DIŞ POLİTİKA
Suriye'yle Nasıl Bir Süreç Sonunda Bu Hale Geldik ?
Geçmişten Günümüze Suriye’de Güvenli Bölge Tartışmaları ve Türkiye
Dünyada her geçen gün daha da derinleşen göçmen meselesi başta Batı olmak üzere Türkiye’yi de zor durumda bırakan bir mesele haline dönüşmüştür. Üstelik bu mesele iktidarların değişmesine neden olmuş, bir an önce çözüme kavuşturulması gereken bir mesele halini almıştır. Diğer yandan büyüyen terör tehdidi ve devletleşme sürecine giren YPG/PKK yapısına karşı kalıcı bir önlem alınması, Türkiye açısından kaçınılmaz bir hale gelmiştir.
Türk Dış Politikası Paradigma Değiştirirken
Doğrudur. Dış politikada her zaman çok yönlülük/çeşitlendirme esas olmalıdır. Ama bu çok yönlülüğü üzerinde yürütebileceğiniz zeminin temeli sağlam olmalıdır. Türk hariciyesinin, bu paradigma değişimine ayak uydurmakta zorlandığı dikkate alındığında ise atılacak adımların iyi düşünülüp atılması gerekir.
Amerika bize ne yapabilir?
CAATSA kapsamında uygulanması muhtemel yaptırımların hangileri olacağına ise Başkan karar verip Kongre’ye sunuyor. Trump’ın yumuşak tondaki konuşması göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’yi çok zorlamayacak yaptırımları devreye sokması veya Kongre’ye sunmak üzere bir rapor hazırlayarak, uygulanacak yaptırımları geciktirmesi beklenebilir. Ancak bu iyimser yorumun yanında Başkan’ın, yaptırımları veya yaptırımların geciktirilme sebeplerini, Kongre’nin ikna olacağı şekilde belirlemesi gerektiğini unutmamak gerekiyor. Tüm bunların yanı sıra yaptırımların etkisi ne kadar az olursa olsun Türk Lirasının ABD Doları karşısında değer kaybetmesi ise kaçınılmaz bir sonuç olarak bizleri bekliyor.
Şangay Beşlisi Nedir?
Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan da örgütte önce gözlemci olarak yer almışlar, bunlardan Hindistan ve Pakistan için 2015 yılında üyelik süreci başlamıştır. 2017 Astana Zirvesinde tam üye olmaları bekleniyor.Bu üyeliğin gerçekleşmesiyle örgüt dünya nüfusunun % 40’ını temsil etmiş olacak. Azerbaycan, Ermenistan, Kamboçya ve Nepal’in de örgüte üye olacağı öngörülmektedir. Bu durum dikkate alındığında Örgüt, Doğu’da tek kutuplu dünya anlayışına itiraz eden, ABD’ye karşı oluşturulmuş yeni bir ittifak görünümündedir. Örgütün temel mücadele alanlarını ayrılıkçılık, terörizm ve aşırılıkçılıktır. Hal böyle olunca örgütte güvenlik konusunda işbirliği bir hedef olarak ortaya çıkmaktadır. Bu hedefin gerçekleşmesi için Örgüt bünyesinde 2004'te Bölgesel Anti terörizm Yapısı (RATS) kuruldu. Bunun yanı sıra yapılan ortak askeri tatbikatlara katılan ülke sayısının artması ile örgütün askeri ittifak işlevi vurgulanır hale gelmekle beraber, örgütün NATO gibi bir askeri gücü yok.
Musul'u Konuşurken Kerkük'ü Yazmak
10 Nisan 2003 tarihinde ABD’nin himayesinde Kürt Peşmergeleri Kerkük’e girdiğinde büyük gürültüler koparmıştık. Devrin Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül doğrudan ABD Dışişleri Bakanı Paul ile görüşerek Peşmergelerin çekilmesini istemişti. O da birkaç gün içerisinde çekileceklerinin sözünü vermişti. Bugüne kadar çekilmedikleri gibi takriben 700 bine yakın Kürt’ü getirip şehre yerleştirdiler ve şehrin demografik yapısı değiştirildi. 2003 öncesi şehrin %40’ını Türkmenler oluştururken bu çarpık demografik yapıyla seçime gidildi, Kürtler 8, Araplar ve Türkmenler sadece ikişer milletvekili çıkarabildiler. Yani bir zorbalık emri vaki doğurdu ve herkes de bugün bu oldu-bittiyi kabul etmiştir.
Ortadoğu'da Rus Satrancı
Rusya’nın birkaç ay önce bölgeye aktif bir aktör olarak yeniden girmesi, bölgeye yönelik analiz yapanları bir hayli zor durumda bırakmıştı. Şimdi bir anda bölgeden çekilme kararı ise zihinlerdeki dağınıklığı daha da artırdı. Rusya’nın Suriye’den çekilmesine yönelik anlama çabaları, meseleyi farklı yönlerden ele alma aceleciliğine kendini kaptırmış gözüküyor. Rusya, iki kutuplu bir dünyadaki Sovyetlerin gücünden şimdi çok uzaklarda da olsa, güç denemesinden hoşlandığını Ukrayna, Kırım krizleri ile Suriye olayında bir kez daha göstermiş oldu. Ancak Rusya’nın ekonomik durumu, Putin’in, kendi halkını yeniden güç gösterisiyle iktidarı etrafında tahkim politikasının bir sınırı olacağına da işaret ediyordu.
Üçüncü Gününde Musul Harekatı
Önceki yazılarımızda da uyarmıştık, Musul’un geleceği konuşulurken Telafer’in ve Türkmenlerin hiç telaffuz edilmemesi hayra alamet değildir. DAEŞ Musul’dan kaçarsa, Telafer’e sığınacak ve oradan da Rakka’ya kaçmaya çalışacaktır. Onları Telafer’de kıstırmak kolay olacaktır. Nitekim Rusya bu konuda bugün yaptığı bir açıklamada ABD’nin Musul’un batısını açık bırakmasının, DAEŞ’e kaçma yolu açma amacı taşıdığını ifade etmiştir. Dolayısıyla Telafer stratejik bir kavşakta yer almaktadır. Koalisyon güçlerinin sadece havadan katıldıkları için Telafer’in bombalamaları işten bile değildir.
Musul'u Bir Daha Kaybetmek
15 Temmuz darbe girişimi, masadaki oyuncuların oyunu bir bakıma kartlarını açarak oynamalarına yol açtı. Türkiye, Suriye’den gelen terör tehditine karşı ciddi bir hamle yaptı ve Cerablus’tan başlayarak bir süpürme harekatına destek verdi ve vermekte devam ediyor. Rusya ile ilişkilerini düzeltmek bir yana, dış politika tercihinde ciddi değişikliklerin sinyalini vermeye başladı.Henüz 2 yıl önce Batılı televizyonların naklen yayını ile DAEŞ’e teslim edilen Musul’un birden gündeme alınması, ABD’nin Musul üzerinden Türkiye ve bölgedeki muhtemel ittifakları açısından bir karşı hamle anlamına geliyor.Ancak bu hamlenin şimdilik ABD tarafından diplomatik bir incelikle yürütüldüğü de bir gerçek. Operasyona Irak yönetiminin öngöreceği güçlerin katılacağı açıklaması bunun işaretiydi.Körfez harekatı sonrası ABD ile imzalanan bir anlaşma ve Bağdat yönetiminin talebi ile bölgede bulunan Türkiye bu ince diplomasi ile işin dışında tutulmaya çalışılıyor.
Sayfalama
- Önceki sayfa
- Sayfa 3
- Sonraki sayfa