Kavimler Göçü, Her Şey Sil Baştan

13 Haziran 2024

Tarih boyunca savaşlar, fetihler, iklim değişimleri, doğal afetler ekonomik ve diğer yaşamsal sorunlar nedeniyle insanlar zorunlu ya da gönüllü olarak yurtlarından göç ettiler. Etkileri, büyüklükleri, nedenleri ve sonuçları dikkate alındığında bu kitlesel insan hareketliliğini tarihçiler bize kavimler göçü diye tanımladılar.

Ulus devletlerin, sınırların, uluslararası hukukun ve insan haklarının kabul edildiği sistem içinde dünya yeniden bir kavimler göçü ile karşı karşıya kaldı. Binlerce yıl öncesindeki doğal nedenlerin aksine bu defa tasarlanmış sebeplerin yol açtığı yıkımlar dolayısıyla insanlar yurtlarını terk etmek zorunda kalıyor. İnsaniyet ve insan hakları bağlamında anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştığımız göçün ulus devletlerde çok farklı karşılık bulduğu bir gerçek. Kabul ve ret arasındaki geniş yelpazede ne yapacağının çok da farkında olmayan insanlar, düşünsel ve fiziki çatışmaların içine girmiş durumda.

Nedenler üzerinden değil de sonuçlar üzerinden bir tartışmanın başlatılmış olması, içinde bulunduğumuz çıkmazın temel sebebidir. Sonuçlar itibariyle baktığımızda dünyanın hemen her tarafında klasik göç sebepleri nedeniyle insanlar mazlum durumuna düşmekte. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanların canları pahasına girdikleri mücadele, bir başka insan topluluğu tarafından kendi varlıklarına yönelik yaşamsal bir tehdit olarak algılanmakta. Göçen de göçü kabul eden de kendilerince var olma mücadelesi vermekte.

Biz bugün sonuçlardan ziyade nedenler üzerinde konuşalım en iyisi. Öncelikle mevcut kavimler göçünün, uluslararası sistemi yönlendiren aklın bir ürünü olduğu gerçeğiyle yola çıkmalıyız. Dünyanın her tarafında göçün var olmasına vesile olan olayların hemen hepsi bir tasarım ürünüdür.  Peki, üst akıl göç vesilesiyle nelerin gerçekleşmesini arzulamakta.

Kitlesel bir dünya kurmak: İçinde bulunduğumuz süreç dünyayı her geçen gün tekil bir kitle haline getiriyor. Dini ve kültürel değerleri benzer olan bu devasa topluluk dünyanın tek merkezden daha kolay yönetilebilmesinin temel unsuru olarak görülüyor.

Ortak bir medeniyet kurmak: Uzunca zamandır küreselleşme diye tanımladığımız sürecin temel amacı, aynı yaşamsal değerlere sahip insanlar oluşturmaktır. Bu vesileyle mevcut medeniyetlerin ortak bir çatı altında uzlaştırılması öngörülmekte.

Yapay zekâyı egemen kılmak: Farklı toplulukları bir araya getirmek suretiyle oluşturulan yeni sistemde insanların düşünme yeteneklerini sınırlandırıp yapay zekâyı hayatın yönetilmesinde ana unsur haline getirmek.

İbn Haldun medeniyetlerin yerleşik ve göçebe toplulukların irtibatıyla geliştiğini söyler. Farklı kültür, din, bilim ve ekonomilerin kaynaşması doğal olarak medeniyetlerin temel güç kaynağıdır. Lakin yaşamakta olduğumuz tasarlanmış kavimler göçü, farklılıklardan yeni bir güç oluşturma yeteneğinden ziyade, sahip olunan değerlerin kaybedilerek kimliksiz bir kitlenin oluşumuna hizmet etmekte.

Vaktiyle medeniyetler çatışması öngörüsüyle yaşadığımız çatışmaları meşrulaştıran üst aklın asıl hedefi, ortak bir medeniyet oluşturmak. Şeytani bir aklın tecellisi olan bu düşünce, bugün bizlerin üstünlük atfettiği Batı medeniyetini dahi önemsememekte. Zira temelde bütün insanlığın baştan çıkartılmasını arzu eden bu akıl, yeryüzünde kimseye saygı duymaz, sadece kullandığı insanlara imkân sunar. Zira bugün kavimler göçünün sosyolojik ve ekonomik olarak en büyük mağdurunun Batı medeniyetine sahip ülkeler olduğu gayet açık. Göçlerin nedenleri itibariyle fail olduğunu düşündüğümüz ülkelerin, sonuçları itibariyle mağdur olması içinden çıkılır bir ironi değil farkındayım. Lakin hiçbir insanın kutsanmadığı gerçeğini kabul ettiğimizde üst aklı daha iyi anlayabiliriz.

Güneyden kuzeye, doğudan batıya yönelen göçlerden herkes ziyadesiyle nasibini alıyor. Dün sömürgeciliğin mağduru olan siyah insanlar, yarım yüzyıl sonra en azından biyolojik olarak dünyanın efendisi olmaya hazırlanıyor. Çin’de alıştırma mahiyetinde çıkan pandemiler yarın üstesinden gelinmez bir versiyonla nüksettiğinde, yüz milyonlarca sarı insanın dünyanın yaşanılacak yerlerine göç edeceği aşikâr. Kavimler göçünün başındayız henüz. İklim, çevre sorunları, sağlık, savaş ve kıtlık çok daha büyük göçlerin nedenleri olmak için bekliyor. Çin ve Hindistan’ı içine alan bir güneydoğu Asya savaşı dünyanın bütün renklerini bir araya getirebilir. Paris, Londra ve Berlin sokaklarında muhteşem sahnelerin yaşanacağını şimdiden görebiliyoruz. Bu kadim şehirlerin Afrika’ya taşınmayacağını kim iddia edebilir ki?

Kavimler göçü ulus devletlerin sonudur. Sınırların ve ulusal kimliklerin yok olduğu yeni düzende belki de bir dünya devleti kurmanın yolları aranacak. Bu sosyolojik yeniden yapılanma doğal olarak sıradan pagan toplulukları ortaya çıkartacak. Bütün yaşamsal inanç ve değerlerin sıfırlandığı ve yeniden tasarlandığı dönemde bu savunmasız kitleyi yönetecek bir yapay zekâ egemenliği zaten hazır. İnsan aklının yerlerde süründüğü bir ortamda dinler, kültürler ve ideolojiler hiçbir anlam ifade etmeyecek. Bugün bunun farkında olan insanlar can havliyle feveran eyleseler de verilen tepkilerin metodolojik yanlışlığı gidişatı hızlandırmaktan başka işe yaramıyor.

Bütün insanlık bir mağduru oynuyor. Herkes çaresizce yeni bir yola çıkmış gidiyor. Kavimler göçü hayata dair bildiğimiz her şeyi sıfırlayacak. Kurulacak olan yeni dünyanın düzeni şimdiden kendini belli ediyor. Tedbir almak mı? Bu bakış açısı ve zihniyetle mümkün değil. Birçok ülkede göçmenlere dair radikal söylemler her geçen gün artıyor. Bunun nereye evrileceğini görmek çok da zor değil. Her çatışma kendi uzlaşı normlarını da üretmek zorunda. Lakin uluslararası sistemin bir tasarımı olan gelişmeyle baş edebilme imkânının şimdilik çok zor olduğunu kabul etmeliyiz. Dünyadaki hiçbir siyasi irade kavimler göçünün arzu edildiği şekilde yol almasına engel olacak güçte değil. Ya bu irade ile uzlaşılacak ya da bedelleri ödenecek.

