Gurbet Ne Yana Düşer


Öğretmenlik yapan bir arkadaşım anlatmıştı: Ganalı bir tanıdığı gurbete çıkar; amacı bildiğimiz gurbetçiler gibi başının üstünde bir çatıya sahip olmak. Hikayemizin kahramanı bey gece demez gündüz demez çalışır, biriktirdiği üç beş kuruşu Gana’da yaşayan erkek kardeşine emanet eder ve ondan müstakil bir ev yaptırmasını ister. Kardeşi zaman içinde arsa fotoğrafı gönderir, inşaat foğrafları gönderir. Bu arada kardeşin hayatında değişikler olmaya başlar: kendisine bir ev, araba ve ikinci eş alır; paranın kaynağını soranlara da piyangodan çıktığını söyler. Parayı gönderen ağabey iki yıl sonra Gana’ya gider, hayatının en büyük şokunu yaşar. Ortalıkta ev olmadığı gibi kardeş inkar eder. Belki de en kahredici cevabı ‘gönderdiklerin benim hakkımdı’ sözü olur.

Gurbetçilerin yada genel kabul gören tabirle Alamancıların –hangi Avrupa ülkesinde yaşadıklarının , hangi milletten olduklarının önemi yok – varlığından onların da Türkiye diye bildiğimiz bir memleketin vatandaşı olduğundan Türkiye’yi yönetenlerin daha düne kadar haberleri yoktu desek yanlış bir kelam etmiş olmayız.

Kültür çatışmasının açtığı yaraların kapatılması konusunda ne Yurtdışı Türkler Başkanlığı’nın ne de uluslararası alanda yerli kültürümüzün tanıtımına talip olan Yunus Emre Enstitüsü’nün Alamancılara yaklaşımları ziyaretlerin ve iadeyi ziyaretlerin ötesine geçememiştir.

Bu da zaman ve kaynak kaybıdır.

Alamancılar an’ı çift kişilikli olarak yaşarlar, yani doğdukları köy, şehir yalnız hayatlarının değil dünyanın da merkezidir.

Gurbet ne yana düşer sorusununa cevap kolay verilebilse de kişinin, kendisinin tecrübe edinmediği bir hayata dair vereceği cevaplar tatmin edici olamıyabilir. Lafı uzatmadan kestirmeden söyliyelim: gurbet insanın doğduğu yere düşer. Kişinin doyduğu yer de önemli ama doğum sancısının yaşandığı mekanla mukayese etmeye yeltenmek kişilikte zedelenmeye yol açar: biraz da bundandır gurbetçinin çilesi.

Gurbetçilerin arasında Ganalı ile kendi yaşadıklarını özdeşleştireceklerin sayısı abartılı diyebileceğimiz kadar çok olabilir.

Peki bu ahlaksızca amellerin nedenlerini sorgulasak kimleri hedef tahtasına koymalıyız: gurbeti mi, gurbetçiyi mi, yoksa bunca insanı gurbete çıkmaya, gurbette kalmaya mahkum eden zihniyeti mi?

Bu zihniyet zenginliklerimizin üstünde oturduğundan, gurbet mecburiyetini masum göstermeye çabalarken gurbetçiyi döviz yumurtlayan kaz gibi görüp hayvan muamelesi yapan zihniyetle gurbetçiyi oy yumurtlayan tavuk gibi gören zihniyetin arasındaki farkın ne olduğu izaha muhtaçtır.

Gurbetin ne yana düştüğü konusunda yön tayin etme toplantılarından çıkan sonuç değerlendirmelerinde bilmem kaç bakanın yada milletvekilinin toplantıya katıldığı, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle ölçüldüğü yada yerli kültürün tanıtımına seferber olduğunu söyliyenlerin, öz kültürüne yabancılaşan gurbetçinin kimlik sorununu çözmesine yardmcı olmak yerine, Türk kültürünü tanıtma adına konser organizatörlüğü, sanat galericiliği yapmaktan başka beceri sergileyemenler, gurbetçiyi kendi yalnızlığına mahkum etme başarısını gösterdiklerinden ödüllendirilmelidirler.

Yıllardır gurbette direnmenin gücünün zayıflatılması demek olan ziyafet, ziyaret ve iadeyi ziyaretlerin gurbetçinin hayrına olmadığı gibi gurbetçiyi de kendi gerçekliğinden uzaklaştırmaktadır.

Alamancılar’ın balık hafızasına şok tedavisi uygulanmıştır; yaşadıkları tecrübeler kimlik arayışını öncelik verilmesi yönündedir.

Gurbetçi gurbeti mesken tutamadı, mektuba yazacak sözü de kalmadı ama hatıra fotoğraflarının işe yaramadığının da farkındadır.