenirsiniz. Yani o dille, başka programlar yazmış olanlarla anlaşabilirsiniz. Ama o dili kullanmıyorsanız yani o değerleri kullanmıyorsanız, o hukuk anlayışını kullanmıyorsanız, ekonomik örgütlenmeniz benzer değilse, yani siz hala tarım ekonomisiyle geçiniyorsanız, büyük ölçüde yani gelirinizi orada elde ediyorsanız veyahut da küçük çaplı üretimle bir sanayi deviyle aynı hayatı yaşayamazsınız. Aynı şeyleri düşünemezsiniz. aynı dünya görüşüne sahip olamazsınız. O yüzden bugün Türkiye'nin belki kuvvetli bir kültürü var fakat medeniyet referansı yok o kültürün böyle bir uyumsuzluk yaşıyor. Dünyayla uyumsuz yaşıyor. O yüzden bir bakıyorsunuz dünyanın organize suç konusunda 10. ülkesi haline gelmiş. Demokrasi indeksinde yüz bilmem kaçıncı? Hukuka riayet konusunda yüz bilmem kaçıncı. Ya bu uyumsuzluğun göstergesidir. Anlatabiliyor muyum? Yani bugün çağdaş medeniyetle bir sorunumuz var. Niye? Onun hukukunu, onun birlikte yaşam kurallarını benimsemekte zorlanıyoruz.
Sokakta bile çevirip "sen yetmez ama evet dedin" diye soruyorlar!
Bakın Avrupa Birliği'ne üye olacağız diye çok sevindik. Ve biz de bir kesim 2012 - 2013'lere kadar destekledik bu siyasal iradeyi. Türkiye'yi, Avrupa Birliği adaylığına getiren ve ondan sonrasına hazırlayacağını söz veren siyasal iradeyi destekledik. Değil mi? O yüzden de sokaklarda bile çevirip "sen yetmez ama evet dedin" diye soruyorlar. Yani bu da bir işte bak bu da bir medeniyetle uyumsuzluk göstergesi! Orada asırlık bir vesayet rejimi var. O değiştirilmeye çalışılıyor. Anayasa liberalleştirmeye çalışılıyor. Avrupa Birliği'ne üye olma hedefi var, tasavvuru var ve sen bunu destekliyorsun diye bugün senden hesap soruyorlar. E bunu yapmaya kalkanlar sonra sözlerinde durmadılar. Bu hiç düşünülmüyor. Neyse... Bu işte bu süreç zarfında biz iki tane konvansiyona uyacağımızı söyledik. Maastricht kriterleriyle Kopenhag kriterleri biliyorsunuz. Birisi ekonomik özgürlükler... Ötekisi de siyasal özgürlükler ve demokrasi ile ilgili kriterler. Ne dedik biz? Yok dedik biz Maastricht ve Kopenhag kriterleriyle uğraşmayacağız. Biz Ankara kriterlerini koyacağız ve aynısını yapacağız! Yapmadık. Niye? Çünkü Ankara kriterleri ile devlet merkezli, vesayetçi, ve devleti toplumun üzerinde görüp devlet eliyle yönetim anlayışını, (aşağıdan yönetim değil yukarıdan yönetim anlayışını) ve hukukun bir haklar ve özgürlükler manzumesi değil, devletin verdiği lütuf olarak görüldüğü anlayışı sürdürdük. Bu çok önemli bir şey. Bakın ne oldu sonunda!
Vasi ile vesayeti birbirine karıştırdık
Şimdi vesayeti kaldıracağız dedik. Vasi ile vesayeti birbirine karıştırdık. O zaman vasi askerlerdi. Yani toplumun üzerinde bir efendi ne söylerse o oluyor. Kimse itiraz edemiyor. Sizin toplum olarak iradeniz yok. O iradeyi başkası sizin adınıza kullanıyor. Vesayet bu! O zaman vasi, askerlerdi. Askerler gitti. Bugünkü hükümetin en büyük başarılarından biri budur. Ama vesayet aynen devam ediyor. Hem de öyle bir devam ediyor ki!
KHK fermandır. Vesayetin dik alasıdır!
Bakın mesela yasayı bugün meclis yapmıyor. Kanun hükmündeki kararname nedir biliyor musunuz? Fermandır. Nasıl padişah ferman yazar? Onun sözü kanundur. E kanun hükmündeki kararname de fermandır. Anlatabiliyor muyum? Bu vesayetin dik alasıdır. Yani bu vesayettir. İşte neyi anladık biliyor musunuz? Devletin, toplumun yani milletin üzerinde bu hiyerarşik yapı içinde bir sözüyle her şey gerçekleşiyorsa vesayet devam ediyor demektir. Devleti kim eline geçirmiş o yönetiyorsa vasi odur. Yani asker olması gerekli değil. Anlatabiliyor muyum?
Yeni yorum ekle