Bireysel Başvuru Hakkı

19 Kasım 2023

Bireysel başvuru, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla kişilerin başvurabileceği bir hak arama yoludur. 

Bireysel başvuru kurumunun uygulanmaya başlanması 23 Eylül 2012 tarihinden sonra olmuştur. Türk hukuk dünyasında evrensel ilkelerin yorumu, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında AİHM’nin belirlediği ilkeler gözetilerek anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesine verilmiştir.  

Bireysel Bireysel başvurunun amacı, olağan kanun yollarının bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını gerçekleştirememesi halinde, bu hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlamaktır.  Bu başvuru hakkı, Anayasanın 148/3 fıkrasında, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir,” şeklinde ifade edilmiş ve 6216 sayılı Kanun’un 45/1 fıkrasında da “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir,” denilerek mahkemenin görevi tanımlanmıştır.  

Bireysel başvuru usulü, farklı kapsamda uygulansa da Almanya’da, Avusturya’da, İspanya’da, Macaristan’da, Polonya’da, Çek Cumhuriyeti’nde, Slovak Cumhuriyeti’nde, İsviçre’de, Belçika’da, Meksika’da, Brezilya’da, Arjantin’de, diğer Latin Amerika ülkelerinde, Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda ve Güney Kore’de uygulanmakta olan bir kurumdur. 

Bireysel başvuru yolu tali (ikincil) nitelikte bir koruma sağladığından kural olarak ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya eylem için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmesi gerekir (Anayasa madde 148/3, 6216 sayılı Kanun madde 45/2). Kanunlarda ve diğer mevzuatta, ihlal edildiği iddia edilen bir hak için idari ya da yargısal bir başvuru yolu öngörülmüş ise bu yollar tüketilmeden bireysel başvuru yoluna gidilemez. Bireysel başvuru, istinaf veya temyiz gibi olağan kanun yolu olmadığından, Anayasa Mahkemesi, kural olarak kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapmaz (Anayasa madde 148/4; 6216 sayılı Kanun madde 49/6). Bireysel başvuru yolu, bu hâliyle olağanüstü bir kanun yolu niteliğindedir.  

Bireysel başvurunun iki önemli işlevi vardır: Birinci işlevi, kişilerin kendilerini ilgilendiren anayasa ve uluslararası metinler tarafından teminat altına alınan hakların korunmasını sağlamak ve ikinci işlevi ise; bireysel başvuru sonucu verilen kararlar aracılığıyla Anayasanın uygulanmasından kaynaklanan sorunlara açıklık getirmek, toplumsal sorunların çözümünde, Anayasanın yorumlanarak hukuk düzeninin korunmasına katkı sağlamaktır. 

Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili olarak, delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya aittir. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi gerekir. Başvuru dilekçesinde, kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin gerekçe ve deliller açıklanmalıdır. (AYM, B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19, 20). Ancak, Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir edecektir.  

Anayasa Mahkemesi birçok kararında, bireysel başvuru konusu yapılan olaylara ilişkin olarak delillerin kabul edilebilir olup olmadığı değerlendirmesini, derece mahkemelerinin yapacağını, bireysel başvuru kapsamında bu nitelikte bir inceleme yapmanın mümkün olmadığını açıklamaktadır. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceğini belirtmektedir. Bu kapsamda ilke olarak, mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonuç, bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (AYM, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).   

Tüm Mahkemeler, tarafsızlığı, keyfiliği, denetimden kaçmayı ve perdelemeyi önlemek için kararın verilmesine neden olan temelleri yeterince açık olarak gerekçelerinde belirtmekle yükümlüdürler. Mahkemelerin yargılama süresince kendilerine iletilen her iddia ve talebi gözetme zorunda olmadıkları biçimindeki serbesti, kararın verilmesine neden olan temellere asgari açıklıkta değinilmesi görevini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz. Bireysel başvuru yolunda, derece mahkemelerinin gerekçelerinin niteliği, ancak açık bir keyfilik veya takdir hatası oluşturduğu ya da makul ve ikna edici açıklamalar içeren bir gerekçe gösterilmediği, iddia olunan eylem ile hüküm arasında “uygun illiyet bağı” kurulmadığı durumlarda denetlenebilir. Derece mahkemesi kararlarının, adalet gereksinimini giderecek ölçü ve nitelikte yeterli gerekçe ile açıklanıp açıklanmadığı hususları, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, Anayasa Mahkemesince yapılacak denetim kapsamındadır. (AYM, B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 58).  

Adil yargılanma hakkı, bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde iddia makamının sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir iddianın dayanaklarıyla ileri sürülmüş olması gerekir (AYM, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22)

Mahkemeler, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp, Anayasa Mahkemesinin görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (AYM, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27). 

Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (AYM, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27)

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bireysel başvuruda, başvuruya konu olan mahkeme kararı, olayın ve delillerin nasıl değerlendirildiği konusu Anayasa Mahkemenin yetkisi kapsamında değildir. Anayasa Mahkemesi, mevzuatın yorumlanmasında hata yapıldığı yönündeki şikâyetleri dinlemez. Genel ve soyut nitelikteki kuralların uygulaması ve yorum faaliyeti belli ilkeler çerçevesinde yargı makamlarınca yerine getirilir. Mahkemelerin  yargılama esnasında meydana gelecek yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilmez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile de derece mahkemelerinin kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu pek çok kararda açıklanmıştır. Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça, belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına ve değerlendirme şekline karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğu vurgulanmaktadır. 

