Devletini Sırtında Taşıyan Türkler

16 Şubat 2026

Milletin İlinden, Devletin Milletine

Kül Tigin ve Bilge Kağan Abideleri kaplumbağa kaidesi üzerine oturtulmuş kadim Türk yazıtlarıdır. Ebediliği, bilgeliği ve sabrı temsil eden kaplumbağa, adeta bütün Türk aklını, töresini, vatanını, milletini ve devletini sırtlayıp taşımaktadır. 

Bu sembolizm esasında “taşıma” eyleminin iki mecazi anlamını da uhdesinde barındırır. Birincisi Türklerin devletlerini gittikleri yere taşımaları, ikincisi ise devletin sorumluluğunun taşınması. 

Image

Türklerde ilk başlarda barış, dostluk ve boylar birliği anlamında kullanılan “il” kavramı, Orhun yazıtlarında   bölge, yurt, vatan ve devlet anlamında kullanıldı. Ama aynı zamanda ülkesi ve yurdu olan kağan anlamında da kullanılıyordu. Yazılı bir metin olması hasebiyle temel aldığımız Orhun Abidelerindeki “il” kavramı vatan ve devlet anlamında kullanılıyor. 

Yazıtlarda[i] “Türk milletini toplayıp il tutacağını burada vurdum”, “Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış”, “illi millet idim ilim şimdi hani”, “Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş” gibi ifadelerle devlet vurgusu yapılmış. İl kavramı türetilmiş ve başka toplumların da devletlerini kastedecek şekilde yazıtlarda kırk dört defa kullanılmıştır. 

Abidelerde Türk kelimesi müstakil olarak ve “Türk Milleti”, “Türk Beyleri”, “Türk Töresi”, “Türk Tanrısı”, “Türk Bilge Kağanı” şeklinde olmak üzere toplamda yüz altı defa kullanılmıştır. Ayrıca sadece “millet” kelimesi de birçok kez kullanılmıştır. Lakin ilginç olan bir nokta var ki “Türk İli” ifadesi doğrudan hiçbir yazıtta yer almamaktadır. Bilge Kağan yazıtlarında “Türk milletinin ilini”, “Türk milleti il yaptığı ilini”, “illi millet idim şimdi hani”, “Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti?” ifadeleri yer alır. 

Yazıtlarda “Türk ili” yerine “Türk milletinin ili” ifadesi tercih edilmiştir. Burada Türklerin kendilerini devlet olarak değil, millet olarak tanımladığını görüyoruz.  Türk kelimesi, Türk milleti, Türk töresi, Türk tanrısı vs. gibi tanımlamalarda çok rahat ve net bir şekilde kullanılırken neden “Türk ili” ifadesi hiç kullanılmamış? 

Türkler milleti esas alan bir yapı üzerine devlet teşkilatını kurdular. Millet devletin değil, devlet milletin peşinden gelmiştir. Bu yüzden Türk kağanları ve beyleri atlarını sürebildikleri kadar gitmişler ve gittikleri yerleri de kendilerine vatan saymışlar.  Doğal olarak Türkler devletlerini atlarının terkisine koyup yola revan olmaktan hiç korkmadılar. Zira bu millet gittiği her yeri yurt tutabildiği gibi, orayı bir il (devlet) olarak da yapılandırabiliyordu. 

Bu hareket kabiliyeti nedeniyledir ki Türkler devlet yıkıp devlet kurma hususunda hiç sıkıntı yaşamadılar. Çünkü çok sağlam bir millet yapısına sahiptiler. Bu yüzden bir kaplumbağa gibi vatanlarını ve devletlerini sırtlarında taşıyıp gittikleri her yerin kadim milletlerinden oldular. 

Zaman gelip dini değerler milli değerlerin önüne çıktığında sabit bir devletin gerekliliği ön plana çıktı. Bu defa da millet devletin sorumluluğunu sırtında taşımaya başladı. Böylece devletin yer değiştirebilirliği sona erdi ama fetihler yoluyla milletin yer değiştirebilirliği kısmen devam etti. 

Image

Türk milleti artık bir kaplumbağa gibi devletini sırtında taşımıyor ancak onun varlık ve bekası için her türlü sorumluluğunu yükleniyordu. Zamanın ruhu, milletin taşıma sorumluluğundaki mecazi değişikliğin bir gerekçesi olarak kabul edilebilir elbet. 

Devletin -her iki anlamda- taşınabilirliği hususundaki dönüşüm devlet ile millet arasındaki önem sıralamasını da değiştirmiş oldu. Millet devletini atının terkisinde taşırken, omuzlarında taşımaya başladı. “Devlet ebed müddet” düşüncesiyle millet aklından devlet aklına yumuşak bir geçiş yapıldı. 

Devletin öncelendiği dönemlerde de uzun soluklu devletlerin ardıllığında bir sıkıntı yaşanmadı esasında. Yani devlet aklı dönüşüm dönemlerinde millet aklı ile organize bir şekilde hareket ederek yeni bir devletin kurulmasında herhangi bir sorunla karşılaşmadı. Bunu Osmanlı devletinin yıkılmasında ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında çok net bir şekilde gördük. Ancak her dönüşüm devlet ve millet akıllarında kendince bir revizyonu da zorunlu kılıyordu. 

Millet aklı ile devlet aklının yeni bir modelleme içinde sentezlenmesi bazı uzlaşmazlıkları da beraberinde getirdi. Türk aklı kendi başına kalabilseydi binlerce yıllık değerler ona aklı selim olabilmeyi öğretirdi. Bu yüzden bütün uzlaşmazlıkları iç dinamiklere yükleme gayretini çok mantıklı bulmuyorum. Zira uluslararası sistemin kendi dönüşüm çarkını da bu süreçle birlikte değerlendirmek lazım. 

Türkler devletin taşınması hususundaki farklı tecrübelere sahip olması hasebiyle devlet ile millet arasındaki etkinlik geçişlerini bilinçli bir şekilde yürütebilmektedir. Türklerdeki devlet aklının millet aklıyla ikame edilebileceği gerçeği, günümüz küresel dengelerine yön veren güçlerin dikkatini çekiyor.   

Dünyanın içinde bulunduğu süreç, ulus devletlerini her geçen gün daha tartışmalı hale getiriyor. Zira insanların kitleselleştiği, düzleştirildiği veya tesviye edildiği bir dönemde millet/ulus kavramları tartışılır hale geliyor. Sanıyorum böylesi bir süreçte Türkler “Türk Milleti” ile “Türk ili/Devleti” arasındaki tercih skalasını rahatça yönetebilecek bir güçte. 

Bu arada günümüz millet ve devlet kavramlarını 1300 yıl önce yazılmış bir metindekiyle kıyaslamak çok mantıklı gelmeyebilir. Ancak yazıtlar zamanın ötesinde bir millet ve devlet tanımlaması yapmıştır.[ii] Modern milliyetçilik teorisinin duayenleri acaba bu kavramı bu kadar berrak bir biçimde ortaya koyabilmiş midir? Benedict Anderson, Ernest Gellner, Eric Hobsbawm, Anthony Smith gibi teorisyenler neden bu yazıtları kullanmadı ki? Bu yazarlar milleti hayali bir cemaat, sanayi toplumunun ürünü, icat edilmiş gelenek ve etno sembolik süreklilik olarak telakki ederken, Türkler 732-735’te kavramı evrensel bir şekilde tanımladılar. 

 

Fetih Yolundaki Milletler

Türklerin bu taşınabilir devlet tecrübesini daha iyi anlamak için küçük bir kıyaslama yapmak yerinde olabilir. Zira bu yetenek günümüz uluslararası sisteminde Türkleri anlamak için bize katkı sağlayacaktır. 

Roma ve Büyük İskender’in Makedonya krallığı, dönemleri itibariyle dünyanın en hatırı sayılır topraklarında hüküm sürdüler. Binlerce kilometre yol alıp birçok ülkeyi fethederek hiç bilmedikleri topraklara sahip oldular. Ülkelerin devasa büyüklüklerine rağmen merkezleri hep aynı yerde kaldı. İskender Hindistan’a kadar gitti ama ülkesinin merkezini değiştirmedi. Aynı şeyi Roma da yaptı. 

Image

Kaplumbağanın uzun ömrü ve bilgeliği, atın coşkusu ve hızıyla dünyayı gezen Türkler ise gittikleri yeri yurt edinip orada devlet kurdular. Milletin binlerce yıllık aklı onlara her zaman ve mekânda devlet kurabilme güç ve yeteneğini kazandırmıştı. Atabeylikten İmparatorluğu 140’a yakın devlet kurabilmelerinin hikmetini burada aramak lazım. 

Avrupalılar sömürgecilik döneminde ayak basmadık yer bırakmadılar ama gittikleri yerlerde ardıl ve ikame bir devlet kurmadılar. ABD Avrupalı bir devlet olsa da etnik yapısındaki çoğulculuk nedeniyle bu sınıflandırma içine almak mantıklı olmaz. 

Napolyon ve Hitler’in uzun ve meşakkatli fetih yolculukları da istedikleri gibi sonlanmadı.  Ruslar yüzlerce yıldır sıcak denizlere inmek ve yeni toprakları keşfetmek istediler ama yapamadılar. Türklerin dışında bunun tarihteki en nadide örneği sanırım Endülüs oldu. 

 

Sonuç

Ulus devlet modellemesinde yaşadığımız dönüşüm, ulusları yeniden tasarlayarak devletin içeriğinde düzenlemeler yapıyor. Aklı selim uluslar koruma reflekslerini çalıştırmaya başladılar. 

Devlet aklı kerhen de olsa uzunca bir süredir millet aklıyla daha çok hem hal olma gayretinde. Müphemliği de beraberinde getiren bir uzlaşı kültürü içindeyiz.  Türkler “Türk milletinin ilini” korumak için ne yapmaları gerektiğinin farkındalar. Yaklaşık 1300 yıl önce “taşa vurulan” değerleri sırtlanan kaplumbağa, bugün Türk milletini hangi istikamete taşıyacak? 

Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” hala yaşıyor mudur? 


[i] Prof.Dr. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi yay., İstanbul, 2017. Künyeli eser bu çalışmada esas alınmıştır. 

[ii] Ali Maskan, “Orhun Abidelerinde Millet”, https://fikircografyasi.com/makale/orhun-abidelerinde-millet .

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.