Ilgaz Gaziler Köyü Derviş Deresi Kanyonu (Kısar)

15 Eylül 2021
Image

Bu yazıyı 62. yaşımı tamamlayıp 63’e doğru yol almaya başladığım doğum günümde kaleme alıyorum. Yaşımı fazla takmayıp köyümdeki yürüyüş ve tırmanışlarıma devam ediyorum. Dün, doğum günümü köyümdeki bir başka kanyonda karşılamaya karar verdim. Benimle yürüyecek ve en zorlu kulvarlara büyük bir arzu ile teklifsiz girecek ve üstelik buraları avucunun içi gibi bildiği için bana rehberlik, dağdaşlık edecek Lütfi gibi bir arkadaşı bulmuşken bunu sonuna kadar değerlendiriyorum.

Geçen hafta yani 31 Ağustos Salı günü köyümüzün arkasındaki sıra dağların arasındaki vadilerinden en sağdaki Mumlar Deresi Kanyonuna girmiş 10 saatlik bir tırmanış ve yürüyüşten sonra soldaki Ayı Deresinden çıkmıştık. Bugün yani 6 Eylül Pazartesi 2021 günü saat 09:30’da başladığımız yürüyüşümüzde Ayı Deresinin girişinden sola sırta çıkarak sırtı aştık ve bir sonraki Derviş Deresi’ne geçtik. Köyün arkasındaki bu vadilerden binlerce yıldır gelen sel ve sular araziyi yararak derin kanyonlar/kısarlar oluşturarak aşağıya ulaşıyor köyün önünden geçen Devrez Çayı’na dökülüyordu. Köy bu sağlı sollu vadilerin arasına korunaklı bir şekilde kurulmuştu. Elbette şimdi bu kanyonlarda yağışlı günler dışında çok su bulmak mümkün değil. Gün geçtikçe azalan ve daha derinlere inen mevcut kaynak suları ise borularla köy pınarlarına ve köy su deposuna taşınıyor. Bu yüzden köyün içinde ve çevresindeki bir çok pınarın ya suyu kurumuş yada eskisi gibi poyralarından gürül gürül akan sular yerini ip gibi akan sulara bırakmış, hayvanların su içtiği olukları ise bomboş duruyor.

Image

Bu nedenle küresel olarak yaşanan su sıkıntısı ve gelecek olan kuraklığın izleri Anadolu’nun her yanında olduğu gibi burada da görünüyor. Aslına bakarsanız bunlar iyi günlerimiz, şimdilik sularımız diğer ülkelere göre bol. Bilindiği gibi bütün dünyada iklim değişmesi ve küresel ısınma gibi büyük felaketler nedeniyle hayati bir su krizi yaşanmakta. İnsanlığın büyük bir kısmı temiz içme suyuna ulaşamamakta. Bütün bunlara karşılık ülkemiz su kaynakları açısından kendine yeterli nadir ülkeler arasında. Ancak ülkemizde yanlış su kullanımı nedeniyle bu kıymetli hazine bilinçsizce harcanmakta. Ülkemiz temiz içme suyunu klasik vahşi sulama yöntemiyle yapılan verimsiz tarımda kullanan nadir ülkelerden birisi. Dünyada ve kısmen ülkemizde susuz tarım yada minimum gri/atık suyla yada yağmur sularının biriktirilmesi ile damlama/nemlendirme yöntemiyle yapılan daha verimli tarım tekniklerine geçildi. Bunun yanında yüzey suları yetersiz kalınca teknoloji kullanılarak sürekli kuyular açılmakta metrelerce derinlerden sular çekiliyor. Bu nedenle yer altı suları da gittikçe daha derinlere iniyor. Yeraltı suları aslında bizim değil gelecek nesillerin hakkı olduğu için bu temiz içme suyu kaynaklarının verimsiz ilkel tarımda kullanılması da yanlış. Bu yanlış kullanımın sonuçlarını Konya’da kuruyan göller ve oluşan obruklarla bütün çıplaklığıyla görmekteyiz.

Bu günkü hedefimiz geçenki gezi yazımda bahsettiğim kayalardaki oyulmuş yada doğal olan Gavur Evi denilen mağaralara çıkmaktı. Bu nedenle Derviş dersine yukarıya doğru sırttan yürümek zorundaydık. Çünkü Gavur Evi mağaraları yukarıda idi. Mumlar Deresi Kanyonuna nispeten kısa ve küçük olsa da ben bu vahşi kanyonu da dibinden yürümek ve keşfetmek istiyordum. Fakat Lütfi, Gavur Evine bu şekilde dipten çıkmanın mümkün olmadığını söylediği için sırttan yürümek zorunda kaldık. Yukarıdan bakınca aşağıdaki sık bitki örtüsünün altında kaybolmuş olan kanyon çok müthiş görünüyordu. Sırttan ilerlememize rağmen Gavur Evine ulaşmamız yine de o kadar kolay olmadı.

Image

Kızılyarın Başı denilen yere geldiğimizde Lütfi yine aşağıyı gösterek “kısarın ağzına” geldik dedi. Gavur evine gideceğimizi söylediğimizde köyden bir çok kişi artık orası çok tehlikeli ve girmeniz mümkün değil demişti. Aslında dedikleri kadar vardı. Vahşi bitki örtüsü eskiden dar bir patika olan çıkış yolunu kapamış patika yok olmuştu. Fakat ikimizde kararlı idik. Bu tehlikeli yolu Lütfi elinde baltasıyla açarak tırmanarak Gavur Evinin girişine nihayet ulaştık. Vadiye bakan dik ve yüksek sırtın kayalık yüzünde bulunan bu mağaralar iki büyük ve iki de küçük oyuktan oluşuyordu. Doğal bir oluşum mu yoksa insanlar tarafından oyulmuş bir yapımı olup olmadığı ancak bir uzman tarafından inceleme sonucu anlaşılabilir. Sağdaki büyük mağara iki odadan oluşuyor ve bu iki odayı bölen, büyük bir kısmı yıkılmış olan duvara ve odanın içindeki oturacak yatacak yer gibi görünen sedir biçimindeki yere bakılırsa insan müdahalesi görünüyordu. Duvarlarda herhangi bir işaret aradım fakat yıllar her şeyin izini silmişti. Gavur Evi denmesinin mutlaka bir nedeni vardı. Köyde Manastır denilen ve kalıntılar olan bir yerin olması da Türklerden önce burada yerleşimin olduğuna işaretti. Çocukluğumda hatırladığım kadarıyla köyümüzün maceracı ve kendi efsanelerini oluşturan hazine arayıcıları sık sık köyün sağını solunu jandarma görmesin diye geceler boyunca kazarlardı. Bunu anlamak için arkeolog dostum Eyyüp Ay’ı burada misafir etmeye ikna etmem gerekiyor.

Image

Mağaranın girişinde en dikkat çekici şey kocaman bir kartal yuvasının olmasıydı. Biraz ötesinde ise son yediği tavuğun tüyleri ve telekleri duruyordu. Uzun süredir buralara kimseler gelmediği için kartal buraya yuva yaparak evi haline getirmişti. Lütfi eskiden buradaki maceralarını anlatıyor zaman zaman davarların buraya çıkarak sığındığını anlatıyordu. İki büyük mağaranın biraz ilerisinde girişi küçük fakat ileriye doğru derin olanın ise tilki yuvası olduğunu söyledi. Girişte ise hayvan dışkıları vardı. Gavur evinde epey oyalandıktan fotoğraflar çektikten sonra devam etmeye karar verdik. Daha yolumuz uzundu ve öğle yaklaşıyordu. Aşağıya dik ve derin kanyona inmemiz mümkün olmadığı veya geldiğimiz yolu geri gitmek istemediğimiz için ve ileriye gitmek için yukarı doğru tırmanmak zorunda idik. Lütfi bunu daha öncede yaptığı için gözüne kestirmişti fakat benden emin değildi. Durumu izah ettikten sonra bana kuşkulu gözlerle bakarak ve yukarıyı göstererek “hoca buraya tırmanabilir misin?” diye sordu. Ben “sen bir tırman bakalım ben de denerim” dedim. Aslında Aladağlarda ve Kaçkarlarda çok daha tehlikeli ve zor parkurları tırmanmıştım fakat yanımda hep tecrübeli dağcılar ve ip emniyet kemeri gibi güvenlik ekipmanlarımız vardı. Burada çıplak ellerimizden başka hiç bir şeyimiz yoktu ve aşağı uçurumdu. Riski göze almaya karar verdik. Lütfi kayalardan ve yamaçlardaki dallardan tutunarak yukarıya tırmandı ve nispeten güvenli bir noktaya ulaştı. Sonra beni yukarıdan uyararak ve yönlendirerek tırmanmamı izledi. İkimizde en tehlikeli yeri geçmiştik. Bu durum birbirimize güvenimizi daha da artırdı. Sırttan sık meşelerin ve çalıların arasından Lütfi’nin baltasıyla yol açmasıyla ilerleyerek devam ettik. Aşağıda kanyon bitmiş, vadi genişlemeye başlamıştı.

Image

Artık inişe geçmiştik ve nihayet vadinin sonunda Yayla Deresi Pınarı’na ulaştık. Daha önceki yürüyüşümüzde Pınarı uzaktan tepeden görmüş pınardan su içen domuzun yukarıya doğru tırmanışını izlemiştik. Pınardan buz gibi su akıyordu ve oluğu doluydu. Lütfi çamurlu su birikintilerinin üstündeki domuzların eşelendikleri yerleri gösterdi. Çantalarımızı indirdik, öğle yemeği molası verdik. Ayakkabılarımızı çıkardık, ayaklarımızı, yüzümüzü yıkadık. Büyük yüz yıllık söğüt ve kavak ağaçlarının altına oturduk, soğan, domates, salatalık, yumurta, kaşar ve helvadan oluşan nefis yemeğimizi yedik. Lütfi durmadan anılarını anlatıyordu. Buraya sürüyü indirdiği 40 yıl önceki günleri adeta yeniden yaşıyordu. Ben ise merakla dinliyor yer isimlerini aklımda tutmaya çalıyordum. Bazen sık sık tekrar ettiriyor yanımdaki kağıt ve kalemle notlar alıyor, fotolar çekiyordum. Amacım mümkün olduğunca bu yaşanmışlıkların ve yer isimlerinin kayda geçmesi ve unutulmamasıydı.

Image

Mola sonrası sularımızı doldurup tekrar yola koyularak, Dibeğin Düz’ün yan yoldan tırmanarak Gaziler köyümüzün yıllar önce hayvanlarının otladığı yaylası olan geçen gezimizde de anlattığım “Yazı” düzlüğünün bir başka yerine geldik. Burada Kocakayalardan Kayalığın Güneye geçtik. Sık meşelik ve çalılık içinde ilerlerken gittikçe yerini çamlar ve ardıçlarla kaplı bir ormana bırakıyordu. Yerde gördüğü hayvan dışkılarından ceylan, tavşan, domuz vb hayvan türlerini tanıyordu. Nihayet Lütfi’nin gelmek istediği yer olan Yığılı Çakıl’a geldik. Burası 10-15 metre çapında bir tepe üstüne büyük kayaların, taşların yığılarak yapıldığı ormanın ortasında bir gözetleme noktası gibi idi. Lütfi çakılın eskiden daha yüksek ve kule gibi olduğunu şimdi ise yıkılarak yatay olarak genişlediğini söyledi. Üstelik ortasında kuyu gibi bir çukur vardı. Ben hayalperest hazineciler tarafından kazıldığına hükmettim. Yığılı Çakılda mola verdik artan yiyecekleri yedik ve etrafı seyre başladık. Aşağıda uzakta olsa da Ilgaz kasabası, Tosya yolu, bir çok köy, - Lütfi hepsini tek tek sayıyordu- Kastamonu yolu, Samsun, Ankara, İstanbul yolu ve ufukta Ilgaz Dağlarının zirveleri görünüyordu.

Image

Mola sonrası yine önce çam ormanı sonra aşağı indikçe sık meşelik ve çalılardan oluşan ormana daldık ve Küçük Kayalı Güneye indik. Ben o sırada telefondaki altimetreyi açarak rakıma baktım 1242 metreyi gösteriyordu. Aslında Yığılı Çakılda unuttuğum için rakıma bakmamıştım. Tahmini olarak yaklaşık 1500 metre olabilir. Sivrikaya Aralığın içinden Porsuğun Dere’nin başına geldik. Kirazlığın Duvar denilen mevkide Lütfi nihayet aradığı şeyleri buldu. Bunlar üzerinde doğal olarak oyulmuş ve içinde yağmur sularının biriktiği “kaklık” denilen kayalardı. Lütfi “Koca Kaklığa” geldik dedi. Aslında etrafın görülmediği bu sık meşeliğin, çalılığın içinde bunları bulması adeta mucize idi. Kurdun, kuşunda su içtiği bunlardan çok su içtiğini zaman zaman çok kurtarıcı olduğunu anlattı. Biraz ilerde bir başka kaklığa daha geldik. Lütfi’nin adeta dostuna kavuşmuş gibi kayalara sarılası vardı. Bol bol fotolarını çektim. Lütfi devamlı hikayeler, anılar anlatıyor, hemde zorlu meşelik ve çalılık arasında ilerliyorduk.

Image

Aslına bakarsanız Lütfi’de çocukluğunun ilk yıllarından itibaren ömrünün 25 yılını çobanlık yaparak, geceleri bu vahşi doğada koca sürülerle, köpekleriyle çeşitli barınaklarda geceleri de yatarak geçirdiği bu yerleri ve yolda sürekli anlattığı yüzlerce ilginç, yaşanmışlıkları tekrar hatırlıyor ve yaşıyordu adeta. Yürürken bazen dalıyor, düşünüyor, sanki o günlere gidiyor, bazen eski günlerdeki gibi hayvanlara, köpeklere sesleniyor çoban naraları atıyordu. Zaman zaman bende ona eşlik ediyor bağırıyordum. Seslerimiz dağlarda kayalarda yankılanıyordu. Kurtlarla yaşadığı onlarca ayrı hikaye başlı başına kitap olurdu. Sürüden kurtlara koyun kaptırmadan o günü, geceyi tamamlamak en önemli başarı idi. O zamanlar buralar bu kadar orman ve bitki örtüsü ile kaplı değilmiş fakat otlakları bol olduğu için buralarda sürüyü dolaştırırlarmış. Şimdi ise bütün dağlar dereler, vadiler, kanyonlar çok sık vahşi çalılık, meşeler, alıç, ahlat ve çeşitli ağaçlarla kaplı. Tepeler ve sırtlar ise çok sık meşe, çam ardıç ve çalılarla kaplı. Orman adeta kendi kendini çoğaltıyor ve bakım olmadığı, çok sık olduğu ve güneşi yeterince alamadıkları, düzenli seyreltme/gençleştirme çalışması yapılmadığı için boyları yeterince büyüyemiyor. Bazı yerlerin bakımlı olduğu hemen çamların büyük ve muntazam olmasından anlaşılıyor. Çok şükür buralarda nispeten yeşil bitki örtüsü olduğu, belki de ağırlıklı sırf kızıl çam olmadığı için orman yangını pek olmuyor.

Image

Lütfi daha önce nispeten çıplak olduğu için bu sık ve vahşi meşelik çalılık ormanın içine girdiğimizde aradığı nokta mevkileri bazen bulmakta zorlansa da, sonunda mutlaka hakim tepelerden bakarak yönü tayin ediyor ve rotamızı bozmadan güvenle ilerliyoruz. Aksi takdirde buraları bilmeyen birisinin kaybolması kesin bir sonuç olur. Bundan öte bu bitki örtüsünün içinde bazen tırmanarak, bazen inerek çoğu zaman her yanımızı çalıların çizmesi ile ilerlemek gerçekten çok zor. Lütfi’nin baltası bu bakımdan çok önemli ve önde itina ile en zorlu yolları açıyor. Sık sık "ne işimiz var buralarda, bu akıllı adam işi değil" demekten kendimizi alamıyor fakat mutlu bir şekilde iyi ki geldik diyerek yolumuza devam ediyoruz. Her köşede her yerde, her kayada Lütfi için bir anı bir yaşanmışlık var. Lütfi anıları ile yeniden buluşmak, belki çocukluğunu, gençliğini bulmak, ben ise sağlığımı ayakta tutmak, yeni yerler keşfetmek ve dağcılık/spor olsun diye yola çıkmış olarak amaçlarımız farklı olsa da yüreklerimiz bir olmuştu. Yıllar geçmiş olmasına rağmen Lütfi sanki o gençliğindeki performansla yürüyor, tırmanıyor, beni sürekli teşvik ediyor kollamaya çalışıyordu. Ben şaşkınlık içinde onun bu performansını izliyordum. Aynı yaşta idik ve bana göre o antremanlı olmadığı için 8-10 saat durmaksızın vahşi doğada devam eden bu performansı göstermesi mümkün değil diye düşünüyordum. Sanırım oda benim hakkımda “bu hoca şehirde masa başında herkes gibi çökmüştür buraları yürüyemez” diye düşünüyordu ve sürekli beni kolluyor, destek oluyordu. Sonunda ikimizde birbirimize çok iyi olduğumuzu söyledik ve rahatladık ve birlikte en zorlu yerlere girebileceğimizi ifade ettik.

Image

Artık inişe geçmiştik. Güre Deresi’nin başına geldik ve kayaların üstüne oturarak seyir yaptık. Sonra Saçlık mevkiine inerek oradan Pınarcığa geçtik. Pınarcık’ta benim de çocukluğumdan anılarım vardı. Buradaki pınar da akıyor oluğu dolu idi. Sırtta çok güzel dağ erikleri vardı. Yolda önümüze çok güzel karamuk çalıları çıkıyor bu nadir meyveyi toplamaktan kendimi alamıyordum. Aslında toplansa ve marmelatı, reçeli ve şurubu yapılsa tam bir iş kapısı olabilir. Artık köy görünüyordu. Bektaş Korusu, Çayharmanı ve Akyer denilen tarlaların olduğu yeri geçtik. Akyer’de bir tarlada köylülerimizden birisi damlama ile sulanan çok güzel muntazam bir cevizlik yapmıştı. Yine bir başka köyümüzün girişimcisi modern bir salatalık domates serasında bir kaç yıldır üretim yapıyor. Artık eski usul tarımın yerini daha modern ve verimli tekniklerin alıyor olması sevindirici idi. Artık akmayan fakat eskiden buz gibi suyu ile ünlü Arzu Pınarı’nı geçerek akşam 5:30 da 8 saatlik bir yüyüşün sonunda köye girdik. Sabah 9:30’da başlayan yürüyüşümüz toplam 8 saatlik bir performanstan sonra akşam 5:30’da bitmişti. 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
4 + 1 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 105 kez görüntülendi. 0 yorum yapıldı.