Hevâyı İlah Edinmek

24 Eylül 2022
Image

Ülkemizde birçok insan gözlerinin önünde cereyan eden haksızlıkları, yolsuzlukları, zulümleri, torpil, rüşvet hadiselerini görmezden gelme, bunlardaki rolleri ortada olan siyasetçileri alenen desteklemeye devam etme eğiliminde.

Bunu neden yaptıklarını sorduğumuzda iki temel argümanla cevap veriyorlar.

1. Söylenenler iftira... Aşkla sevdiğimiz, yürekten inanıp peşine düştüğümüz liderimizin müthiş feraset ve becerisiyle oyunlarını bozduğu "dış güçler" ve onların içerideki iş birlikçileri bir "algı operasyonu" yürütüyorlar. Her toplulukta çürük elmalar olur. Liderimizin etrafına sokulmuş birkaç kötü niyetli insanın hırsızlıklarını, yolsuzluklarını ileri sürerek ülkemizin yaptığı büyük atılımın, özgürleşmenin, şanlı mazimizdeki şaaşaalı günlerimize dönmemizin önüne geçmek istiyorlar. Bir iki küçük yolsuzluk yaşandı diye liderimizi yürüyüşünde yalnız bırakacak değiliz.

2. Tamam çok kötü şeyler oluyor kabul... Ama sadece bizim liderimiz ve çevresi değil, herkes kötü, çıkarcı, ahlaksız, adaletsiz... Bunlar gitse, yerlerine gelecek olanlar da kendi çevrelerine çıkar sağlayacak, bize bugün sağlanan imkanları sağlamayacaklar, bugünkü ayrıcalıklarımızı elimizden almakla yetinmeyip üzerine bir de zulmedecekler. Ehven-i şer olduğu için liderimizi desteklemeyi sürdüreceğiz.

Bu iki argümanın ikisinde de belirleyici olan, insanların akılları değil hisleri. İlkinde, hislerle yapılan yatırımın yanlış çıkmasını kabullenememe (aşığın kör edici bir şiddetle bağlandığı sevgilisinin kusurlarını görmemek için gözlerini kapaması, önüne koyulan hakikati inkâr etmesi) hali, ikincisinde ise şahsi çıkarlarla ilkeler karşı karşıya geldiğinde ilkeler yerine şahsi çıkarları tercih etme hali öne çıkıyor.

Aslında her iki argümanda da hakkın, aklın ve adaletin değil "heva ve heveslerin" peşine düşülmesi söz konusu.

Hevâ meselesini araştırırken, Kadir Polater isimli bir ilahiyatçının yazdığı güzel bir makaleye denk geldim. Makale uzun ama makalenin en önemli, en vurucu yerlerinden bir derleme yaptım. (Makalenin aslına https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30725 adresinden ulaşılabilir.)

Makaleden çıkardığım satır başları şunlar:

Hevâ Meselesi

Image

Hak yoldan kasten ve yahut hatâen sapma anlamındaki dalâlet/dalâl, insanlara dünya ve âhirette zarar veren itikadî, amelî ve ahlâkî her tür fiili kapsayan bir kavramdır. Kur’ân-ı Kerîm’deki; münker, fahşâ, zulüm, küfr, fısk gibi kelimeler de, dalâletin türlerini ifade eden terimlerdir.

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm aracılığıyla, kıyamete kadar gelecek olan bütün insanları, dalâlete karşı uyarmış ve bunun altında yatan temel sebebin hevâ olduğuna dikkatleri çekmiştir.

Hevâ, Arapça bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerîm inmeden önce Arap dilinde çok farklı bir anlama gelen hevâ kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’in inmesiyle birlikte, insanın dalâlete düşmesindeki en temel sebebi isimlendirmek için kullanılmış ve böylece yeni bir anlama kavuşarak; kötü huy ve fiillerin kaynağı olan, insanı hayır işlemeden engelleyen ve insanlık şerefini yok eden ruhtaki şer eğilimleri ifade etmeye başlamıştır.

