Kanser olduk ama iyi haber şu: Alzheimer hastasıyız!

25 Mart 2020

 

Önce iyi haber mi yoksa kötü haber mi duyması konusunda hastasına seçim yaptıran bir doktorla ilgili meşhur fıkrayı sanırım çoğumuz biliyordur. Doktorun sorusuna hasta “önce kötü haberi söyleyin” diye karşılık verir. Doktor “kötü haber kanser olduğunuz” diyor. “Ama merak etmeyin, iyi haber de Alzheimer hastası olduğunuz, o yüzden eve gidene kadar kötü haberi zaten unutmuş olacaksınız.” Küresel ölçekte maruz kaldığımız koronavirüs salgınının neden olduğu ölümler gündemimizdeyken ve salgının taşıdığı risk ve belirsizlik artarak devam ederken yazıya fıkrayla başlamam ortamın nezaketine uygun görülmeyebilir şüphesiz. Ancak maksadım şu kasvetli günlerde bir nebze olsun güldürmek, rahatlatmak değil. Tersine tüm korku, endişe ve can kayıplarına rağmen görüntünün altında yaşanan hiç bir alt üst oluştan etkilenmeyen rahatlığımıza, hiç bir değişim emaresi göstermeyen ve bu yönde niyeti, amacı olmayan konformist ahvalimize dikkat çekmek istiyorum. Fıkrayı zikredişimin anlamı bundan geliyor.

Dikkat edilirse doktor, hastasının gerçekliğine ilişkin esas itibariyle iki olumsuz ve birbirinden kötü durumu kıvrak bir zekanın operasyonuyla aldatıcı bir rahatlığa çeviriyor. Yani kanser olduğumuza mı yanalım yoksa yetmiyormuş gibi bir de Alzheimer olduğumuza mı kahırlanalım şeklindeki dehşet durumundan pek de akıl erdiremediğimiz -akıl erdirmek gibi bir derdimiz de yok işin gerçeği- bir şekilde dünyamıza, düzenimize, işleyişimize halel getirmeden yol almaya devam ederken buluveriyoruz kendimizi. Koronavirüs dolayımında tüm dünya teyakkuz halinde. Ansızın dünyanın kanser olduğu bilgisiyle sarsıldık. Sarsılmaya devam da ediyoruz. Doktorun verdiği kötü habere benziyor durum. Ancak hepimiz herhangi bir doktorun söylemesine gerek duymaksızın birbirimizin kulağına fısıldıyoruz: “Birazcık daha dişimizi sıkalım, düzlüğe çıkacağız hep beraber!” Çıkacağımız düzlükten anladığımız virüs önceki dünyamıza geri döneceğimiz. Birbirimizin kulağına fısıldadığımız iyi haber bu!

Şimdi burada azıcık soluklanmakta, yavaşlayıp ne tür bir geçiş yaptığımıza odaklanmakta fayda var. Ansızın gelen üstelikle ölümle gelen bu salgından kaçmak için çabalamak lazım. Ancak sıtmanın görülüp ölüme razı olunması şeklinde arifane söylediğimiz şeyler var ki hikmetine bugünlerde varmazsak başka zaman varmamızın imkanı pek olmuyor. Ne demek bu? Salgını ardımıza bırakıp çıkmayı ümit ettiğimiz düzlüğün ne olduğunu ne çabuk unuttuk böyle! Salgın yok iken yana yakıla şikayet ettiğimiz bu düzlük nasıl da birden bire bulunmayan Hint kumaşına dönüştü? Nasıl da kadrini, kıymeti bilmediğimiz bir ütopyaya dönüştü? Virüsün neden olduğu ölümlerden kat be kat fazla bedel isteyen ekonomi-politik, kuşatan-kapatan sosyal-kültürel-teknolojik işleyiş, insandışılaştıran ilişki ağı, akıl-ruh sağlımızı tehdit eden tüm bu düzen nasıl oluyor da sığınıp içinde felah bulacağımız, dinginlik bulacağımız asude bir limana dönüşebiliyor?

Kötü haber koronavirüs, iyi haber ise geçtikten sonra eski düzene dönebileceğimiz. Ama bu dil, bu denklem nüktedan doktorun fıkrasından farksız! Salgını maliyetli olsa da geride bırakacağız. Geride bıraktıktan sonra yani şu an kulaktan kulağa fısıldanan, bir ilahi muştu gibi insanlar arasında söylenen ‘bugünler geride kalacak’ söylemi gerçek olduğunda ne olacak? Hep beraber savaşların hüküm sürdüğü, ölümün kol gezdiği, milyonlarca insanın belirsiz bir yaşam mücadelesinde olduğu, milyarlarca insanın temel gereksinimlerden yoksun olduğu, milyarlarca insanın geleceğe ilişkin umudunun olmadığı, adaletsizliğin, sömürünün, aşağılamanın, insandışılaştırmanın istisna değil neredeyse kural olduğu bir gerçekliğe döneceğiz. Döneceğimiz gerçeklik bir çöl olacak. Nitekim küresel salgının ardından dünyanın nasıl bir seyir alacağına ilişkin analizler virüs öncesinden daha iyi olmayacağı yönünde. Hal bu iken başımıza gelen felaketlerden ders çıkarmak, popüler ifadesiyle krizi fırsata çevirmek yerine insanın onurunu ve izzetini yükseltmeyen tersine onu alabildiğine aşındıran bir pratiğe kendimizi mahkum etmek hatta onu kurtuluşumuz görmek başımıza gelen küresel salgından daha büyük salgın olsa gerek.

Baran berfinnaz

Sözün bittiği yerdeyiz, virgüllerle kendimizi avuttuk Levh i Mahfuzda yazılan kader le üstümüze biçilen kaftanları giyip cümlelerimizi tamamlayamadan lale devrine hiç giremeden fetret devrine girdik. Sözün üstünde bir söz kaderin üstünde bir kader sevgilinin de üstünde bir sevgili varmış...

Ct, 04/11/2020 - 23:18 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.