Tacizci mi Ahlaksız Toplum mu Riyakar

12 Eylül 2020
 

tacizci gazeteci-Yaklaşık 952.000 sonuç bulundu

tacizci milletvekili-Yaklaşık 520.000 sonuç bulundu

tacizci öğretmen-Yaklaşık 391.000 sonuç bulundu

tacizci psikolog -Yaklaşık 387.000 sonuç bulundu

tacizci avukat-Yaklaşık 375.000 sonuç bulundu

tacizci savcı -Yaklaşık 338.000 sonuç bulundu

tacizci hakim -Yaklaşık 333.000 sonuç bulundu

tacizci mühendis -Yaklaşık 256.000 sonuç bulundu

tacizci şoför-Yaklaşık 219.000 sonuç bulundu

tacizci profesör -Yaklaşık 184.000 sonuç bulundu

tacizci doktor-Yaklaşık 176.000 sonuç bulundu

tacizci akademisyen-Yaklaşık 179.000 sonuç bulundu

tacizci şeyh-Yaklaşık 173.000 sonuç bulundu

tacizci yönetmen-Yaklaşık 157.000 sonuç bulundu

tacizci imam-Yaklaşık 145.000 sonuç bulundu

tacizci müdür-Yaklaşık 152.000 sonuç bulundu

tacizci aktör-Yaklaşık 109.000 sonuç bulundu

tacizci veteriner -Yaklaşık 75.000 sonuç bulundu

tacizci antrenör-Yaklaşık 54.000 sonuç bulundu

tacizci jinekolog-Yaklaşık 51.300 sonuç bulundu

tacizci dekan -Yaklaşık 47.700 sonuç bulundu

tacizci yaşam koçu -Yaklaşık 31.600 sonuç bulundu

***

tecavüzcü avukat -Yaklaşık 831.000 sonuç bulundu

tecavüzcü milletvekili-Yaklaşık 605.000 sonuç bulundu

tecavüzcü psikolog-Yaklaşık 460.000 sonuç bulundu

tecavüzcü doktor-Yaklaşık 350.000 sonuç bulundu

tecavüzcü öğretmen-Yaklaşık 198.000 sonuç bulundu

tecavüzcü imam-Yaklaşık 118.000 sonuç bulundu

tecavüzcü profesör-Yaklaşık 117.000 sonuç bulundu

tecavüzcü şeyh-Yaklaşık 104.000 sonuç bulundu

tecavüzcü antrenör-Yaklaşık 46.200 sonuç bulundu

 

Hassas bir toplumuz. Ahlaklı, iyi, doğru ve bilgili olmayı asla “öteki”ne bırakmıyoruz. Son yaşanan bir “taciz” haberiyle yeniden ne kadar hassas olduğumuzu gösterme fırsatı bulduk. Merak ettim, hangi meslek gruplarında daha çok taciz ve tecavüz hadiseleri yaşandığını araştırdım. Ancak konu ile ilgili yapılmış ciddi bilimsel bir çalışma yok. Taciz ve tecavüzle ilgili yapılmış çok sayıda bilimsel çalışma var ancak “a mesleğinde olanlar şu sayıda b mesleğinde olanlar şu sayıda taciz ve tecavüz suçu işlemiştir” diye bir istatistiksel veriye ulaşamadım. Ben de iki kelime ile Google üzerinden arama yaptım. “tacizci….” ve “tecavüzcü…” biçiminde yaptığım aramalarda arama motoru altındaki veriyi kopyala yapıştır sureti ile en yüksekten en düşüğe doğru yukarıya yapıştırdım. Bu veriler “tacizci doktor” “tacizci öğretmen” kelimesinin kaç sayfada kaç kez geçtiğine dair bir veri. Yoksa “tacizci öğretmen” diye arattığınızda karşınıza çıkan “Yaklaşık 391.000 sonuç bulundu (0,54 saniye)” ifadesi 391 bin öğretmen tacizde bulundu anlamına gelmiyor. Bu verinin içinde eylem ya da şahsın eleştirildiği bir metin ya da yorum da olabilir. Yani “1” olay 50 sitede 10 kez haber olmuş olabilir. O olayla ilgili “500” veri ortaya çıkar. Bu verilerden bilimsel bir sonuç çıkaramayız. Ancak bu veriler bir gösterge olarak bize fikir verebilir. Hemen her meslek grubunda taciz ve tecavüz yaygın olarak karşımıza çıkan bir durumdur. Hatta bundan daha ürkütücü olan bu suçlar aile ve akrabalar içinde sanıldığından çok görülmektedir. Arama motoruna “babanın tacizi” yazıp arattığınızda “Yaklaşık 8.830.000 sonuç bulundu (0,47 saniye)” ifadesini görürüz. Sonuç olarak hangi mesleki grup, statü ya da akrabalık ilişkisi olursa olsun “taciz ve tecavüz” toplumdan “sert” tepki görür. Toplum bu olaylara sert tepki verir ancak toplumun tepki veriş biçimi maalesef  “suçlunun mensup olduğu meslek grubu, ideolojisi, inancı, cinsiyeti”ne göre değişiklik gösterir.

Taciz ve tecavüz suçu “dindar”lar arasından bir kişi tarafından işlendiyse toplumun seküler-laik kesimi sesini yükseltip “dindarları bu suçu görmezden gelip ört pas etmekle suçlayıp dindarların taciz ve tecavüzü görmezden geldiği hatta hoş gördüğü” gibi bir algıyı oluşturmaya çalışıyor.

Taciz ve tecavüz suçu “seküler-laik” kesimden birisi tarafından işlendiyse toplumun dindar kesimi sesini yükseltip “sekülerleri-laikleri bu suçu görmezden gelip ört pas etmekle suçlayıp sekülerlerin taciz ve tecavüzü görmezden geldiği hatta hoş gördüğü” gibi bir algıyı oluşturmaya çalışıyor.

Bu durumda taciz ve tecavüzün doğurduğu mağduriyet önemsizleşip “öteki”nin ne kadar kötü olduğu üzerinden tartışmalar yürüyor. Kimse suç, suçlu, mağdur üzerinden meseleyi anlamıyor.

Son yaşanan olayda da şunu gördük. Bir çocuk bir sapık tarafından tacize uğradı ancak sonuç olarak “tarikat ve cemaatler kapatılsın” noktasına geldik. Sapık da çocuk da ikinci üçüncü dereceden tartışmanın konusu olurken sapığın ait olduğu “dini alan” suçlu ilan edildi.

Türkiye’de tekke ve dergahlar, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile kapatılmış olup meri kanun hükmü mucibince hali hazırda bir tarikat veya cemaat “resmen” yoktur. Bu yapıların tamamı vakıf ve dernekler kanuna göre kurulmuştur. Bunları kapattığınızda “tüm” vakıf, dernek ve hatta şirketleri kapatmak zorunda kalırsınız. Çünkü birçoğu devasa şirketlere sahiptir. Yani Tekke ve Zaviyeler kanunu ile “tarikatları” kapattığını sanırken onların merdiven altına itip vakıf, dernek ve şirket biçiminde örgütlenmesi “sağlanmıştır.” Mevcutları da bu biçimde kapatmaya kalktığınızda ileriki zamanda bunların başka biçimde örgütlenmesi söz konusudur. Maalesef yüz yıllık tecrübede “inananların örgütlenmesini” yasaklayarak “inancı” yok edebileceğini düşünenlerin hala aynı biçimde düşünmeyi sürdürdüklerini görüyoruz. Çözüm, “tüm” inanç ve siyasi görüşte olan insanların “özgürce” örgütlenip faaliyetlerini “aleni” biçimde sürdürmelerini sağlamak, yasal olarak şeffaf biçimde denetlenebilir şekilde örgütlenmelerini sağlamak, suç sayılacak fiile; düşünce ve söz düzeyindeyken müsaade edip düşünce, eyleme dönüştüğünde en ağır biçimde cezalandırmak. Yoksa a vakfını kapatırsınız insanlar aa vakfını kurar. Yasadışı ilan edersiniz insanlar defakto örgütlenir, bu sefer tamamen kontrolden çıkar.

Taciz meselesinden bağımsız olarak tarikat ve cemaatler konusu maalesef çeşitli olumsuzlukların yaşandığı bir alandır. Bu konu da “cesur din âlimlerinin” inanan insanları aydınlatması, topluma dini doğru anlatması ile hallolacak bir konudur. Üstelik toplum bir ineğe de tapabilir, hurafelere de inanabilir, bu bağlamda devlet bu alana müdahale etmez. Çünkü devletin böyle bir yetkisi ya da görevi yoktur. Hurafe, batıl inanç, yanlış inanış hangi dine aitse o dinin âlimlerince inananlara izah edilmesi gereken bir husustur.

Çocuk tacizi meselesini tarikatlar ve cemaatler kapatılsın noktasına getirmek ya cehalet ya da ideolojik motivasyondur. Bu sosyolojik ve teolojik bir meseledir. Sloganla çözümleme yapılacak bir konu değildir. Ensestin önüne geçmek için aile kurumunu yasaklamak, okullarda yaşanan tacizi okulları kapatarak çözmek, hastanelerde yaşanan tacizi hastaneleri kapatarak çözmek ne kadar rasyonelse bu talep de o kadar rasyoneldir. Odaklanılması gereken şey her türlü taciz ve tecavüzün önüne geçecek, bu durumu en aza indirecek yasalar çıkarmak, tedbirler alıp bunları uygulamak. Ancak ne olursa olsun bunları tamamen bitirmek “insan” var oldukça mümkün olmayacaktır. En gelişmiş “saydığınız” ülkelerdeki konu ile ilgili istatistiklere bakarak fikir sahibi olabilirsiniz.

Dini kurumları tamamen kapattınız, hatta dindarları tamamen yok ettiniz. Taciz ve tecavüz bitecek mi?

Tabii ki hayır.

Ateistleri, az dindarları, dindar olmayanları hülasa tüm seküler insanları yok ettiniz? Taciz ve tecavüz bitecek mi?

Tabi ki hayır.

Çünkü taciz ve tecavüz dinden, dindardan, dinsizden kaynaklı bir suç değil. Bu suçlar kişisel sapkınlıkla ilgili suçlar ve mesele sizin bu suçlara karşı insanı, toplumu nasıl eğittiğiniz ve bu suçlara karşı uyguladığınız cezaların caydırıcı etkiye sahip olup olmadığı meselesidir.

Bu suçlarda kimi babalık statüsünü baskı aracı olarak kullanır, kimisi ölüm tehdidini baskı aracı kullanır, kimisi toplumsal statüsünü baskı aracı olarak kullanır, kimisi maddi gücünü baskı aracı olarak kullanır… Yani mesele özünde güçlünün güçsüz üzerinde kurduğu tahakküm meselesidir. Güçlünün değil haklının hakkını savunan bir iklim var etmedikçe bu ve benzeri suçları azaltmak maalesef pek mümkün görünmemektedir.

Sapık şeyhin çocuk tacizi öncesinde yaşanan başka bir “vekilin tecavüzü” haberinde de muhafazakârlar tarafından sosyal medyada “bunlar zaten inançsız, inançsızlar ahlaksız oluyor işte, bakın kimse tepki vermiyor” diye toplumun “seküler kesiminin tamamı”nı suçlayıcı bir dil kullanılmıştı. Suç bireyseldir. Suçlunun içinde bulunduğu kitlenin tamamı suçlunun işlediği suç yüzünden töhmet altında bırakılamaz ve cezalandırılamaz. “Suç toplumsal mıdır bireysel midir?” başlığı altında çokça felsefi tartışma vardır. Bu tartışmalarda “bireyin suçla ilişkisinin toplumsal temelleri olduğu” görüşü çeşitli argümanlarla savunulsa da gündelik ve toplumsal yaşamda bu perspektifin maalesef pratik bir karşılığı yoktur.

Katil, tecavüzcü, hırsız suçlunun vasfı; öğretmen, doktor, imam, papaz, şeyh bir mesleki vasıf ya da dini statüdür. “Tecavüzcü öğretmen” ifadesi sanki öğretmenliğin bir özelliği de tecavüzcülükmüş gibi bir anlam ortaya çıkarıyor. Orada tecavüzcü olan doktor ya da öğretmen ya da imam değil tecavüzcü olan Yılmaz ya da Murat’tır. O sapığın gayri ahlaki eğilimidir. “İstanbul’da bir sapık çocuğa tacizde bulundu” manşetinin reytingi ile “İstanbul’da bir öğretmen çocuğa tacizde bulundu.” manşetinin reytingi “İstanbul’da bir imam çocuğa tacizde bulundu.” manşetinin reytingi aynı değildir. Dolayısıyla suçu toplumun hassas olduğu alanlarla ilişkilendirip verdiğinizde elde edeceğiniz reyting ve reklam geliri de değişir. Burada medyanın kullandığı dili de ayrı bir başlıkta ele almak gerekir.

Suçu işleyenin mensup olduğu alan ya da kurumun kapatılarak, yok edilerek suçun ortadan kalkacağı konusundaki fantastik talep de ayrıca ele alınması gereken bir konudur. Ancak bu kapatıp yasaklama talebinin tüm kurumlara yönelmediğini görürüz. Öğretmen, doktor, imam, psikolog, milletvekili gibi yukarıdaki meslek ya da statülere ait aramalar yaptığınızda internette kesinleşmiş mahkeme kararı olan konuyla ilgili birçok habere rastlayabiliyoruz. Peki bu meslek gruplarına ait yapıları-kurumları kapatma talebi oluşuyor mu? Mesela camiler kapatılsın, okullar kapatılsın, hastaneler kapatılsın, üniversiteler kapatılsın, kulüpler kapatılsın, partiler kapatılsın, psikologluk yasaklansın gibi…

Peki hassasiyet ve tepki konusunda iki yüzlülüğümüz sadece bu suçlarla mı ilgili? Tabii ki hayır. Rüşvet, iltimas, adam kayırma, kadrolaşma, haksız kazanç ve benzeri suçlarda da toplumumuzun hassas “kesimleri” suçun işlendiği “kesim”e göre tepki veriyor.

“Tamam, bizim belediye başkanı bu konuda haksız kazanç sağladı da ya sizinki şu olayda şöyle şöyle haksız kazanç sağlamadı mı? ”

“Tamam, bizim belediye başkanı kendine yakın isimlere ihale veriyor da sizin şu ilin belediye başkanı şu ihaleyi kime verdi, söyle bakalım.”

“Tamam, bizim belediye başkanı şu yakınını işe aldı da ya sizin şu ilin belediye başkanı bacanağının kızını şuraya müdür atamadı mı?” tarzındaki cümleleri suçun, çirkinliğin türüne göre çokça işitmişizdir.

Kimse eleştirilere “Evet bizimki hata yaptı, bu durum çok kötü bir durum” demez. Genelde iklim “sizinki yapacağına bizimki yapsın” havasındadır. Malum fıkra hepimiz biliriz. Hoca da der ki: Yakışıyor haspaya…

Hülasa:

Maalesef toplumda yükselen sesin “suç” ile “kötülük” ile bir derdi yok. “Suçlunun ve kötünün mensubiyeti” ile derdi var.

İnanç mensubiyeti, ideolojik mensubiyeti, zihniyet mensubiyeti, etnik mensubiyeti…

Bu mensubiyetlere göre verdiğimiz tepki de maalesef suça ve suçluya karşı değil büyük kitlelere karşı verdiğimiz tepki oluyor. Bu suça ve suçluya karşı bir bilinç oluşturmak yerine büyük kitlelerin birbirine karşı düşmanlığı, kini ve nefretini beslemekten başka bir işe yaramıyor.

Tanzimat’tan itibaren süren “zihniyet çatışması, toplumsal parçalanma” maalesef “tüm inanç ve toplumlarda çirkin sayılan suçlara bile ortak tepki verebilmeyi” engelliyor. Hepimiz için kötü sayılan bir durumda bile birbirimizin gırtlağına sarılabiliyoruz.

Burada asıl ahlaksız kim?

Tacizci mi?

Tecavüzcü mü?

Toplum mu?

 

 

 

 

 

 

 

Büşra

Hocam yazınızı çok beğendim. Dediğiniz gibi suçu bireylerde aramak yerine mensup olduğu tarikat meslek vb. arıyoruz .
Bu arada makalelerinizi takip ediyorum daha fazla kisiye ulaşması için kitap haline getirmek gibi düşünceniz var mı?
cok guzel olur 😊

Ct, 09/12/2020 - 22:14 Kalıcı bağlantı
Mustafa B.

Her türlü ahlaksızlığı sıradanlaştıran medya; yine aynı ahlaksizliklar ve onları yapanlar üzerinden reytinglerini yükseltme ve reklam gelirlerini artirma derdinde. Bunu zannımca şuna benzetebiliriz ki: Afrika'yi sömürerek aç bırakıp sonra açlıkla mücadele ettiğini iddia ederek yaptıklarına kargaların bile güldüğü bir Avrupa medeniyeti ... Eline sağlık üstadım.

Ct, 09/12/2020 - 22:15 Kalıcı bağlantı
Konuk

Google arama sonuçlarının anlamlı olması için aranan ifadenin tırnak içinde yazılması lazım "tacizci gazeteci" gibi. Yoksa içinde "tacizci" ve "gazeteci" kelimelerinin beraberce veya ayrı ayrı bulunan tüm sonuçları getirir.

Pa, 09/13/2020 - 11:48 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.