İnsan ruhunda hayır ve şerden ibaret iki eğilimin olduğu ve insanın yaptığı doğru ve yanlış fiillerde, bu iki eğilimin önemli birer etken olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, Kur’ân’daki "en-nefsü’lemmâre" tâbiriyle de kastedildiği gibi, insan ruhunda, şer işlemeye daha çok meyil vardır. Şimdi açıklamaya çalışacağımız gibi hevâ, insan ruhundaki şerre olan meylin kendisidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, hevânın, uygulamaya konulması hakkında iki âyette, “insanın hevâsını kendisine ilâh etmesi”, geri kalan âyetlerde de hevâya/hevâlara uyma ifadesinin kullanıldığı görülür.:

Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından (hevasından) alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
(Naziat, 40-41)

Kendi nefsinin arzusunu (hevasını) kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi bekçi olacaksın?
(Furkan, 43)

Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna (hevasına) uyandan daha sapıktır? Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.
(Kasas, 50)

Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna (hevaya) uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.”
(Sâd, 26)

İnsan, hevâya karşı ruhunda bir meyil taşısa da, sahip olduğu akıl ve vicdân sayesinde, hevâyı denetlemeye, onun kendine hâkim duruma geçmesini önlemeye ve ondaki gizli tehlikeleri ortaya koymaya muktedir kılınmıştır. Nitekim, akıl ve vicdânın insana, bu önemli görev için verildiği şu âyette bildirilmiştir:

Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. (Şems, 7-9)

İnsanı asıl değerli kılan, aklın bu değerlendirici ve hevâdan engelleyici özelliğidir. Bu bakımdan akıl, zekâdan ayrılır. Çünkü zekâ, bilgi edinmeye vasıta olan bir idrak gücüdür. Akılla zekâ arasındaki bu fark, çok zeki insanların şerli işler işlemesinden de anlaşılır. Şayet bu kimseler akıl sahibi olsalardı, akılları onları şer işlemekten engellerdi.

Akla, Arapçada el-akl denilmesinin sebebi de, sahip olduğu bu denetleyici özelliğine bağlanarak açıklanmaktadır. Arapçada, “deveyi bağladım” demek için, akaltü’l-baîre ifadesi kullanılır. Buna göre akl kelimesi, Arapçadaki deve bağı anlamındaki (aklu’n-nâka) terkibinden alınarak teşbih yoluyla akıl için kullanılmıştır. Çünkü devenin bağı, nasıl ki deveyi kaçmaktan engellerse, akıl da insanı, hevâya yönelmekten ve helâk edici şeylere düşmekten engeller.

Kur’ân’da akıl; yasaklamak, engellemek anlamına gelen nehy kökünden türemiş olan en-nühâ kelimesiyle de isimlendirilmiştir. Bunun sebebi, aklın insanı kötülüklerden ve bâtıla tâbi olmaktan engellemesidir.

Aklın, hevâya engel olma gücüne karşılık hevâ da, etkisinin güçlü olması ve çok sinsi hilelere sahip olması özellikleriyle akıl üzerinde hâkimiyet kurabilir. Akıl, insanı doğru yola ileten ilâhî bir ihsan olduğu hâlde, hevâ aklı bu faaliyetinden engeller. Buna göre akıl, hevânın gücü karşısında güçsüz ve bitkin düşer, böylece, hevâya karşı direnemez.

Hevânın, akla kötülükleri güzel, zararlıyı faydalı göstermesi ise hevânın sinsi ve hilekâr olma özelliğidir.

Hevânın akıl üzerinde bu tür yollarla hâkimiyet kurması, aklın yanılmasına, sağlıksız kararlar vermesine sebep olur.

