Hangi Öğretmen, Hangisi Öğretmen?

23 Kasım 2020

 

1981’de 12 Eylül darbe yönetimi tarafından; Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Kasım 1928’de Millet Mekteplerinin Başöğretmenliğini kabul ettiği gün, Öğretmenler Günü olarak kutlanılmaya başlar. Ve 1981’den beri her yıl 24 Kasım'da öğretmenler nezaretinde öğretmenlere türlü şirinlikler yapılarak “mesleğin kutsiyeti” en üst perdeden dile getirilir... Öğretmenler nezaretinde öğretmenlere yapılan şirinliklerin bu yıl da salgın nedeniyle sosyal medyada yapılıyor olduğuna şahit olacağız.

Kalabalık için hayat sloganlaşmış bir dizi basit ezber içinde geçiyor ve görünen o ki böylece nihayet bulacak. Bu ezberlerden biri de "kutsal öğretmenlik' mesleği ezberi. Mesleğin “değeri ve kutsiyeti”, icra edilirken maalesef biraz tartışmaya açık hale geliyor.

Öğretmenlik kutsal bir meslek ve öğretmen değerli bir insan. Peki hangi öğretmen?

Öğrencilik zamanlarımıza dair hatıralarımızı anlatırken “Bir öğretmenimiz vardı…” ile başlayan cümleler kurarız mesela. Hasretle anlatılan ve hayatımıza dokunan, bizde güzel izler bırakan o muhteşem insanı anlatırken tekrar o günlere dönmek ve o anları yaşamak isteriz. Bazen de “bir öğretmenimiz vardı…” ile başlayan öyle cümleler kurarız ki o günlerden sağ salim çıkmış olduğumuza şükrederiz.

Yani tamamı muhteşem ya da tamamı kötü değildir. Şimdi bir öğretmen olarak bu meseleyi başlıklar halinde ele alayım:

            Toplumun Gözünde Öğretmen

Çeşitli sosyoekonomik nedenlerle "devlet kapısı-garanti iş" olarak görülen bu meslek, mesleği icra edenlerin bir kısmı tarafından; çocukların ufkunu açmak, iyi-güzel insanlar yetiştirmek maksadıyla değil de ekonomik güvence olması sebebiyle seçilir. (İdealist öğretmenler bu değerlendirmenin konusu değildir.) Böyle olunca da "ben maaşımı bilirimci" bir zihniyet milletin geleceği olan çocukları ve gençleri ziyan eder.

Özellikle anne babaların "Çocuğum doktor, mühendis, avukat olsun; hiçbir şey olamıyorsa öğretmen olsun." yaklaşımı öğretmeni cemiyet nezdinde itibarsızlaştıran temel olumsuz bakış açısıdır. Toplumun gözünde değeri olmayan ve sürekli tatil yaptığı düşünülen bu camianın eline "en kıymetli zenginliğimizi, geleceğimizi, çocuklarımızı" teslim edip iyi şeyler beklemek de yine aynı toplumun tutarsızlığıdır. İtibarı bu şekilde zedelenmiş öğretmenleri amiyane tabirle gaza getirmek için her sene 24 Kasım'da öğretmenlere yine öğretmenler nezaretinde türlü şirinlikler yapılıp öğretmenleri pohpohlamak aslında küçültücü bir muameledir.

Büyük firmalar-markalar bu “itibarsızlaştırarak değer verme” işinde kimseden geri kalmaz. Her yıl 24 Kasım’dan önce reklamlarla-ilanlarla öğretmeni itibarsızlaştırma furyası başlar.

Eskiden ucuz ürün satan marketlerde “öğretmenler günü için hediye” stantları açılır “süveter, kalem, kravat, cüzdan, çanta” kabilinden öğretmenlere lüks gelebilecek ürünler sergilenirdi. Şimdi de alışveriş sitelerinde öğretmenler gününe özel büyük indirim ilanları var. Beklenilen şey öğrencilerin öğretmenlerine hediyeler alması ve de öğretmenlerin “sevinçten havalara uçması”dır. Öğretmenliğin onurunu eğlencelik ve ticari bir şeye dönüştürdüklerinin belki de farkında değillerdir.

Yasa zoruyla holding ceosu gibi giyinmeye* zorlayıp cebine vasıfsız işçi-memur parası koyduğunuz öğretmen için konfeksiyon markalarının “canımız öğretmenlerimize büyük indirim” temalı sadakadan bozma indirim mesajları telefonlarınıza gelir. Sizden 3-5 kuruşa tenezzül etmeniz, gidip bu büyük markaların patronlarının merhametine sığınmanız beklenir. Sırf bunu sizi sevdikleri için yaparlar.

Salgından önce hava yolu şirketleri, tatil firmaları dalga geçer gibi “öğretmenlere özel” paketler hazırlayıp reklamlar yaparlardı. Böylelikle hem “bizleri ne kadar sevdiklerini” ilan edip duyarlılıklarını gösterirler hem de hiçbir öğretmen o promosyondan faydalanamadığı için bir maliyete katlanmazlardı.

Bu küçültücü şirinlikler sırf “öğretmenlere sevgi gösterisi” için yapılır…

Öğrenci ve Öğretmen

Dünyanın en kıymetli varlığı insan. Ve insanlık öğretmenlerin elinde şekillenir. Ya muhteşem bir esere dönüşür ya da tuhaf bir şekil alır.

Öğretmen bizde ezberci bir eğitim sistemi içinde yetişmiştir. Bunun sonucunda da bazı öğretmenler ezbercilikten kurtulamaz, dolayısıyla da nakil işiyle uğraşır. Ezberini nakleder. Bunu en önemli iş olarak görür. Ezberletebildiği ve bunun geri dönüşünü alabildiği ölçüde başarılı sayılır. Farklı fikirlere farklı tercihlere tahammülü yoktur. Dolayısıyla da yetiştirdiği kitle kendisine benzer. Bu kitle öfkelidir, kendisi gibi düşünmeyenleri sevmez hem de başkalarını "tek tip düşünmekle" itham eder.

Bir kısmı da öğrencisini müşteri olarak, iş olarak görür.

Bir kısmı potansiyel tehdit ve tehlike olarak görür.

Bir kısmı aynı kıyafet içinde boy sırasına sokulmuş, sayılarla ifade edebileceği eşyalar gibi görür.

Bir kısmı istatistiksel bir veri olarak görür.

Bir kısmı da "insan" olarak eşref-i mahluk olarak görür, ona dokunur, onu sever, ona değer verir, öğrencisinin geleceğinin insanlığın geleceği olduğunu bilir ve her öğrencisine özen gösterir. Öğrencisinin ailesini, ekonomik durumunu, inançlarını, tercihlerini vereceği değer için ölçü saymaz; onu işi olarak görmez, onu hayatının önemli bir parçası olarak görür. Bu tür öğretmen azdır.

            Öğretmen ve Entelektüalite

Bilim adamları, fikir adamları, sanatçılar, filozoflar hayatlarının sonuna kadar okur, araştırır ve hakikatin ne olduğunu bulmaya çalışır. Doğrusu da budur. Ama bizde bazı öğretmenler diplomayı aldıktan sonra kitaptan uzaklaşır. Çünkü ona diploma verilmiş, “Sen oldun, artık git, okut, öğret.” denilmiştir. O da bu görev tevdiini: "Sen artık nirvanaya erdin, bilgide son noktaya ulaştın, daha öğrenecek bir şey kalmadı, maşallah sana, haydi bakalım…" şeklinde anlamıştır. Ve görevini; “her şeyin en doğrusunu bilen, en bilgili en kültürlü kişi olarak ne ezberlediyse onları körpecik zihinlere kazımayı tek ve en doğru davranış olarak görmek” bilinciyle yapmaya başlamıştır. Demek doksanına merdiven dayamış birçok hakikat yolcusu bilim, sanat, fikir insanı zekâ yetmezliği yaşadıkları için mutlak doğruyu bulamamışlar ama bazı öğretmenlerimiz zorunlu eğitim sürecinde meseleyi halletmiştir. Maalesef bu tip öğretmen sayımız küçümsenmeyecek boyuttadır.

            Günah Keçisi Öğretmen

Toplumda her ne kötülük varsa müsebbibi öğretmen olarak görülür. Ortalama kabullere göre davranmayan insanlara “Mektep-medrese görmedin mi?”, “Size okulda usul adap öğretilmedi mi?”, “Senin öğretmenin kim?” denir. Zorunlu eğitimden geçen toplumun hataları öğretmene fatura edilir. Ve sistem, sosyal şartlar, ebeveyn niteliği, medya vb. faktörlerin hiçbiri bu olumsuzluğun sorumlusu olarak görülmez. Çünkü öğretmen “kutsal bir meslek” icra eder ve bu kutsiyete sınırları belli olmayan bir güç de atfedilir. O, bu kutsal güçle tüm sorunları bir çırpıda çözmeli, önüne gelen her öğrenciden boy boy doktor, mühendis, hâkim, savcı yetiştirmelidir.

         Öğretmen az çalışan çok kazanan ve neredeyse tüm seneyi tatil yaparak geçiren bir asalak gibi görünür çoğunun gözüne. Bu duyguda apaçık bir haset duygusu sırıtır. Haset değilse konuya dair cehalet muhakkaktır.

             Propagandist Öğretmen

Zorunlu eğitimin öğretmenden beklediği şey aslında endoktrinasyondur. Propagandist öğretmen endoktrinasyonun en önemli unsurudur. Makbul vatandaş yetiştirmeye kendini adamıştır. Dönemden döneme yönetimden yönetime makbul vatandaşın tanımı değişse de propagandist öğretmen için bu kutsal vazife değişmez. Muhakemesinin gelişmediği 4-5 yaşlarından 20’li yaşların ortasına kadar “ezberlediği” sloganları aynı yaşam dönemindeki çocukların zihnine kazımayı kendisine en kutsal görev olarak görür. Bu propaganda genelde hakim ideoloji olurken bir inancın, etnisitenin, başka bir ideolojinin propagandası şeklinde de görülür. Bunun aslında insan haklarına aykırı olduğunu, insan onurunu zedelediğini görmez. Hiçbir çocuğa ebeveyninin ve kendisinin rızası olmadan propaganda yapılamayacağına aklı ermez. İnsanlığın kurtuluşunun kendi “ezberiyle” olacağına inancı kesindir. Propagandist öğretmen bu büyük camianın içinde ciddi bir yekûn teşkil eder. Bu tipten iyi bir politikacı, iyi bir vaiz, iyi bir ideolog olabilir ama asla öğretmen olmaz.

             Memur Öğretmen

Öğretmen 657 sayılı kanuna tabidir. Sınırları bellidir. Yapacağı her şey bir kurala bağlanmıştır. Kuralların dışına çıkması söz konusu değildir. Öğrencilere bazı şeyleri ezberletmesi istenen kişidir. Bu sırada onları disipline etmesi istenir. Ancak herhangi bir disiplinsizlik durumunda elinde bir yaptırım gücü yoktur. Öğrencilerin psikolojisini bozmadan; onları fikri hür vicdanı hür, yeteneklerini keşfetmiş, bilgili bireyler haline getirirken bir yandan da disipline etmesi beklenen kişidir. Yetkisizdir ama sorumludur. Kendisine her 24 Kasım’da insanlık açısından “en kutsal mesleği” yaptığı, çok değerli çok önemli bir insan olduğu söylenen ama kural dışına çıkmaması gerektiği sürekli vurgulanan ve inisiyatifine hiçbir şey bırakılmayan kişidir.

            “Ben Aslında Öğretmen Olmayacaktım.” Diyen Öğretmen

Hayali öğretmen olmak olup bunu tercih listesinde ilk sıralarda belirtip öğretmen olanların sayısı büyük camianın içinde maalesef azınlıktadır. Öğretmenlerin önemli bir kısmı tercih listesindeki tıp, hukuk, mühendislik vb. fakülteleri kazanamayıp daha alt sıralardaki öğretmenlik bölümlerini kazanmış insanlardan oluşur. Ve bunu da söylemekten çekinmezler: “Ben aslında şu fakülteyi kazanacaktım ama 1-2 puanla kazanamadım ve öğretmenlik kazandım.” Sistem, sosyal şartlar, ekonomik şartlar, ebeveyn baskısı, çevre beklentisi insanları bu tür tercihler yapmaya zorlar. Bunun böyle olması onların bir suçu değildir. Sorun; bu öğretmenlerin önemli bir kısmında kendilerini bu mesleğe ait görmemek, hakkının yenildiğini düşünmek, mesleğini küçümsemek, mesleğini özensiz icra etmek, mutsuz biçimde işini yapmaktır. Tabii ki bu biçimde öğretmen olup mesleğinin hakkını veren ve saygıyı hak eden birçok öğretmen de vardır.

            Kutsal Öğretmenlik

Çok kalabalık bir kitleyi “mutlu” etme nutuklarının başlığıdır. Bu başlık altında; “En kadim meslek, peygamberler de insanlığın öğretmenleridir, filozoflar ve bilgeler…” diye devam eden yüksek dozda iltifat içeren ifadeler bulunur. Statü ve maddi olarak rahatlatamadığınız kalabalık bir kitleyi bu ifadelerle teskin etmek hatta onlara kendini iyi hissettirmek mümkündür. Evet, meslek özünde kutsaldır. İnsan yetiştirmek, inanasının kendini keşfetmesini sağlamak, onu karanlıktan aydınlığa çıkarmak, onu bilgi ve beceri ile donatmak her türlü iltifattan daha fazlasıdır. Ancak bizde pratikte bunun olduğunu söylemek için bizden habersiz olmak iktiza eder.

            3.Sayfada Öğretmen

Ülkemizde üniversite okuyarak edinilen mesleklerin tamamına yakınında bir ölçüt vardır: Belli bilgileri ezberlemek ve sorulduğunda söylemek. Doktorluktan mühendisliğe, hukukçuluktan eğitimciliğe kadar birçok meslek için bu böyledir. Pek az meslek için kabiliyet, ahlaki durum, sicil kaydı, sağlık durumu gibi özel şartlar aranır. Güvenlik, spor, güzel sanatlar gibi alanlarda bazı mesleklerdir bunlar.

Öğretmenlik, dünyanın en değerli varlığı insanı şekillendirecek mesleği olmasına rağmen öğretmen yetiştirme ve öğretmen seçme konusunda sistem hiç de özenli değildir. Bu mesleğe dair ölçütler belirlenmemiştir. İsteyen herhangi bir kişi ortalama net sayısıyla öğretmen olabilir. Bu konuda bir gelişigüzellik söz konusudur. Bu durum maalesef çok üzücü, çok çirkin, çok nahoş durumlara sebep olur. 3. sayfa haberlerine konu olan öğretmenlere baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Yetkili ve sorumlu merciler, bu büyük camianın yüz karalarını görüp “öğretmen yetiştirme sisteminin, anlayışının derhal masaya yatırılması gerektiği gerçeğini” anlamak zorundadır.

“3. sayfa öğretmenleri” toplumun “Bakın işte, bir de öğretmen olacaklar, biz bunlara çocuklarımızı emanet ediyoruz, toplum bunlar yüzünden…” diye devam eden yakınma ve aşağılamaların konusu olan ve tüm camiayı töhmet altında bırakan kişilerdir. Bunlara öğretmen demek hata olur.

            Öğretmen

Öğretmen, şüphe eder, sorar, anlamaya çalışır. Bunu bir ömür boyu sürdürür. Ve kendine emanet edilen insana saygı duyar. Ona şüphe etmeyi, sorgulamayı, anlamayı, anlamaya çalışmayı, bir ömrü “hakikat”i arama ve anlama çabası içinde geçirmeyi öğretir.

Kendisine emanet edilen insanı bir kalıba sokmaya çalışmaz. Ona kalıplarını kırmayı, kendini keşfetmeyi, hakikatle arasında bağ kurmayı öğretir.

Kendisine emanet edilen insanı “içindeki insan”la tanıştırır. Onu kendisiyle yüzleştirir. Ona saygı duyar ve ona insanlara saygı duymayı, varlığı sevmeyi öğretir. Bunu yaptığı müddetçe kendisini huzurlu hisseder.

Bu büyük camianın içinde birçok “öğretmen” vardır. Ve hakikaten saygıyı hak ederler.

            Öğretmen Olmak İsteyen Genç

Amacın “geçimlik meslek edinmekse” daha kazançlı ve daha kolay yolları dene. Sabırsızsan, sevmiyorsan insanları, gelip ezberlerini körpecik zihinlere dayatacaksan, ufuk açmayacaksan, bakış açılarını zenginleştirmeyeceksen, egonu tatmin edeceksen, sana yapılan yanlışların hırsını çıkartıp aynı hataları tekrarlayacaksan gelme, öğretmen olma…

“En değerli varlık insandır, yaşayacağım kadar maddi kazanç bana yeter, kimi zaman zorluk çeksem de olur, amacım körpecik zihinleri köreltmek değil, onlara şüphe etmeyi, araştırmayı, kendini keşfetmeyi, yeni ufuklara yelken açmayı öğretmek.” diyorsan, öğrencilerini kendine benzetmek yerine onlara kendileri olma imkânı vereceksen, “Kitap okuyun.” demeden önce kitap okuyacaksan, “Düşünün.” demeden önce düşüneceksen, “Ahlaklı olun.” demeden önce ahlaklı olacaksan gel, öğretmen ol. Sana çok ihtiyaç var.

             24 Kasımlarda Öğretmen

"Vay efendim, bu öğretmenlik mesleği var ya, acayip kıymetli bir meslek, dünyada böyle kıymetli, önemli meslek yok ..." kıvamında nutuk atan, bildiri yayınlayan, şiir okuyanlar: Bunlar bize değer katmadığı gibi toplum nezdinde müstehzi tebessümlere neden olan ve değersizliğimizi yüzümüze vuran şeyler. Bunlardan vazgeçin...

Ve medyanın sürekli öğretmenlerin tatiliyle ve geliriyle ilgili asparagas haber yapmaktan haz duyan tayfası...İşlerini hakkıyla yapan meslektaşlarımızın izzetinefsini kırmak için gösterdiğiniz çaba sizin niteliksiz öğretmenler elinde çarçur olmuş patavatsız, kalitesiz kimseler olduğunuzun bir göstergesidir. Azalarak, eksilerek tükenin...

Her meslek grubunda toplumun her katmanında ahlaken tefessüh etmiş, işini kötünü yapan; çıkarcı, öfkeli kalabalığın kendilerini yetiştiren öğretmenlerinin izini taşımadığını kim söyleyebilir? Tam aksine “güzel ve iyi insanların” kendilerini yetiştiren öğretmenlerinden izler taşıdığı da muhakkaktır. Yani bugün müspet ya da menfi her halimizde öğretmenlerimizin izi vardır.

            Peki Hangi Öğretmen, Hangisi Öğretmen?

Sahi; hangi öğretmen, hangisi öğretmen? Genellemeler çoğu zaman hatalıdır. Hiçbir camia tamamen iyi ya da tamamen kötü değildir. Hepsini yüceltmek ya da hepsini değersizleştirmek yerine önce şu soruyu cevaplamalıyız:

Hangi öğretmen?

            Velhasıl

Velhasıl, arada bir "Hocam, nasılsınız?" diyen bir öğrencinizin selamını alır ve mutlu olursunuz. Bu mutluluğu çoğu keyfe değişmeyeceğimiz bir meslektir öğretmenlik. Kimseden iltifat istemez...

Hayatına dokunduğumuz, onunla gülüp onunla hüzünlendiğimiz, kıymet verdiğimiz, muvaffakiyetleriyle sevindiğimiz öğrencilerimizin bir selamı yeter...

Yılın herhangi bir gününde...

 

*Takım elbise giyme zorunluluğunun doğurduğu nahoş bir görüntü vardır, muhakkak gözünüze takılmıştır. Çoğu öğretmen kıyafet yönetmeliğine uygun giyinmek için takım elbise kravat gömlek kombini ile işini yapar. Ancak bu kıyafetleri kaliteli ve çeşitli almaya bütçeleri yetmediğinden ucuz ve az sayıda kıyafeti tekrar tekrar ve uzun yıllar giydiği için daima öğrencilerin alay konusu olurlar. Şimdi sendikal faaliyet çerçevesinde “serbest kıyafet” eylemi yapmak suretiyle daha makul kıyafetler giyip bu gülünçlükten nispeten kurtulmuş gibiler.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
3 + 4 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.