En İyi Siyasetçi En İyi Hikâye Okuyandır

15 Mayıs 2024

Bir insanı iyi bir siyasetçi veya stratejist yapan en önemli unsur, onun ne kadar iyi hikâye okuduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Okumak insanın kendisini tanımasıyla başlar ve ötekilerle devam eder. Okuma düzeyiniz hangi daire içinde kalıyorsa o kadarlık bir alanda başarı elde edersiniz. İnsan kaderin kendisine yazmış olduğu hikâyeyi anlamakla yola çıkar. 

“İlim kendini bilmektir” ifadesiyle başlayan ve devasa bir yolculuğun çıkış noktası olan “ben”i ya da “ego”yu anlamak, sahip olunan en büyük maharettir. Sosyal bilimlerdeki bütün köşe ve kilit taşları kendini bilen insanın bu bilinirliğini sistematik bir üslup içinde bir başkasıyla paylaşmasıyla oluşur. Konfüçyüs’ten Sokrates’e, Descartes’tan Kant’a, Marx’tan Nietzsche’ye, Wittgenstein’dan Derrida’ya aklınıza gelebilecek bütün filozofların yaptığı tek şey arzularını, tutkularını, inançlarını, zaaflarını hâsılı bütün duygusallıklarını ifade etmenin ötesine geçmemiştir. Onlar bizlere bir şeyler kanıtlamaktan ziyade kendilerini anlatmayı tercih ettiler. Bizler de onlarda kendimizi bulduk. Tanımlayamadığımız tutkularımızı onlarda ortaya çıkardık. Freud’u psikanalizin merkezine koyan şey onun kendini cesurca ifade edebilmesinde yatar. Bütün bu cesur lakin sistemazite edilmiş duyguların ifşası diğer insanların kendi egolarıyla yüzleşmelerine vesile olur. Filozof ve psikologlar bizlere ya yeni hikâyeler kurguladılar ya da kabullendiklerimizi sil baştan yazdılar. Yeniden tasarımın öncüleriydi onlar. 

Bir insanın ruhsal donanımını oluşturan din ve kültür, ideolojik söylemlerle birleştiğinde ortaya çok farklı kişisel ve toplumsal hikâyeler çıkar. Tanrısal ve yaşamsal şartların bizde oluşturduğu duyguların ideolojik yansımalarına dair hikâyeleri çoğumuz fark etmeden yaşar gideriz. Ancak kimileri var ki bu hikâyelerin kaynaklarını, nerede ve nasıl oluştuğunu, sizde veya toplumda nasıl tesirler bıraktığını ziyadesiyle iyi bilir. Siyasetçi ve stratejisti ortaya çıkartan en temel güç, bu hikâyelerin en iyi şekilde okunmasında yatar. 

Ulusal boyutta düşündüğümüzde, bir toplumda lider olacak kişinin yapması gereken en önemli şey, hitap ettiği kitlenin bütün sosyo-psikolojik değerlerini yakından tanımasıdır. Şayet tanıdığı ve hitap ettiği kesim kendisi için yeterli değil ise bu kitleye çok da uzak olmayan diğer gruplara hitap edecek söylemler geliştirmek zorundadır. İki, üç veya daha fazla katmanlı bu kitle iletişim tekniklerinde, tilkilerin kuyruklarını birbirine değdirmeden hareket edebilmek bu grupların hikâyelerine vakıf olmaktan geçer. Bu yüzden bilmem kaç eğilimi bir araya getirmeye çalışan liderlerden bahsedilir. Burada önemli olan siyasetçinin kendisine temel aldığı kitle ile buna yancılık yapacak grupların çatışmasız ve çıkarcı bir ortamda bir araya getirilmesidir.

Tasarımcılar her ülkenin nevi şahsına münhasır olmak üzere krallıktan cumhuriyete geniş yönetim yelpazesinde hikâyeler yazarlar.  Toplumsal bellekten esinlenen hikâyeler – ki bu çoğu zaman bir zulüm ve ezilmişlik üzerine inşa edilir – her dönemin gizli ve gizemli kitlesel gücünü oluşturur. Bu yüzden ezilmişlik hikâyelerinden sonra genellikle bir kahraman ortaya çıkar. Bu toplumsal faturanın kimler tarafından nasıl ödendiği umursanmadan yazılan hikâyeler, kişiler tarafından da ziyadesiyle benimsenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları da toplum için yeni bir hikâye yazdı. Din ve kültür alanında toplumun sahip olduğu temel değerlerde oynama yapmak bu hikâyenin kabul edilebilirliği açısından elzem bir husustu. Zira her yeni hikâye mevcut yaşamsal değerlerin revizyonunu gerektirir. Bu yüzden hilafet kaldırıldı, tekke ve zaviyeler kapatıldı, tevhidi tedrisat kanunu çıkarıldı, Türk Dil ve Tarih Kurumu oluşturuldu. Yeni bir tarih felsefesi ve yazı ile kültürel alanında radikal düzenlemelere gidildi. Batılı anlamda bir ülke inşa etme arzusu inkılapların temel gerekçesi ve olmazsa olmazıydı. Toplumsal yapı bu kaymaya dirense de zaman içinde yapılan müdahalelerle toplum hep istenilen rayların üzerine çekilmeye çalışıldı. 

Toplumun sosyo-kültürel yapısıyla uzlaşmayan her yeni ideolojinin benimsenmesi ancak din ve kültürde yapılan düzenlemelerle mümkündür. Tarihsel dokusu güçlü toplumlarda yeni hikâyeler yazmak bu yüzden ziyadesiyle güçtür. Bu nedenle inkılaplar genellikle bir güç ve şiddetin kullanılmasını da beraberinde getirir. Toplumsal kültür ile siyasal yapı arasındaki uzlaşmanın sağlanması için gerekli olan dönüşüm onlarca ve hatta yüzlerce yılı gerekli kılabilir. Bu süreçte belleğin önceki safhalarına dönüş yapmak çoğu zaman tek kurtuluştur. İnanç ve kültürdeki mevcut değerler yeni bir düzenlemeye tabi tutulurken, unutulmuş olanlar da yeniden diriltilir. İnkılaplar bu yüzden radikal bir ruh taşır. 

Türkiye’de yapılan askeri darbeler yeni hikâyenin aksiyon bölümleridir. Aslında arzu edilen şey hüzünlü bir olayla tansiyonu yükseltmek suretiyle sükûnetli bölümlerin kapılarını aralamaktır. Menderes’in asılması, 12 Eylül olayları ve 28 Şubat zulmü bu hikâyenin gözyaşı dökülen bölümlerdir. Bunlar tasarımcılar tarafından yazılır ve bir başkası tarafından da okunur. Gözyaşı ve kanla sulanan bu uzun hikâyenin iniş çıkışları, dünyanın gidişatını da dikkate aldığımızda, ulusal yapıda belirgin bir kabullenmeyi de beraberinde getirmiştir. 

Hikâyelerin seyrini anlamak için din ve kültür üzerindeki oynamalara dikkat etmek lazım. Zira bu iki unsur dümen niteliğindedir ve bunlar nereye dönerse toplum oraya gider. Toplumda meydana gelen dönüşümler de bu iki unsurun evrilmesine neden olabilir. Karşılıklı iletişim halinde gelişen yaşamların hikâyelerini yazanlar da okuyanlar da toplumun gizli ve açık liderleridir. 

Akıl sahipleri değiştiremeyecekleri hikâyelerin yerine yenisini yazmaktansa, kademeli olarak onu revize etmeyi tercih eder. Sözde modernize edilmiş hikâyenin aslıyla alakasının olmadığı ise yıllar sonra anlaşılır. Ama bazı toplumlarda yepyeni bir hikâye yazmak imkânsız değildir. Rusya’da Bolşevik devrimi Rus halkı için bütün yaşanmışlıkları ve inançları geride bırakacak şekilde tasarlanmış bir hikâyedir. Dinin ortadan kaldırıldığı, yeni bir kültür devriminin yapıldığı ülkede, insanlar cebren da olsa yazılanları okumak zorunda kaldı. Bu tip kesin kırılmaların olduğu toplumlarda hikâyenin kabul edilebilirliği ziyadesiyle uzun zaman alır. Belki de geçmiş hiç unutulmaz bir nostalji olarak insanların ruhunda yaşar. Ya da birileri bu geçmişin unutulmasına müsaade etmez. Rusya’da yeniden bir sosyal dönüşüm tasarlandığında Rusların ruhundaki Petro’nun dirilmesini sağlamaktan başka bir şeye ihtiyaç yok. Bu paradoksun yaşandığı her toplum siyaseten daima karışıktır. Sistem bu karmaşayı yönetmek için hep güçlü kişiliklere ihtiyaç duyar. 

Uluslararası göçler, küreselleşme, iklim sorunları, ekonomik bağımlılıklar kitlesel boyutta yeni dinsel inanışlar ve kültürlerin oluşmasına katkı sağlıyor. Dünyanın hemen her yerinde ulusal değerleri alt üst eden gelişmeler yaşıyoruz. Muhafazakârlık, liberalizm, sosyalizm, milliyetçilik, ulus devlet gibi ideolojik söylemler eskisinden çok farklı değerlerle yönetilmeye başlandı. Dinlerin insanileştiği, insanların eril ve dişiliklerinin yok olduğu, yapay zekânın insan aklının önüne geçtiği bir süreçte, kitle kültürü nereye giderse toplumlar da oraya gidiyor. Bu belki de bir hiçliktir. Evrensel belleğin oluştuğu bir dünyada ulusal değerler ile uluslararası sistem eş zamanlı olarak çalışmak zorunda. Entegrasyonun kontrol edilemez boyuta taşındığı bir dönemde, herkes kutsalına dair inançlarını ve iddialarını farkında olmadan revize ediyor. Hatta dün karşı olduğu argümanlarla bugün kutsalını korumak zorunda kalanların paradoksu trajikomik replikler ortaya çıkartıyor. 

Her hikâye okunurken yenisi yazılır. Hikâyelerin yazarı ve okuyucusu bu farkındalık içinde hareket eder. Öznesi veya nesnesi durumunda olanları anlatmak belki başka bir yazının konusudur. Olmak ya da olmamaktan beslenen hikâyeler birbirlerinin süreği olarak devam eder durur. Farkındalık makamında olanlara iyi bir stratejist veya lider deriz, olmayanları nasıl tanımlamak lazım bilemedim. 

Yazının başında bahsettiğimiz kıymetli filozof kafilesi hem hikâye yazarlarına ilham verir hem de hikâyenin kahramanlarını yönlendirir. Bazen neden binlerce yıl öncesindeki bir akıl kadar akledemeyen insanlar güruhunun oluştuğunu düşünüyorum. Neden Aristo ve Platon olmadan felsefe yapamıyoruz ya da eşdeğerlerini üretemiyoruz. Gerek kalmadı deyip geçiyorum.  Zira insanoğlu kurabiye için gerekli olan kulak memesi kıvamındaki hamura dönüştü. Artık istediğiniz şekilde kurabiye yapabilirsiniz. Düşünmekten aciz, yenilmeyi bekleyen kurabiyelere inat, yapay zekâ tarihin yetiştirdiği en büyük düşünür olmaya aday. 

Bu kapsamda hali hazırda Filistin’de kan ve gözyaşı ile yazılan yeni hikâyenin bundan sonraki bölümlerini ve kahramanlarını gelin siz tahmin edin. Zira Filistin zulmü bir okuma ve aynı zamanda yeni bir hikâyenin kurgusudur. İnsana zerre-i miktar kıymet vermeyen bu hikâyeler ağlatırken güldürür, güldürürken ağlatır. Sağanak altındaki gözyaşlarının mutluluktan mı hüzünden mi olduğunu anlayamazsınız. 

 

 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 239 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı.