“Güç perdesi” diye bir kavram var mı, bilmiyorum. Egemen odakların kendi yapısal suçlarını, yozlaşmalarını ve ahlaki çöküşlerini gizlemek, meşrulaştırmak veya görünmez kılmak için inşa ettikleri söylemsel, hukuki ve kurumsal kalkana ben “güç perdesi” demek istiyorum. Bu perde yalnızca gerçeği saklamaz; gerçeğin nasıl görüleceğini, nasıl adlandırılacağını ve nasıl hatırlanacağını da belirler.
Ne demek istediğimi şöyle anlatayım: Gücün elinde büyük imkânlar olduğunda yaptığı yanlışları veya işlediği suçları doğrudan savunması her zaman gerekli değildir. Bazen yapılması gereken çok daha basit bir şeydir: Olan bitenin üzerini başka kelimelerle, başka kurumlarla ve başka gündemlerle örtmek.
İşte benim “güç perdesi” dediğim şey bu: Güç, kendisini olduğu hâliyle göstermek istemez. İnsanların karşısına “Ben güçlüyüm, keyfimin istediğini yaparım” diyerek çıkamaz. Bunun yerine kendisine bir gerekçe bulur. “Adalet” der, “güvenlik” der, “kamu yararı” der, “devlet” der, “beka” der, “düzen” der. Yer yer öyle başarılı olur ki bir süre sonra insanlar yapılan eylemin kendisini unutup, ona verilen ada inanmaya başlar.
Önce dil gelir: Bu perdenin ilk katmanı dildir. Bir savaş suçuna “barış operasyonu” dediğinizde, işgali “güvenlik müdahalesi” olarak adlandırdığınızda, ekonomik talanı “kalkınma hamlesi” diye anlattığınızda, devletin baskısını da “kamu düzeni” olarak sunduğunuzda olayların anlamı da değişmeye başlar. Zamanla insanlar perdenin arkasındaki olaya değil, perdenin üzerindeki “süslü kelimelere” bakar.
Sonra hukuk devreye girer: Normalde hukuk, gücü sınırlayan bir mekanizmadır. Hukukun görevi, güçlü olanı da zayıf olanı da aynı kurallar içerisinde tutmak; insanların hayatını, özgürlüğünü ve mülkiyetini korumaktır. Fakat hukuk gücün etkisi altına girdiğinde, Frederic Bastiat’nın “Hukuk” adlı eserinde ortaya koyduğu gibi “yasal soygun”a dönüşebilir. Bastiat’nın eserindeki itiraz hukukun varlığına değil; hukukun kendi amacından uzaklaşıp güçlünün zayıf üzerinde bir baskı aracına dönüşmesine yöneliktir. Bunu “güç perdesi” açısından düşündüğümüzde sorun daha da ilginç hâle gelir. Güç her zaman hukuku çiğnemek zorunda değildir; hukukun kendisini kullanarak da kendisini koruyabilir.
Bir eylem hukuki hâle getirildiğinde toplumun ona bakışı da değişir. Daha önce sorgulanabilecek bir uygulama artık “kanuni işlem” olur. Bir ayrıcalık “yasal düzenleme”, haksız bir para transferi “gerekli bir politika”, olağanüstü bir uygulama “güvenlik tedbiri” olarak karşımıza çıkabilir. Öyleyse sorulması gereken soru şudur: Bir şeyin yasal olması, onu mutlaka adil yapar mı? Bastiat’nın düşüncesini önemli bulduğum nokta da budur. Hukuk, gücü sınırlamak yerine onun çıkarlarını korumaya başladığında perde daha da kalınlaşır. Artık güç yalnızca kendisini savunmaz; yaptıklarına hukuki bir kılıf da bulur. Böylece hukuk perdesi, benim kullandığım anlamıyla, daha geniş olan “güç perdesinin” bir parçasına dönüşür.
Bir de gücün dikkati başka yöne çekme mahareti var. İnsanların nereye bakacağını belirlemek de başlı başına bir güç biçimidir. Bunun için bugün pek çok araç var: Televizyon, sosyal medya, siyasi tartışmalar, gündem savaşları, yapay krizler, bitmeyen polemikler... Büyük bir adaletsizlik yaşanırken, insanların dikkatini çok daha parlak bir hikâyeye yöneltebilirsiniz. Bir ülkenin ekonomik sorunları konuşulmasın istiyorsanız, başka bir krizi sürekli gündemde tutabilirsiniz. Bir hak ihlali tartışılmasın istiyorsanız, toplumu başka bir düşmanla meşgul edebilirsiniz. Eskilerin “cambaza bak” dediği şeyin modern biçimi biraz da budur.
İnsanlara mutlaka yalan söylemek şart değildir. Bazen daha etkili bir yöntem vardır: Gerçeğin konuşulmasını başka olayların gürültüsüyle engellemek. İnsanların ne düşündüğünü kontrol etmek kadar, ne hakkında düşündüklerini belirlemek de bir güç biçimidir.
Perde ne zamana kadar işe yarar? İnsanlar artık yapılan şeyi sorgulamaz, yapılan şeyin nasıl adlandırıldığı üzerinden düşünür hâle gelirse... “Devlet bunu yapıyorsa bir bildiği vardır.” “Kanun böyle diyorsa mutlaka doğrudur.” “Güvenlik söz konusuysa başka seçenek yoktur.” “Bunun kamu yararı için yapılması gerekiyordu.”
Bu cümlelerin her biri tek başına yanlış olmak zorunda değil. Sorun, bunların sorgulamanın yerine geçtiği anda başlıyor. Çünkü o noktada perde artık dışarıda değil, insanların zihninde kuruluyor. Güç artık sadece gerçeği saklamıyor; gerçeği nasıl yorumlayacağımızı da belirlemeye başlıyor. Bu nokta, Gramsci’nin “hegemonya” kavramını hatırlatıyor. Gramsci’ye göre güç yalnızca zor kullanarak değil, toplumda rıza üreterek ve kendi düzenini meşru göstererek de varlığını sürdürebilir. İnsanlar bir düzeni sorgulamak yerine onu “doğal” kabul etmeye başladığında, güç artık yalnızca dışarıda değil, insanların düşünme biçiminde de yerleşmiş oluyor. Benim “güç perdesi” dediğim şey de bu noktada anlam kazanıyor: Güç, yalnızca gerçeği saklamıyor; gerçeğin nasıl anlaşılacağını da belirliyor.
Güç perdesini yırtmak mümkün mü? Elbette mümkün. Ama bunun için önce perdenin varlığını fark etmek gerekiyor. Benim “güç perdesi” derken anlatmak istediğim bu: Gücün suçlarını yalnızca saklaması değil; onları başka isimlerle, hukuki biçimlerle ve sürekli değişen gündemlerle görünmez hâle getirmesi. Bu yüzden bana göre sorun sadece “Bu yasal mı?” diye sormak değil. Bazen daha rahatsız edici sorular sormak gerekiyor: Bu hukuk kimi koruyor? Bu düzen kimin işine yarıyor? Bir suç neden başka bir isimle anlatılıyor? Neden tam da bu kafa karışıklığının içinde başka bir şeye bakmamız isteniyor?
“Güç perdesi” diye adlandırdığım şeyin özü şudur: Güç, kendisini çıplak hâliyle göstermez. Önüne dil, hukuk ve gündemden oluşan bir perde çeker. Ama perde ne kadar güçlü olursa olsun, arkasındaki gerçek tamamen yok edilemez. Bazen gizlenen bir olayın hafızasında, bazen bir hukuk maddesinde, bazen de söylenenlerle yapılanlar arasındaki çelişkide küçük bir çatlak oluşur. O çatlak büyüdüğünde soru şuna dönüşür: “Hukuk kimin gücünü koruyor ve adalete gerçekten hizmet ediyor mu?” Bu soru, perdenin arkasına bakmanın başlangıcıdır. Perde yırtıldığında yalnızca gizlenen suç değil, o suçu görünmez ve meşru kılan güç düzeni de açığa çıkar.
Yeni yorum ekle