Önceliğimiz Hangisi ? Risk Yönetimi mi? Kriz Yönetimi mi?

08 Ağustos 2020

 

Nasrettin Hocanın testi fıkrasını hepimiz biliriz.

Nasrettin Hoca, oğlunu çeşmeye gönderecekmiş. Testiyi eline verdikten sonra oğlunun kulağını çekmiş. Sonra da:

“Sakın testiyi kırma!” diye bağırmış. Bu durumu görenler:

“Ne yapıyorsun, Hoca Efendi” demişler. “Çocuk testiyi kırmış değil ki… Hiç suçu olmayan çocuğu ne diye azarlıyorsun, Hoca:

“Testi kırıldıktan sonra iş işten geçmiş olur” demiş.

Fıkra risk yönetimi konusunda önlem almamız gerektiğini çok komik şekilde hatırlatır.

Risk genelde henüz gerçekleşmemiş geleceğe yönelik tehlike olup zarar ve tehditleri içerir. Risk gerçekleştiğinde bundan olumlu ve olumsuz sonuçlar çıkabilir. Ama çoğunlukla riski tehlike ve tehdit olarak görürüz. Bu durumda risk olumsuz bir anlam içerir.

Risk konusunda bizi umutlu kılacak şey riskin yönetilebilen bir olgu olmasıdır. Eğer öngörü, yetenek ve tedbirlerle riski yönetirsek olumlu sonuçlar alırız. Eğer öngörü, yetenek ve tedbirlerle riski yönetmezsek risk bizi yönetir..

Bu gün sohbet ederken emniyette üst düzey yöneticilik yapmış bir arkadaş, toplum düzenini bozabilecek her türlü eylemi önceden öngörüp gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğunu, olaylar olduktan sonra suçlular yakalansa bile telafisi mümkün olmayan toplumsal zararların doğduğunu belirtti. Akabinde mevcut sistemin önleme faaliyetlerinden ziyade olay olduktan sonra suçluları yakalamanın kişileri ve teşkilatı daha popüler hale getirdiğini, ödüllendirmenin önlemeden ziyade olay sonrası faaliyetlere yönelik olduğunu vurguladı.

Bir zamanlar Çin’de doktorlara ödenecek ücretler hasta ve tedavi sayısına göre değil, sağlıklı insan sayısına göre belirleniyormuş. Bu uygulamanın mantığı, eğer doktorlar görevlerini tam yaparlarsa sağlıklı insan sayısının artacağı yönünde imiş. Bu nedenle koruyucu sağlık hizmetleri daha öne çok çıkıyormuş. Bu mantığı destekleyen bir de atasözleri var. “Önemli olan yüz savaşı kazanmak değildir. Önemli olan savaşmadan barışı kazanmaktır." Bunu sağlık sistemine uyarlarsak.” Önemli olan yüz hastayı tedavi etmek değildir. Önemli olan insanları sağlıklı tutabilmektir.

Aynı mantığı diyelim ki nüfus sayısına göre suçlu oranları üstüne uygulasak. Diyelim ki suçu oluşturan unsurlar, ekonomik yetersizlik, eğitim eksikliği, emniyet teşkilatının görevlerindeki zaaf, yargının sağlıklı çalışmaması. Bu sektörlerde çalışan insanların maaşını ülkedeki suçlu sayısına göre belirlesek, yani suçlu sayıları arttıkça maaşları düşecek, suçlu sayısı azaldıkça maaşları yükselecek. Yani insanların huzurunu ne kadar sağlıyorlarsa o kadar maaşı hak etmiş olacaklar.

Çin mantığından hareket edersek, hasta arttıkça doktorun önemi ve kazancı buna oranla yükseliyorsa, hasta sayısının artması devam edecektir. Bir yerde doktor varsa ve geçimini hastalıktan sağlıyorsa mutlaka hastalar hep var olacaktır. Eğer bir ülkede suçlular çoğaldıkça buradan emniyetçilerin, yargıçların önemi artıyorsa suçlular daha da çoğalacaktır.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Asıl anlatmak istediğim şey. Riski doğru yönetebiliyor muyuz? Yani gelecekle ilgili tedbirleri zamanında alıyor muyuz.? Bir İngiliz Atasözü var. “Zamanında yapılan bir dikiş dokuz tanesini(dikişi) kurtarır.”

Risk yönetimi bir yandan mevcut durumu korurken diğer taraftan zamanla değişecek risk faktörleri için sürekli gelişmeyi içerir. Gerek ülke yönetiminde, gerekse kişisel hayatımızda hem riskleri yönetmek hem de mevcut durumla ilgili “Daha iyisi nasıl olabilir?” sorusunu sorarak yeni adımlar atmak gerektir.

Şimdi gelelim kriz yönetimine kriz yönetimi, risk yönetimi iyi olmadığı zaman ortaya çıkar. Kriz geçmiş ve şimdiki durumla ilgilidir. Diyelim ki risk yönetimini beceremedik ve kriz gelip çattı o zaman ne yapacağız? Yazı konusu kriz TDK sözlüğünde “Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” olarak açıklanmıştır.

Kriz; ekonomik sebepler, doğal afetler, siyasal açmazlar ve toplumsal olaylardan kaynaklanabilir.

Krizin en belirgin özelliği belirsiz bir durumun ortaya çıkmasıdır. Ortada hazır şablon bir çözüm bulunamaz. Olayların niteliğine göre denklemi yeniden kurup yaratıcı çözümler üretmek gerekir. Bu aynı zamanda yeni bir gelişmenin kapısını da aralayabilir.

Gerek ülke yönetiminde gerekse insanın hayat yolunda beklemediğimiz gelişmeler bir kriz doğurabilir. Bu hayatın olağan akışında her zaman olabilecek bir durumdur. Kriz yönetimi ancak yeni koşulları dikkate almak, esnek düşünebilmek ve bilinen çözümler yerine farklı çözümler üretmekle mümkün olur.

Yaratıcı düşünme yeteneği ancak özgür ortamlarda gelişmektedir. Düşünen insan bundan dolayı zarar görüyorsa o yerde düşünce gelişmez. Düşünen insanların olmadığı yerde ortak akıl da olmaz. Bir ülkede ya da kişinin kendi hayatında korkunç olan şey bir krizin ortaya çıkması değildir. O krizi çözecek yaratıcı düşünme yeteneğinden yoksun insanların olmasıdır. Kuyu ne kadar derin olursa olsun ipiniz uzunsa sorun yoktur.

Velhasıl gerek ülke yönetiminde gerekse insanın kendi hayatında önce risk yönetiminin öğrenilmesi, her şeye rağmen risk gerçekleştiğinde ise kriz yönetiminin bilinmesi hayati bir önem taşımaktadır. Risk yönetimi ve kriz yönetimini çok iyi öğrenmezsek ayakta kalmayı başaramayız.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.