Bu aşamada yapılacak tek şey uzlaşma kültürü oluşturmak. Yüz yıl sonra çok renkli bir yaşam tarzımızın olacağını düşünüp mutlu olmalıyız belki. Medeniyetler yüz milyonlarca Afrikalı, Latin Amerikalı ve Güneydoğu Asyalı ile harmanlandığında hayatı yaşanılır kılabilecek kurguyu şimdiden hazırlamak gerek. Ulus devletin ve dinin bir anlam ifade etmeyeceği yakın gelecekte kimin nerede ve nasıl yaşadığının da önemi olmayacak.

Her insanın yaşama hakkını dikkate aldığımızda, kavimler göçünün maliyetini bu insanlara ödetmenin bir anlamı olmadığını fark edeceğiz. Bu göçün faturasını herkes ödüyor ve ödeyecek. Sıtmadan kurtulmak için hala sinekleri öldürmeye çalışıyoruz. Afrika, Afganistan, Suriye ve Latin Amerika’daki insanların kendi vatanlarında yaşamaları için mücadele edilse bu insanların hiç birisi evlerini bırakmazlar. Göç etmenin kolay olduğunu düşünmek büyük bir aptallık. Hiç kimse vatanını bırakarak yaşamları pahasına bir yolculuğa çıkmaz.

Bugün misafir veya tehdit olarak baktığımız insanların kendi evlerinde huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlayabilseydik bunların hiçbirisini konuşuyor olmazdık. Batılı ülkeler göçün ortaya çıkardığı maliyetleri, göçü önlemekle ilgili projelerde kullansa sorun çözülmüş olabilirdi. Afrika’da insanların aç kalmasının ihtimali dahi yok. Yılda dört defa ürün alınabilen dünyanın en verimli topraklarında, insanların açlıktan göç etmek zorunda kalması akıl almaz bir durum. Batı’nın yaptığı kalkınma yardımlarının hiç birisi ilgili ülkelerin kalkınmalarına zerre-i miktar fayda sağlamamıştır. Bu arada Afrikalıların boşalttığı topraklara yarın Batılıların yerleştiğini görürseniz hiç şaşırmayın. Hali hazırda dünyanın kirlenmemiş en temiz, bakir ve verimli coğrafyası hâlâ Afrika’dır. Göç yeni bir sömürgeciliğin kapısını aralamış olabilir.

Kavimler göçü her şeyi sil baştan tasarlamanın tek yolu. Bu bir sıradanlaştırma, aynılaştırma ve eşitleme hareketidir. Müşterek bir paydada eşitlenme ancak ve ancak bütün insanlığın yeryüzünde yeniden dağıtılmasıyla mümkün olabilir. Dinlerin, dillerin ve kültürlerin melezleştiği yeni dünya aritmetiği muhtemelen ekonomik ve sosyal yaşamda da bir uzlaşma ortaya çıkartacak. Yapay zekâyla kolayca yönetilebilen itaatkâr insanlar sadece günlük yaşamsal ihtiyaçları için bir mücadeleye girecekler. Ancak bu aynılaştırma süreci için dünya nüfusunun hala çok fazla olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Ulus devletten evrensel devlet anlayışına geçmek en radikal muhafazakârlar tarafından bile çoktan kabul gördü. Toplumların kabulü ise biraz zaman alacak o kadar. Faşizme varan muhafazakâr düşünceler şimdilik popüler olsa da yakın bir gelecekte yelkenleri suya indirmek zorunda kalacak.

Mazlumun zalime yataklık yaptığı bu zulüm döngüsünde, kime niye acıyacağımız sorusuna cevap bulamadım. Zira her mazlumun ruhunda bir zalimlik her zalimin kaderinde bir mazlumluk var.

Erhan

Ali bey ;
Genelde dünyada özelde yaşadığımız coğrafya olan Türkiye ‘de gündemin ilk sırasına yerleşen Göç konusunu tarihsel, dinsel , ırksal ve kıta bazlı olarak ele almış.
Kendilerine kıymetli analizi için teşekkür ederiz.
Anlaşılan yakın gelecekte Afrika kıtasına yerleşme planları yapmamız gerekecek.

Ct, 06/15/2024 - 16:42 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 407 kez görüntülendi. 1 yorum yapıldı.