İnsanların, aklen hak olduğunu çok iyi kavramalarına rağmen, Peygamberleri ve tebliğlerini inkâr etmeleri, bir hevâ türü olan gururun akıl üstündeki güçlü etkisini gösterir.

Hevâsının mutlak kontrolüne giren bir insan körleşir, sağırlaşır; kendisini dalâlete düşmekten engelleyen aklı etkisiz duruma düşer.

Hevâlarını ilâh edinen insanlardan bahseden bir ayetten sonra, bu kimseler hakkında şu nitelendirme yapılır:

Yoksa onların çoğunun gerçekten söz dinlediklerini ve aklettiklerini mi sanırsın? Gerçekten onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha dalâlet/sapıklık içindedirler.
(Furkan 44)

Hevâyı ilâh edinen kimselerden bahseden bir diğer âyette ise, bu insanların öğütlere kulak asmayan, deliller üzerinde düşünmeyen, ibret almayan kimseler oldukları ve bu yüzden de hidâyeti terk edip tapınırcasına hevânın peşine düşenlerden oldukları bildirilerek şöyle buyurulur:

Hevâsını tanrı edinen, bilgisi olduğu hâlde Allah’ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? (Casiye, 23)

İnsanlar, ister Allah’tan başka tanrılara ibadet etsinler, ister hevâlarının emrettiği şeyleri, o tanrıların istekleriymiş gibi göstererek onları meşrulaştırmaya çalışsınlar, isterse kendi hevâlarını tatmin edilmesi gereken tek gaye olarak görsünler, bunların hepsi hevânın ilâh edinilmesi anlamındadır. O hâlde, hevânın ilâh edinilmesi, itikadî ve dinî boyutta olduğu gibi, insanları ahlâkî boyutta da büyük dalâletlerin içine çeker. Böyle kimselerin kalplerinde hak sevgisinin eseri bile yokken, kalpleri bencillikle doludur. Bunlar hak hukuk tanımaz, sadece kendi zevklerine taparlar. Zevklerinin felâketleri olduğunu bilseler de hakkı zevklerine feda ederler.

Hevâlarına uyup da dalâlete düşenler, hevâlarıyla başkalarını da dalâlete düşürürler. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm’de, başkalarının hevâlarına göre hareket etmenin de dalâlet sebebi olduğuna önemle dikkat çekilir; özellikle Mü’minler buna karşı uyarılırlar. Şu âyetlerde, bir yandan, başkalarının hevâlarına uymak yasaklanırken, diğer taraftan da, bu yasağın sebebi ortaya konmaktadır:

Ey Kitâb Ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin hevâlarına uymayın.
(Maide, 77)

Sizin hevâlarınıza uymayacağım. Yoksa sapıtmış, doğru yoldan gidenlerden olmamış olurum.
(En'am, 56))

Hevâ, sadece insanın, Rabbine karşı isyanına sebep olmaz; aynı zamanda, insanın diğer insanlara zulmetmesine de yol açar. Böylece insan kin, nefret, öfke, çıkarcılık, tarafgirlik gibi hevâ türlerinin etkisi altında başkalarının haklarına tecavüz eder.

Şu âyette, tarafgirlik ele alınarak, bunlara uymanın zulüm açısından önemli sonucuna dikkat çekilir:

Ey iman edenler! Adâleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize (hevâ) uyup adâletten sapmayın. (Şahitliği) eğer büker, yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (bilin ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
(Nisa, 135)

Yine, Resûlullah’a, kendisine gönderilen dinin gereği olarak adâletli davranması ve bunun için de hevâya tâbi olmaması ile ilgili olarak şöyle emredilir:

Ey Muhammed! Bundan ötürü sen (tevhide) çağır ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol; onların hevâlarına uyma ve ‘Allah’ın indirdiği kitaba inandım; aranızda adâletle hükmetmekle emrolundum’ de.
(Şura, 15)

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
Bot Kontrolü
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
4 + 1 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
2 kez görüntülendi. 338 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı.