‘Karnımda Atom Bombası var’ Diyen Kız veya Hayret ve Şaşkınlık Edilesi Hayret ve şaşkınlığımız 

17 Mart 2020

 

 

 

Antipsikiyatri ekolünüöncü isimlerinden Ronald D. Laing teorik konumlanışını güçlendiren çarpıcı bir hikâye anlatır: Bir akıl hastanesinde on yedi yaşında küçük bir kız bana korktuğunu, çünkü karnında Atom Bombası olduğunu söylemişti. Bu bir hezeyandır elbette. Ancak kıyamet silahlarına sahip olmakla övünen ve etraflarına tehditler yağdıran dünya devlet adamları, kendilerine psikotik’ yaftası yapıştırılan insanlarıçoğundan daha fazla gerçekliğe yabancılaşmış bir haldedirler.’ Günümüsilah endüstrisi, küresel düzeyde işleyen ekonomi-politik, düşünsel iklim hatta ilginç bir şekilde kendisini alternatif olarak sunmaya çabalayan girişimler; dünyayı yüzlerce kez imha edecek sistematiği sorgulamak yerine karnımda Atom Bombası var’ diyen on yedi yaşındaki kıza şaşırıyor. Atom Bombası’nı üreten, stoklayan, onu küresel düzenin en önemli güç aparatı olarak tahkim eden akıldışılığı mahkûm etmek yerine bu akıldışılık karşısında, Dr. Laingin ifadesiyle, yanlış bir değer ve inanca dayalı modern dünyada aklı başında kalmanın ancak bu tür bir olumsuzlamayla var olmaya çabalayan bireysel vakaları sorun edişimizde tuhaflık var.  

Geçenlerde İdlip özelinde yaşanan hadiselerin ardından hatırlanacağı üzere Türkiye, mültecilerin Avrupaya geçişi noktasında sınırları açacağını ilan etmişti. Nitekim  Yunanistan sınırından yansıyan mültecilere ilişkin manzaralar üzerinden alışkın olduğumuz küresel ölçekli teatral gösteri ile yeniden karşılaştık. Dünyada on milyonlarca insan mülteci olarak yaşamıyormuş gibi veya Suriye savaşının başladığı günden bu yana sistematik şekilde yüzbinlerce insan ölmemiş gibi, milyonlarcası güvensizlik ve belirsizlik girdabında çevre ülkelere savrulmamış gibi rutini bugünde işleyen ve ilişki ağında hiçbir infial belirtisi taşımayan dünyanın, bu süreğen insanlık suçunun anlık bir kesitine abanmasını vicdan kabarması olarak gösteren sorumluluk savıcı ikiyüzlülüğe prim verilmesini anlayabilmek mümkün değil. Karanlık hesapların ve ilişkilerin devletlerin âli menfaatleri üzerinden meşru ve makul karşılandığı bir yabancılaşmayı sorun etmiyoruz da bu vasatın gereği olarak insanlıktan çıkan örnekleri hayret ve şaşkınlıkla karşılıyoruz. Burada hayret ve şaşkınlıkla karşılanması gereken esas itibariyle bu sahte vicdan kabarmasına çanak tutan ikiyüzlülüğümüzdür. Psikotik bir hal alan küresel liderlerden, küresel ilişki ağından daha tehlikeli ve gelecek için bizi çaresiz bırakan bir şey varsa o da, bu küresel sistematiğin işleyişini teknik ve tali aksaklık olarak gören naifliğimizdir.  

Stalin bir insanıölümü trajik, milyonlarcasınıölümü istatistiki’ demişti. Bu saptamanın günümüz dünyasında pürüzsüşekilde işlediğini sanırım söylemeye gerek yok. 2011 yılından beri devam eden Suriye Savaşı bile insanlık ailesinin genel ahvali açısından ne tür bir seviyesizlik sarmalında debelendiğimizin ibretlik bir vesikası hükmünde. Yapıyı, yapının kodifikasyonunu, işleyişini dert etmiyoruz sonra da sürpriz olmayan sonuçları karşısında şaşkınlık ve hayret modunda arz-ı endam ediyoruz. 15 Mart 2011de başlayıp hala devam eden Suriye savaşında öldürülen Suriyelilerin öldürülmüş olması hayret ve şaşkınlık yaratmıyor da savaş nedeniyle kaçarken bindiği derme çatma teknede hayatını kaybedip cesedi kıyıya vuran veya iki ülkenin sınırının sıfır noktasında sıkışıp ne ileri gidebilen ne de geri dönmek isteyen insanların trajedileri biz de hayret ve şaşkınlık yaratıyor. İyi de bizde hayret ve şaşkınlık yaratan bu insanlardan çok çok daha fazlası bu koşullardan çok daha beter koşullarda zaten her gün vahşice katlediliyor, üzerlerine adını bile bilmediğimiz silahlarla ölüm yağdırılıyor. Herhangi bir kurala, kaideye, hukuka riayet edilmeden öldürülen yüzbinlerce insanıölüyor olmasını sorun görmeyen küresel ilişki ağı ikiyüzlülüğümüzü yüzümüze çarpar gibi teknen batıp boğuluyorsan ve cesedin kıyıya vuruyorsa’ veya savaştan kaçıülkeler arasında çaresizce koşuştururken sınır boylarında kadraja giriyorsan’ ona göre durumunun mesele olup olmadığına, seni küresel bir ağıtın muhatabı yapıp yapmayacağıma karar vereceğim’ diyor. Tankla öldürülmen, tüfekle öldürülmen, füzelerle öldürülmen meşru ancak kimyasal silah ile öldürülmeni, teknenin batıp cesedinin kıyıya vurmasını sorun ediyorum mu diyor? Dünya kamuoyu da bu minvalde cereyan eden bir oyunun vaziyetini görmesi ve kabullenmesi yetmiyormuş gibi bir de bunu olağan karşılıyor. 

Suriyede rol üstlenen küresel, bölgesel ve yerel aktörlerin vaziyetini sürecin işleyişinde içkin olan dehşet-yabancılaşma üzerinden okumak yerine belirli bir aktöre veya hadiseye kilitlenme şeklinde görünüm arz eden tuhaflığı görmemiz gerekiyor. Dehşeti, bir anomali durumunda cinnet geçirecek aktörlerin gerçekleştirecekleri şey olarak görmek yerine olağan kabul edilen şeyin içinde başka bir cinnete, çılgınlığa veyahut sıra dışılığa mahal bırakmayan vahşet olarak görmemiz gerekiyor. Şüphesiz tüm bu mevcudiyetin bir takım argümantasyonlar üzerinden meşrulaştırımına dair kavrayışları biliyoruz. Uluslararası klişelerden, alana egemen diskurdan, susturucu işlevi gören beylik laflardan haberdarız ve bütün bunların küresel cangıldaki ateşe nasıl yakıt olarak taşındığını da görüyoruz. Burada mesele, gerçekliğin çölünde işlerin nas