Şakir Kurtulmuş ile Şiir Üzerine


 

Şakir Kurtulmuş, 1958 Eskişehir doğumlu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı.İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümü’nü bitirdi. 1977 yılından bu yana çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı.Yeni Devir Gazetesi’nde uzun bir süre ‘Sanat-Edebiyat’ sayfası hazırladı. 1980 yılında ‘Tin Yazıtları’ isimli bir edebiyat dergisi yayınladı. ‘Önce Yayın-Dağıtım’ isimli firmasında kitap yayını ve dağıtımı faaliyetinde bulundu. İnsan Yayınları’nın kuruluşunda görev aldı. ‘Yeni Haber ‘ gazetesinde  çalıştı. Eskişehir’de lise öğrenimi sırasında arkadaşlarıyla birlikte ‘Fecir’ isimli bir duvar gazetesi çıkardı. İlk şiiri Mavera Dergisi’nde 1978 yılında yayınlandı. Kıyam, Yönelişler, Mavera,Aylık Dergi, Bursa’da Sanat Edebiyat,  Edep , Türk Dili, Şiir ve İnşa, Ay Vakti,Şehir ve Kültür,Yedi İklim  dergilerinde şiir ve yazıları yayınlandı. ‘Ah Güzel Bir Gün’ isimli ilk şiir kitabı  Akabe Yayınları’nca 1985’de yayınlandı. Beyan Yayınları arasında ‘Hz.Hamza’ ve ‘Bilal-i Habeşi’ isimli iki biyografi çalışması çıktı. ‘Yusufun Kuyusu’ isimli  ikinci şiir kitabı Yedi İklim Yayınları arasında 2013 yılında yayınlandı. ‘Ölüm ve Ayna’ isimli üçüncü şiir kitabı da yine Yedi İklim Yayınları arasında 2014 yılında yayınlandı.

Sözcük seçiminde özel bir dikkatiniz olduğu hemen  belli oluyor. Sözcüklerinizi seçerken neye dikkat  ediyorsunuz? Sözcük seçiminde, muhtevanın mi,  duyarlığın mı önceliği var?

 

İçime uzanıyor şiir.İçimin tellerine konmuş kuşlar..Sözcük taşıyorlar,her bir kuşun ağzında aynı müziği seslendiren farklı farklı notalar var.Şiire doğru uçarken nefesim, heybenin dolmasına,yükünü almasına bakarım.Bir süre sonra etrafta açan şiir çiçeklerinin güzel kokusu sarar her yanı.Nerede nasıl değerlendirmeliyim diye düşünmeden heybenin dolu tarafından taşan çiçekleri şiirin iç mekanında misafir eder,ellerimle sever,okşarım.Kalbimin ışığı su verir, büyütür onları.Büyümelerini sabırsızlıkla beklerim.Bir sure daha beklerim.Büyük bir arzu ile dışarıyı tanıma isteklerini farkettiğim anda karşı koymam,sadece dışarıda bilinmeyenlerle de yüzleşeceklerini,dikkatli olmaları gerektiğini hatırlatır,ellerini,yüzünü,üstünü başını bir güzel temizler,düzeltir, dışarıda bekleyen konukların huzuruna çıkacak hale geldiklerini düşündüğüm anda haykırırım;ÖZGÜRSÜNÜZ, gidebilirsiniz..Ardından giderken acılarıma ne kadar yaslanmış,ne kadar ruhumun rüzgarına katılmış olduklarına bakarım..Şiir kelebeği yola çıkarken, kanatlarına yüklediklerine bakarım içimin sesine ne kadar uygun..İçimin sesinin uygunluğu, içimin sesinin rengi ne kadar yansımış, ona bakarım.O sesi, o rengi bulduğum an yol veririm hadi yolun açık olsun der uğurlarım sözcükleri şiir evine.

 

Şiir yazmanın ortamı var mıdır? Şiir sizde mi yaşar yoksa   siz mi şiirde yaşarsınız?

 

Kendime doğru koştuğum her yerde bulurum şiiri.Kendime döndüğüm her yer baharı müjdeleyen bir şiir ortamı huzuru içinde yaşatır beni.Daha çok bu anları arar ve yaşamak isterim.Bu anlar değişik yer ve zamanlarda bırakmaz yakamı.O anlara kendimi teslim etmekten büyük haz duyarım.Çoğu kez Eminönü’nden vapur yolculuğu ile başlayan bir kavuşmanın huzuru yayılır etrafa.Üsküdar’da ya da Eyüp Sultan’da camilerin içinde kendime doğru yol alışımı izler, bunu sık sık yaşamak isterim.’ve camiler hatırlardı beni/akşam sularında buluştuğum camiler’ Taa ilk gençlik yıllarında yazdığımilk şiirlerimde yer alan bu mısraların gölgesinde serinlemek isterim.Ruhuma yayılan esenliği sıkı tutar hiç bitmesin,beni terketmesin, hiç ayrılmayalım isterim.Kalabalık bir ortamdayken bile, içimde bana doğru yürüyen kımıltıyı hissettiğim anda her zaman olduğu gibi sessizliği,sakinliği arar,baş tacı yaparım.

 

Özelde şiirin, genelde edebiyatın bugün gelip dayandığı noktayı açıklar mısınız? (İletişim  araçlarının, edebiyat ürünlerinin böylesine  gelistiği  günümüzde, bir türün başka bir türe  dönüştürülebildiği yada dönüştürülemediği noktasında açıklama  getirebilir  misiniz?)

 

İletişim araçlarının son derece hızlı bir şekilde dönüşümü,sosyal medyanın hayatımızı olumsuz bir şekilde etkiliyor olması elbette şiiri, edebiyatı da etkiliyor.Bana göre basılı şiir,dergiler ve kitap ilk günkü gibi koruyor sıcaklığını.Ne kadar etrafımızı sosyal medya şartları sıkıştırırsa sıkıştırsın şiiri kitaptan okuma,dergiden okuma heyecanını değişmek istemem; e-kitap olayına da sıcak bakamıyorum.Yeni çıkan bir kitap ya da eskiden yayınlanmış bir kitabın sıcacık sayfaları arasında olmak önemli benim için.Şiirin bugün geldiği nokta için, yine iletişim araçlarının etkisinden kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz; okur sayısı azalıyor git gide.İlk şiir kitabım 1985 yılında 3000 adet basıldı diğer iki kitabım geçtiğimiz son iki yılda 750’şer adet basıldı.Şiir okurunun sayıca az olması şiir için şair için olumsuz bir tablo çıkarmıyor olabilir,kitap satışları daha çok yayınevleri açısından önemli.Yayınevleri az satan kitapları basmaya pek yanaşmadıkları için bugünkü şartlarda şairlerin önündeki en büyük handikap;şiir kitabını yayınlaması.Oysa sadece şiir kitabı basan çok ciddi yayınevlerine şiddetle ihtiyacımız var,üç tane beş tane olmalı; sadece şiir kitabı basan yayınevlerimiz olmalı bence..

 

Şiirin , dünyanin gidisatini degistirecegine  inaniyor musunuz? Niçin şiir?

 

Kelimelerin de bir gücü,bir kapasitesi olduğuna inanırım.Yaradan nasıl bize taşıyamıyacağımızdan fazla bir yük yüklememişse, bir kul olarak bizim de birlikte yaşamayı seçtiğimiz şiire taşıyamıyacağı yükü yüklemenin anlamı olmadığını bilmeliyiz.Dünyanın gidişatını değiştirme gücü ve yeteneği şiirde değil insandadır.Değil mi ki insan kendini öne sürmüş, gidişatın rotasını çizmek ya da değiştirmek gibi bir ödev üstlenmiş, bu ekonomik, siyasal, sosyolojik ya da düşünsel,kültürel çabalarla mı gerçekleşecek bunu da yine insan başarısıyla ortaya koyacaktır.Burada şiirin gücü, etkisi insan üzerindedir.Dünyanın gidişatını değiştirmeye talip olan insanı yetiştirmede şiirin önemini konuşabiliriz belki.Medeniyetimizin öncüleri şiir yolculuğunu en küçük yaşlarda başlatmışlar ve bununla bize güzel bir örnek sunmuşlardır.Daha çocuk yaşlarında almışlar şiir eğitimini. Osmanlı hükümdarları ilk mektep eğitiminden hemen sonra hem dini eğitim, hem matematik, mühendislik gibi günün şartlarına göre belirlenmiş ikinci bir eğitim alıyorlar   hem de edebi derslerle sanat dersleriyle yoğurularak, şiirle müzikle, hat, tekzip sanatlarıyla birlikte büyüyorlardı.18 yaşında tahta geçen padişahın divan şiirleri yazması nasıl açıklanabilirdi.Pek çok hükümdarın divanı vardı.Dikkat edilirse Osmanlı’nın en iyi dönemleri, edebiyatın, şiirin,sanatın gücünün, etkisinin de en iyi, en yoğun hissedildiği dönemler olmuştur.

 

Öz ve biçim arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz.

 

Şiirin kendi bütünlüğü içinde, bir uyum sağlamasıdır bu ilişki.Yazarken hiç bir zaman şu konuyu yazayım diye oturup yazmam.Şiir kendini yazıya dönüştürürken kendi biçimini de nasıl ortaya koyacağını da birlikte gerçekleştiriyor.Yazdıklarımı şekil olarak şöyle yazayım diye de hiç düşünmem.Gün yüzüne çıkmadan elini yüzünü düzeltip, insan içine çıkacak bir çocuk gibi üstünü başını düzelterek, konukların huzuruna çıkabilecek duruma getirmeyi de şiir işçiliği olarak nitelendirebiliriz.Taşları temizleme, güzelleştirme.

 

Sizce, şiirin kalıcılığı neye bağlıdır?

 

Şiirde yüzyıllardır güçlü seslerimiz dolaşmış, değişik iklimlerde şiirin sesini yükseltmiş büyüklerimiz.Geçmişte şiirin yükselen sesine bakmamız,onu iyi okumamız gerekmektedir. Şiirde özellikle dün de bugünde aynı şeyi rahatlıkla söylemek mümkün;en iyi sanatçıları yetiştirmiş bir toplumuz.Edebiyatımızın şairleri,sanatçıları yeryüzünün büyük şairleri , sanatçıları olarak iz bırakmışlardır.Mevlana,Yunus Emre,Fuzuli,Şeyh Galip,Hafız, Sadi en güzel örneklerdir.İslam medeniyeti ve düşüncesinden beslenen sanatçıların birikimlerini geçmişten geleceğe taşıdıkları ve yaşadıkları dönemde insana eğilen,ona önem veren sanatı önemseyen çabaları sonucu kalıcı olagelmişlerdir.Bugünkü edebiyatımız da  Sezai Karakoç’un sesini,şiirini geleceğe taşımaktadır.Daha yakın dönemde Mehmet Akif ve Necip Fazıl’dan gelen,Sezai Karakoç’la asıl ilgisini kurup yükselten,çoğaltan ardından gelen Cahit Zarifoğlu,Akif İnan,Erdem Bayazıt,,Nuri Pakdil,Alaeddin Özdenören,Osman Sarı ile devam eden çizgi aynı kalıcılığın izini sürmektedir.Bu iz şiirimizin gücünü göstermesi bakımından önemlidir.Bu çizgiyi sürdüren sanatçılarımız hemen hepsi politik ve güncel meselelerden uzak,İslam medeniyetinin sınırları içersinde sanatı,şiiri önemsemiş bu çerçevede ürün vermişlerdir.Sezai Karakoç’un şiiri buna en iyi örnektir ve bugünü geleceğe taşıyacak kuşakları etkilemeye,kalıcı olmaya devam edecektir.

 

Şiirle ilk tanışmanız nasıl oldu?

 

Şiirle tanışıklığımız lise yıllarında başladı.Sezai Karakoç’un ‘Gül Muştusu’ kitabı ilk okuduğum ve sahibi olduğum bir şiir kitabıdır.Diriliş,Edebiyat dergileri ve yayınları ile okuma serüvenimiz hızlı bir şekilde gelişti ilk ürünlerimiz Eskişehir’de yayınladığımız bir duvar gazetesinde çıktı.Daha sonra  İstanbul’a okumak üzere geldiğimizde yeni bir süreç başladı.Hem okuyor hem de Yeni Devir Gazetesi’nde çalışıyordum.Şiirimin kendi sesini bulmaya doğru yol aldığı  dönem bu yıllardır.Hem gazetede sanat edebiyat sayfasında hem de Ankara’da yayınlanmaya başlayan Mavera Dergisi’nde şiirlerimiz, yazılarımız yayınlanmaya başladı.Bugün de sesim yettikçe Yedi İklim başta olmak üzere çeşitli dergilerde yazıyorum yazmaya devam edeceğim inşallah.İlk günkü gibi sıcaklığımız, şiirle olan ilişkimiz ilk günkü gibi tazeliğini koruyor, heyecanımız sürüyor hamdolsun.