Anayasa Mahkemesine göre, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda “bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi” ve bu durumun bizatihi bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olması hâline münhasıran, bireysel başvuru kapsamında inceleme yapılır. Adil yargılanma hakkı kişilere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi, başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin hususlarla sınırlıdır (AYM, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).   

Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, hukuk kurallarının belli ilkeleri çerçevesinde mahkemelerin somut olayı yorumlanmasında, açık bir keyfiliğe veya bariz takdir hatasına düşülüp düşülmediğinin tespit edilmesidir. Bu tespite ancak istisnai hâllerde başvurulması gerekir, yoksa Anayasa Mahkemesi ‘süper temyiz merci’ hâline gelir. Anayasa Mahkemesinin temyiz merci gibi hareket etmemesi, bireysel başvuru incelemesinin, temel hak ve özgürlüklerin ihlali çerçevesiyle sınırlı olması nedeniyle, bu hassasiyetin karar yazımına da yansıtması, yüksek mahkemeler arasındaki ilişkiler bakımından önem arz etmektedir. Bu bağlamda tekrar belirtilmelidir ki bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin rolü, ikincil nitelikte olup, bazı durumların ortaya koyduğu şartlar nedeniyle ilk derece mahkemesi rolünü üstlenmesinin kaçınılmaz olduğu hâllerde çok dikkatli davranmak gerekir. 

Örneğin, d evam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespit edilmesidir. Bu tespit yapıldığı takdirde, buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. (AYM, B.No: 2012/726, 2.7.2013, § 30 ). 

Bireysel başvuru incelemesi sonucunda bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiğinde, ayrıca ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak Anayasa Mahkemesi yerindelik denetimi yapamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar veremez. İhlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığı tespit edildiğinde, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. İlgili mahkeme, ihlal kararında açıklanan ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeniden yargılama yapar ve mümkünse dosya üzerinden ivedilikle karar verir. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonunda, başvurucunun bir hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi hâlinde, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı takdirde başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilir. Tazminat miktarının tespitinin, daha ayrıntılı bir incelemeyi gerektirmesi hâlinde, bu konu karara bağlanmaksızın genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığında ise Anayasa Mahkemesi başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verir. 

Ş u hususu vurgulamakta yarar vardır, temel hak ve özgürlüklerin ihlali anlamına gelebilecek usul veya esasa ilişkin her türlü hukuka aykırılıkta Anayasa Mahkemesi, son sözü söyleyecek makamdır. Bu durum, sonuçta temyiz mercilerince verilen nihai ve kesin nitelikteki kararların ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilir. Bu hukuki sonuç, Anayasa Mahkemesini yüksek mahkemeler arasında hiyerarşik bir üst konumuna getirmez ama bu Anayasa Mahkemesinin görev ve yetki alanının farklılığına işaret eder. Bir temel hak ve özgürlüğün ihlali söz konusu ise, doğal olarak Anayasa Mahkemesi ile diğer yüksek mahkemeler arasında bireysel başvuru sonucu verilen ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi zorunluluğundan doğan bir beklenti oluşur. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, b aşvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğunda, bu kapsamda yeniden yargılamada yapılması gereken iş, Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermesidir. (AYM, B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 93-100). Çünkü, Anayasanın 153. maddesinin son fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. 

Bireysel hak başvurunun sonuçları hakkında Anayasa Mahkemesinin yargılama sınırı tartışılmakta olup, bugünlerde birçok hukuki yorum yapılmaktadır. Bunlar ‘Anayasa Mahkemesinin yargısal aktivizmde bulunduğu ve yetkisini aştığı, bazı konularda ise Anayasada boşluk olduğu’ gibi konulardır.  

T emel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm idari ve yargı organlarının uyması gereken  genel bir ilkedir. Bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlallere karşı, öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulması gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ise, ikincil nitelikte bir kanun yoludur; bu yola iddia edilen hak ihlallerinin mahkemelerin denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulur. (AYM,B.No:2012/946, 26/3/2013, § 17,18).  

Şu halde Anayasa Mahkemesinin incelediği konularda verdiği kararlar, Anayasanın 148/3-4-5 fıkralarına göre yasaldır ve herkesi bağlar. Yapılan h ukuki yorum ve görüşlerin uzlaşması gerekmese de bireysel başvurunun etki gücü ve sonuçları konusunda açık yasal yetkiye rağmen Anayasa Mahkemesinin kararları yoruma dönüştürülürse, birçok toplumsal sorun ortaya çıkar. Konular ‘yargı erkleri arasında güç savaşına’ çevrilirse, bu durumda siyasi güç devreye girer ve hukuki yargılar siyasi güç konusuna dönüşürler. Bu halde hukukun hak olarak yargı makamlarına verdiği görev ve yetki tümüyle örselenmiş olur ve bu olumsuz gelişmeden tüm toplum zarar görür.  


Yardımcı Kaynak: https://anayasa.gov.tr/media/6365/basvuru_kriterleri.pdf (Dr. Hüseyin Turan/ Anayasa Mahkemesi Yayınları / Ankara, 2015) 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 85 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı.