Günümüzden yaklaşık bir asır önce İsmail Hakkı Baltacıoğlu, “Bacasız Eğitim” olarak adlandırılabilecek makalesini yazmıştı. Baltacıoğlu bu makalede, okulun dört duvara sığdırılamayacak kadar özgür bir konuma sahip olduğunu ya da mekânsal bir zorunluluğun ötesinde bir olgu olduğunu anlatmıştı. Köy Enstitüleri; okulun, köy çocuklarının düzeyini yükseltmeye yönelik aktif görev üstlendiği bir süreç olarak bu görüşlerin devamı niteliğinde ortaya çıktı.
Yeni kurulan Cumhuriyet, kendi orta sınıfını yaratmak istiyordu; bu nedenle devleti kuran askerî seçkinlerin yanında yeni sınıfsal zeminlere ihtiyaç vardı. Yeni bir tanımdan geçmiş bir köylülük bile gerekiyordu; bu nedenle yurt sathında hızla okullaşma ve toplumsal modernleşme hamleleri peşi sıra geldi. 1930’ların ve sonraki yılların güncesinde, kurulan genç Cumhuriyet’in eğitim ile olgunlaşma düşleri vardı. Eğitimin dünya ekseninde, Sanayi Devrimi’nde yarattığı enformasyon gibi Anadolu’da da bir misyonu vardı: Anadolu mutlaka modernleşmeliydi. Bu modernleşme ancak eğitim ile mümkündü; bireysel anlamda ise fakir bir genç için sınıf atlamanın en kolay aracı olarak eğitim görülüyordu.
Fakat yine de sorunlar yok değildi; okullaşma istenmiş fakat halktaki rağbet konusunda aksaklıklar yaşanmıştı. Köy okullarındaki eğitim seferberlikleri, kadınlara yönelik gece okuma yazma mektepleri, askerdeki "Ali Mektepleri" ve daha nice proje, eğitimli nüfusu artırmak içindi. Daha doğrusu asıl dert, en azından okuma yazma oranını yükseltmekti. Yakın çevremizdeki yetmiş yaş üstü nüfusun, özellikle de kadınların okuma yazma oranını kendiniz ölçerseniz durumun vahametini anlarsınız.
Okul kelimesi, Fransızca “école” kelimesinden esinlenerek “oku-” fiilinden türetilmiştir. Okulun bu kelime anlamı çok yavan kalsa da asıl anlamını kazanması bir dönem meselesidir. Dünyanın çok özel zamanları olmuştur; okul da bu zamanlarda üretilmiş mekânlardandır. Çocukluk nasıl bir kavram olarak üretilmişse, okul da aynı şekilde üretilmiştir. Antik Yunan’da ailesinin hakkında ölüm fermanı verebileceği bir konumda olan çocuk, 18. yüzyılda artık kendi bedeni ve ruhuna uygun elbiselere kavuşmuştur. "Yetişkinin küçük bir kopyası" algısı tamamen çürümüştür. Çocukluğun evreleri, insanın tanınmasıyla nasıl alt kategorilere bölünmüşse, okul da aynı akıbeti yaşamıştır.
Bilinen anlamda okul, Antik Yunan’dan beri vardır fakat büyük bir başkalaşım geçirmiştir. Antik Yunan’da sorgulama, geometri, matematik, felsefe, bilgelik, müzik, haz ve mutluluk gibi soyut arayışların mekânıyken Sanayi Devrimi’nden itibaren tamamen farklı bir kurgunun ürününe, yani sert bir gerçekliğe dönüşmüştür. Normal insanın bir çeşit kurgusallık olduğunu ilan eden Foucault’nun okul anlayışı, bir çeşit anlam devrimi olarak da düşünülebilir. Okul, Sanayi Devrimi’nden itibaren Antik Yunan’daki soyut halinden insanın "yaratılması" sürecine evrilmiştir. Sanayi için ara eleman ve üretim bantlarına uygun "yeni insan" formatına; daha sonraları ise "makul ve makbul vatandaş" oluşturma merkezlerine dönüşmüştür. Foucault’ya göre hapishaneler de okulun işlevini yerine getiren kurumlardandır. Hapishanenin Doğuşu kitabını okurken gözünüzün önünde bir okul figürü canlanır.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tarihini büyük anlatılardan okuyan, asla sorgulamayan, "kurucu baba" ve mitleri tanıyan kitleler yaratma işini eğitim üstlenmiştir. Sonraları bu süreç; vergi vermenin önemini bilen, askerlik yapmanın faziletini tanıyan ve gerekirse vatanı için ölen insanı oluşturma devinimiyle devam etmiştir. 1990'lı yılların başında dünya kapitalizmi için çok önemli bir eser olan İyi İnsan İyi Vatandaş tarzı kitaplar oldukça yaygınlaşmıştır.
Elli yaşına ulaşmış veya geçmiş insanlara dikkat ederseniz pek fazla anaokulu hatırası bulamazsınız. Genelde bu yaş grubundaki insanlar kreşte neler yaptıklarından değil, o yılların ne kadar zor olduğundan bahsederler. Anaokullarının yaygınlaşmasını anlamak için kadınların istihdamdaki yerini görmeliyiz. Köyden kente uzanan hikâyede kadınlar aile kurumunda aktif roller üstlenince anaokullarına olan ihtiyaç artmıştır. Türk Eğitim Sistemi'ndeki yönetmeliklere göre anaokulları aslında çocukların güzel dil öğrenmeleri için kurulmuştur; ancak bu işlevinin ötesine geçerek uyku odaları ve yemek etkinlikleri ile çocuğun gün içindeki anne özlemini gidermeyi hedeflemiştir. "Yedi Çok Geç" gibi kampanyalarla da ciddi bir öğrenci kitlesi çekmeyi başarmıştır.
Anaokullarında yakalanan kitlesel başarı, ilkokullarda göreceli olarak yaşanmaktadır. Orada bir metal yorgunluğu, hantallaşma ve velinin yanlış müdahaleleriyle anlamın eksilmesini görmek söz konusudur. Özellikle yazı, noktalama, imla ve okuma eksiklikleriyle gelen ortaokul öğrencilerine sıklıkla rastlanmaktadır. Okulun anlam dejenerasyonunun en çok görüldüğü kademeler ise ortaokul ve liselerdir. Öğrenci artık ne olacağını ya da ne olamayacağını yavaş yavaş anlamıştır; "Okuyunca ne olacağım?" sorusu her gün kulaklarında yankılanmaktadır. "Hangi meslekle ilerlersem bir geleceğim olur?", "Mülakat gibi bir illetten nasıl kurtulurum?" gibi sorular zihnini meşgul etmektedir.
Okul başkalaşımının en radikal örneğini ise maalesef Maraş’ta yaşadık. Bu radikal bir başkalaşımdı; bütün aksaklıklarına rağmen ne orası artık bir okuldu ne de tetiği çeken on üç yaşında bir çocuktu. Okulun ve çocukluğun tanımında bunlar yoktur; tarihsel serüvenini yazdığımız okul kavramında bu elim hadise yer almaz. Tıpkı 1999 yılında Amerika’da yaşanan ilk okul saldırısında olduğu gibi; orada da artık okul ve çocukluk yoktur. Maraş’ta katliamı yapan çocuk eğer sağ yakalanabilseydi belki asıl nedenleri öğrenebilecektik. Ancak bu konuda anlam arayışlarımız ve fikir üretmelerimiz mutlaka sürmelidir. "Neden?" sorusunu sormalıyız. Eğer bu olayı sadece bir kişinin eylemine ya da oyunlara bağlarsak asıl nedenleri ıskalarız.
Okulun başkalaşımını konuşacağımız diğer düşüncelerimi zamanla ifade edeceğim. Eğitimin durumunu anlatmak adına Joel Spring’in şu sözüyle tamamlamak istiyorum:
“Kendi içinde iş gören yeni bir insan doğmadan yeni bir toplumun doğması mümkün değildir.”
Düşünmekle kalın.
Kaynakça
Spring, Joel; Özgür Eğitim, Ayrıntı Yayınları, s. 9.
Yeni yorum ekle