Sahurdan Sehere-2

08 Mayıs 2020

 

8. Put kıran Kabe yapan eller: İbrahim:

İnsanoğlunun peygamberler öncülüğünde tarihi yürüyüşü devam etti.

Öte yandan zamanla kalabalık topluluklar, evrensel hükümdarlıklar zuhur etti.

Lakin insan Allah’ın çizdiği istikametin dışında yol arama huyunu bırakmadı.

Bazen bu arayışa ceberut önderler, kibirli aile reisleri, taşıyamadığı yükün altında ezilen zenginler, ulu bilginler vs. öncülük ettiler.

Nemrut ceberut hükümdarlardan birisiydi. Sadece Allah’ı dışlamakla kalmadı, halkının özgürlüğünü ve onurunu uyduruk dininde eritmeye çalıştı.

Böylesi evrensel krallara ve onulmaz kafirlik ‘hastalığı’na tutulmuş halka karşı çelik yürekli, keskin akıllı, bitmez tükenmez azimli birisi lazımdı. Onun adı İbrahimdi ve o;

-Akıl ve mantıkla Allah’ın yegâne Rab olması gerektiğine hükmetti.

-Cesur ve korkusuzdu.

-En büyük zulüm olan şirke karşı en açık karşı duruş sergiledi.

-Putların ve putçuluğun/şirkin ne kadar anlamsız şey olduğunu, putataparlara aklen gösterdi.

-Önce halkının taptığı putları sonra doğruyu bulmaya engel olan akıl putlarını kırdı.

-Allah onu zalimlerin hücumlarından ve ateşinden korudu.

-Tevhidi yerleştirdi, daima tevhide bağlı kaldı (hanîf).

-Tevhidin merkezi ve sembolü olan Kabe’nin mimarı ve banisiydi.

-Ataların yanlışlarını devam ettirmenin en büyük yanlışlardan birisi olduğunu haykırdı.

-Kalbinin derinliklerinden gelen güzel duaları dilinden dökmeyi eksik etmedi (Şuarâ 78-89; Sâffât 37/100-101; İbrahim 14/35-41; Bakara 2/126; Mümtehine 60/4-5).

-Yumuşak huylu, içli ve içten, kendini Allah’a vermiş, O’na teslim olmuş, sadece O’na boyun eğen, inanç ve ahlakta temiz kalpli, iyiliksever, şükreden, salih, inancında ve sözünde doğru, namaz kılan, daima ümitvar (halîm, evvâh, münîb, müslim, kânit, kalbun selîm, muhsin, şâkir, sâlih, sıddîk, musalli) bir mümindi (Hud 11/75; Sâffât 37/84; Nahl 16/120-122; Hicr 15/55).

-Halilurrahmandı/halilullahtı: Gönlünü Allah’a, sofrasını insanlara açan cömert biriydi.

-Sayılanlar onun sonrakilere bıraktığı mirastı (Zuhruf 43/28).

-Bunlarla donandığı için ‘tek başına bir ümmet’ denildi ona.

-Ve tevhidin atası İbrahim;

*her bir Allah kuluna önder (imâm) sayıldı,

*ilan ettiği din ve sergilediği dindarlık çizgisi (İbrahimin milleti) esas kabul edildi, *müminlere ‘güzel bir örnek (üsvetün hasenetün)’ olarak tavsiye edildi.

Duası içten, hikmet dolu ve gerçekçidir: “Rabbim! Bana ilim ve hikmet ver; beni salih kullarının arasına kat. Bana gelecek nesiller arasında doğrulukla ve iyilikle anılmayı nasip et! Beni, içinde ebedi nimetlerin kaynadığı Cennet’in varislerinden kıl! Babamı da bağışla; çünkü o yolunu şaşıranlar arasında. İnsanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsva eyleme! O gün ne mal fayda verir, ne de evlat. Ancak Allah’ın huzuruna tertemiz bir kalple gelenler kurtulur!” (Şu‘arâ 26/83-89)

Her mümin İbrahim’den bir parça taşır yüreğinde; her müslim içinde bir ‘ibrahim’ büyütmelidir.

(İlgili ayetler: Enâm 74-83; Hicr 15/51-60; Meryem 19/41-55; Şuarâ 26/69-89; Hûd 11/69-76; Nahl 16/120-122; Sâffât 37/83-113; Zuhruf 43/26-28; Zâriyât 51/24-37; İbrahim 14/35-41; Enbiyâ 21/51-73; Ankebut 29/16-17, 24-27; Bakara 2/124-132, 258, 260; Âl-i İmrân 3/67; Mümtehine 60/4-6; Hac 22/26)

 

9. İsmail: Babaya itaat Allah’a teslimiyet:

İsmail!

Senin adın teslimiyettir.

Bunu bilir herkes.

“Babacığım! Rabbin sana ne emrediyorsa öyle yap.” dedin ya!

O gün bugündür babalar “Allah ne diyorsa o!” demeyi, evlatlar babalarını saymayı öğrendi.

Allah’ın seni elçiler zincirine eklediğini;

Yumuşak huylu, sabırlı, hayırlı, sözünde duran, Allah bilinci yüksek (halîm, sâbir, hayr, sadiku’l-va‘di, muttakî) bir mümin olduğunu Yüce kitap Kur’an-ı Kerim söyledi.

Vazgeçmediğin şeyin namazınmış, aile efradından da ısrarla kılmalarını istemişsin, zekatı vermelerini de…

İsmail!

Bir elinle atan İbrahim’den aldın mirası, bir elini Muhammed’e verdin, ata oldun dinde ve soyda.

Babanın çorak topraklara ektiği tevhid tohumlarını Hicaz’da yeşerttin, Mekke’den tüm aleme serpilmesine sebep oldun.

Hele babanla Kabe’yi yapıp bitirdikten sonra yaptığınız dua var ya! Hiç unutulmadı, hala yankılanıyor yeryüzünde, biz de o duadayız şimdi: “Ey Rabbimiz! Bizden bu yaptığımız güzel işimizi kabul buyur; biliyoruz ki sen işitensin, bilensin.ᅠ Rabbimiz! Sana teslim olmayı bize nasip et, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet var et. Bize ibadetlerimizi öğret, tövbemizi kabul buyur. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti sonsuz olan yalnız sensin.ᅠ Soyumuzdan, onlara senin âyetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir elçi gönder rabbimiz! Çünkü yalnız sen kudretlisin, her şeyi yerli yerince yapansın.” (Bakara 2/120-129)

Ne güzel kuldu İsmail!

(İlgili ayetler: Sâffât 37/101-107; Sâd 38/48-49; İbrahim 14/39; Meryem 19/54-55; Bakara 2/127-129)

 

10. İshak’ın vasiyeti:

İshak: İhtiyar İbrahim’in oğlu, İsmail’in kardeşi, Yakub’un babası, İsrailoğullarının / Yahudilerin atası.

Babası ve kardeşi gibi o da güçlü, basiretli, samimi, ahireti düşünen, doğru sözlü, cesaretli, Allah katında seçkin, hayırlı, salih, âlim, âbid (ibadete düşkün) ve tabii ki peygamberlikle görevlendirilmiş bir kimseydi.

O da İbrahim’den aldı tevhid mirasını İsrailoğulları’na verdi, onlara ata oldu dinde ve soyda.

Kenan, Filistin, Harran ve çevresini irşad ve ihya etti Allah’ın emri, izni, rahmeti ve yardımıyla.

Allah’ın onun şahsında peşinden gidenlere emrettiği üç şey: Hayırlı işler yapmak, namaz kılmak, zekat vermek.

O günden Yüce Mevla İsmail’e, İsrailoğulları içinde hakikatin peşinden giden iyiler ile haktan saparak kendine yazık edenlerin olacağını bildirmişti.

Tarih Allah’ın bildirdiği istikamette devam ediyor…

Ey şerrin peşinden koşanlar, namazı ve zekatı terkedenler! İshak nerede siz neredesiniz!

(İlgili ayetler: Sâd 38/45-47; Meryem 19/49-50; İbrahim 14/39; Hud 11/71-73; Hicr 15/51-56; Enbiyâ 21/72-73; Ankebut 29/27; Sâffât 37/112-113; Enâm 6/84)

 

11. Lût ve kavmi - Buraya kadar:

Kimse ‘ihtiyar dünya’ demiyordu o sıralar; lakin insanoğlunun evi çok şey görmüştü de Lût’un da dediği gibi, ‘bu ahlaksızlığı hiç görmemişti’ (Ankebût 29/28; Arâf 7/80).

İbrahim’le çağdaştı, ona iman etmişti Lût; onun komşusu memlekette amansız bir mücadelenin ortasındaydı. Allah’ın lütfettiği ilim ve hikmet (Enbiyâ 21/74) onun rehberiydi.

Kadın-erkek birbirleri için yaratılmıştı, çoğalmak ve arzularını tatmin etmek için; fakat Lût’un halkı fıtratı değiştirip sapkınlığa gitmişlerdi, kadınları bırakıp erkeklere dadanmışlardı.

Bu yüzden onlar ve yaptıkları ‘günahkâr, haddi aşmış, bozguncu, zalim, yoldan çıkmış, pis işler yapan, çirkin ve sapkın iş (mücrim, müsrif, müfsid, zâlim, fısk, habîs, fâhişe)’ kimseler diye nitelendi (Hicr 15/51; Zâriyât 51/32; Arâf 7/81; Enbiyâ 21/74).

Kendilerine katılmayanları ‘temiz kimseler’ (Arâf 7/82) diye niteleyerek kendi ‘pislik’lerini itiraf etmişlerdi.

Sonunda en büyük günahı işlediler, peygambere dolayısıyla Allah’a meydan okudular: “Hadi getir Allah’ın azabını da görelim!” (Ankebût 29/29)

Nice günahkârın, isyankârın, azgının, müstekbirin, muhterisin, sapkının ve gayr-i meşru davranın yaptığıydı bu.

Lût, ne kadar uğraşsa da halkının inkârcı tutumlarını ve ahlaksız yaşamlarını değiştirmeye niyetleri yoktu.

Meleklerin istediği gibi gece karısı dışında tüm aile fertlerini ve inananları alarak arkasına bile bakmadan şehri terk etti.

Allah’ın gücüne gitti; Lût utandı, sıkıldı, göğsü daraldı; müminler utandı, yer utandı, gök çatladı ârından da seher ışıkları hüzmelenirken taş ve ateş yağmuru saldı Sodom şehrine…

Lût’un ve müminlerin yardımcıları meleklerdi bu defa, yine selamete çıkanlar onlar oldu.

Kur’an hükmünü vermişti: “Bu sonu gelmişlerin başına çökende iman eden, aklını çalıştıranlar, ince düşünenler ve ahiretteki azaptan korkanlar için ibretler vardır.” (Ankebût 29/35; Hicr 15/66, 75, 77; Zâriyât 51/37)

‘Başımıza taş yağacak’ deyimi boşuna söylenmedi bu alemde.

(İlgili ayetler: Hûd 11/69-83; Hicr 15/8, 51-77; Zâriyât 51/24-37; Ankebût 29/26, 28-35; Arâf 7/80-84; Enbiyâ 21/71)

 

12. Yakub: Sabır ne büyük nimet!

Asıl adı Yakub, sonradan İsrail adı verildi. Soyundan gelen Yahudilere de İsrailoğulları denildi.

Kenan diyarının sakini olmasına bakmayın, tarihi tarih yapan olayların kavşağındadır Yakub.

1. Önce babadır, mahzun bir baba. Bir babanın yaşayabileceği ne varsa çoğunu yaşadı. Evlatlarının darbesi mesela; evlat hasreti en şiddetlisi, yıllarca onu bekledi, âh-u zârından gözlerini kaybetti. Fakat o;

-sabır timsaliydi. “Bana güzelce sabretmek düşer” sözünün arkasındaydı.

Bu muhterem, en zor zamanlarından birinde peygamberimiz Hz. Muhammed’in örneği oldu: “Artık bana düşen Yusuf’un babası gibi sabretmektir.”

-umut öğreticisiydi. ‘Bir gün gelecek’ dedikçe ‘Sen kafayı yedin’ diyorlardı. Umudunu hiç kaybetmedi.

-müthiş tevekkülü vardı, “Nihai hüküm Allah’a aittir” der O’na güvenirdi.

-dert ortağı Allah’tı. “Tasamı ve hüznümü Allah’a anlatırım, ancak o anlar beni” derdi.

2. İsraioğullarının atasıdır Yakub. 12 boy olacak, 12 evladından.

Dedesi İbrahim’in, babası İshak’ın yolunun sıkı takipçisiydi bir peygamber olarak. Vefat etmeden evlatlarını topladı ve vasiyetini yaptı: “Allah size bu dini emretti. Son nefesinize kadar O’na teslim olun.” Onlar da söz verdiler: ‘Senin ve atalarının tanrısı olan Tek Tanrı’ya tapacağız. Biz ona teslim olduk.’ (Bakara 2/132-133)

Acaba Yakub, Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indiği çağdaki ya da daha sonraki neslini görseydi ne derdi?

(İlgili ayetler: Yûsuf 12/4-18, 38, 64-68, 82-88, 93-100; Meryem 19/6, 49, 58; Enbiyâ 21/72; Ankebût 29/27; Sâd 38/45-49; Enâm 6/84; Hûd 11/71; Bakara 2/136, 140; Âl-i İmrân 3/84, 93; Nisâ 4/163)

 

13. Her bilenden daha iyi bilen biri vardır (Yusuf 12/76):

Yüce Allah, Kur’an’da, Yusuf’un öyküsünü ‘en faydalı hikâye (ahsenü’l-kasas)’ diye resmedince, daha bir dikkatle okuduk.

Okudukça her adımda ibret levhası bulduk.

Her okuyan kendinden bir parça buldu Yusuf’un hikâyesinde. Gördük ki o,

-Rüyası sadık olan

-Rüyaları isabetli yorumlayan

-Kardeşlerden darbe yiyen

-Gurbette garib, çocuk yaşta anadan babadan, aileden koparılan

-Ebeveyn şefkatinden yoksun Allah’ın şefkat şemsiyesinde korumaya alınan

-Mal gibi pazarda satılan

-Allah’ın verdiği akıl, derin kavrayış gücü, ilim ve hikmetle yolunu bulan

-İçi gibi dışı da güzel

-İffetini ve namusunu koruyan

-Efendisine ihanet etmeyip hapse girmeyi tercih eden

-Zindanda sabreden, kendini geliştiren, eğiten, tebliğ yapan, hâsılı orayı Medrese-i Yusufiye yapan

-Azizin hizmetçisi olarak başlayıp ülkenin tahıl ambarının başına aziz/yönetici olan

-Gömleği yalana şahit yapılan, gömleğiyle haklılığını ispat eden, gömleğiyle babasının gözüne derman olan

-Sabırla bekleyip ödülünü alan, alınca da Rabbine içten teşekkür eden

-Hayatın engellerini, azmi, iradesi, gönlü ve aklıyla aşan …

Nebidir, rasuldür, muttakidir, muhsindir, sıddıktır, emin/güvenilendir.

Yusuf bir oğulun, hizmetçinin, mahpusun, rüya yorumcusunun, yöneticinin ötesinde bir insandır. Adım adım, büyüyen bir şahsiyettir o.

‘Kim ne yaparsa yapsın olayların arkasında bir kudret eli varsa kimse engel olamaz’ hükmünün şahididir Yusuf.

Bir çırpıda onlarca medrese-i yusufiyede yetişmiş alim, zahid, önder ismi sayarım ki hepsi Yusuf’un sünnetini takip etmiştir.

(İlgili ayetler: Yusuf suresi; Mümin 40/34; Enâm 6/84)

 

14. İmtihanların adamı Eyyûb:

Her peygamber bir ders verdi, her biri bir imtihandan geçti.

İşte Eyyûb!

Vahiy geldi, peygamberlik görevi verildi, canla başla çalıştı; doğru yolda yürüdü, doğru yola davetten usanmadı.

Halkının önderi salih ve muhsin bir kuldu.

Fakat Eyyûb’un imtihanı çetindi, bambaşka.

Onulmaz derde düştü, aciz kaldı, çare bulamadı, sabretti; bu sıkıntının ortasında bir de karısına öfkelenip yemin etmez mi! Ondan da ayrı kaldı.

Bir de baş belası şeytan peşini bırakmaz…

Gidecek kapısı yoktu Rabbinden başka, sığındı onun ulu merhametine, adında bile yönelme ve sığınma manası vardı.

Kul bunalınca elbet yetişirdi Allah, yetişti; ‘yere ayağını vur, çıkan soğuk sudan iç ve yıkan’ emrini yerine getirdi, derdine deva buldu.

Allah, yeminini yerine getirecek bir çare öğretti de ancak ondan sonra ailesine kavuşmanın sevincini yaşadı.

Nihayetinde övdü bu güzel insanı: “Biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Hep Allah’a yönelmişti.” (Sâd sûresi 44)

İşte peygamber bu, her ne kadar nebi ise de daima insan.

Onulmaz dertlere düçar olanlara, ağır imtihanlar yaşayanlara o örnek olsun ve Allah böylelerine “Eyyûb sabrı” nasip etsin!

(İlgili ayetler: Enâm 6/84-87; Sâd 38/41-44; Enbiyâ 21/83-84; Nisâ 4/163)

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
4 + 6 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.