Konuşan vicdan: Malcolm X

24 Şubat 2020

19 Mayıs 1925 yılında Malcolm Little ismiyle başlayan yaşamı 21 Şubat 1965’te uğradığı suikast neticesinde El-Hacc Mâlik el-Şahbâz ismiyle sona erdi. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en etkili siyahî aktivist liderdi. El-Hacc Mâlik el-Şahbâz ya da herkesin bildiği ismiyle: Malcolm X

Malcolm XHenüz altı yaşındayken babası öldürüldü. On üç yaşına geldiğinde, annesi akıl hastanesine yerleştirildi ve kendisi koruyucu aileye verildi. 1946 yılında, yirmi yaşındayken, hırsızlık ve haneye tecavüz suçlarından hapishaneye girdi. Hapishanede, "İslam Ulusu" (Nation of Islam) isimli siyahî harekete katıldı ve X soyadını aldı. X, kendi rızaları dışında zincirlere vurularak gemilerle Afrika’dan Amerika’ya köle olarak getirilen siyahların bilinmeyen atalarını simgeliyordu. Siyahların kullandığı soy isimleri birkaç kuşak geriye gidildiğinde onları köle olarak yanında tutan beyaz efendilere aitti. X soy ismi ile Malcolm, köleci efendilere ait ismi taşımayı reddediyordu.

1952 yılında şartlı tahliye edildi. Tahliye edildikten sonra kısa zamanda hareketin en önemli aktörü hâline geldi. Onun etkileyici hitabetiyle karşılaşanlar o güne kadar Amerika’da beyazlara karşı bu denli öz güvenle ve cesurca konuşan bir başka siyaha rastlamadıklarını söyleyeceklerdi. Hareketin en meşhur siması olduğu yaklaşık 12 yıl içinde, siyahî üstünlüğüne inandığı “İslam Ulusu” (Nation of Islam)  öğretileri doğrultusunda, siyah ile beyaz Amerikalıların ayrılması gerektiğini savundu. Sivil haklar hareketinin ırksal bütünleşme vurgularına ve sivil haklar hareketinin önemli liderlerinden Martin Luther King gibi isimlere karşı eleştirel bir duruş sergiledi.

1963’te Kennedy suikastı hakkında yaptığı yorum nedeniyle tepki topladı. Malcolm özetle dünyada şiddet yaratan Amerika’nın başka bir şiddet ile vurulmuş olmasına şaşmamak gerektiğini bunun bir “tavukların eve tünemesi” (chickens coming home to roost) olduğunu söylüyordu. Mensubu bulunduğu Nation of Islam Malcolm X’i bu yorumundan ötürü kınadı ve 90 gün kamu önünde konuşmasını yasakladı. Bu 90 gün, esasında teşkilatın iktidar çekirdeğinde bulunan (her türlü nimetinden istifade eden) ve Malcolm X’i kendileri için bir tehdit olarak görenlerin onu teşkilattan sürekli uzaklaştırma girişimlerinin en önemli adımıydı. Öte yandan o sıralar Elijah’ın sekreterleriyle evlilik dışı ilişkileri olduğuna dair söylentiler çıkmıştı. Malcolm X, ilk başta söylentileri önemsemedi. Elijah’ın istismar ettiği kadınlarla konuşunca ikna oldu. 8 Mart 1964'te Malcolm X, “İslam Ulusu” hareketinden ayrıldığını açıkladı. Daha sonra, Afro-Amerikalıların politik bilincini artıracak bir organizasyon düzenlemeyi planladı. Ayrıca, diğer sivil hakları liderleri ile çalışmak istediğini belirtti.

Malcolm X, Elijah Muhammed’in önderliğindeki İslam Ulusu (Nation Islam) isimli siyah ırkçılığı üzerine kurulu teşkilattan ayrıldıktan tam 11 ay sonra şehit edildi. Bir yandan FBI, CIA, NYPD’in sürekli takibi bir yandan Elijah Muhammed’in fanatik takipçilerinin tehdidi ile geçen 11 ay.  Suikasttan bir hafta önce evine molotof kokteyli atılmış, kendisinin ve çocuklarının canına kast edilmek istenmişti. Buna rağmen Malcolm ölümünden önceki o son bir haftada programlarını iptal etmeyerek davet edildiği toplantılara katılıp konuşmalarını yaptı. Kendisinin otobiyografisini hazırlayan Alex Haley’e “Bu kitap çıktığında ben hâlâ hayatta olursam bu bir mucize olur.”, diyecekti. Mucize gerçekleşmedi ve kitap ölümünden sonra yayımlanabildi.

11 ayın neredeyse yarısı Hac ziyareti başta olmak üzere Afrika ülkelerini ziyaretle geçti. Seyahatleri esnasında Elijah Muhammed’in başta İslam olmak üzere siyasi açıdan da problemli tüm öğretilerini zihninden ve kalbinden attı. Mekke’den yazdığı mektuplarda bu açıkça görülüyordu. Kurduğu Afro-Amerikan Birliği Örgütü ile Amerika’daki ırk sorununu insan hakları temelinde  uluslararasılaştırma girişiminde bulundu. Ziyaret ettiği ülkelerin devlet başkanlarınca ağırlandı ve uluslararası kuruluşların toplantılarına davet edildi. 13 Nisan’da Malcolm X, 1964 yılı içinde ilk dış seyahatine çıktı. Mayıs’ın 21’ine kadar süren bu seyahat sırasında Mısır, Lübnan, Suudi Arabistan, Nijerya, Gana, Fas ve Cezayir’e gitti. Bu arada Hac yaptı ve El-Hacc Mâlik el-Şahbâz ismini aldı. İslami bilgi ve görgüsünü arttırırken bir yandan da her kesimden insanla, gazeteciler, öğrenciler, parlamento üyeleri, elçiler ve hükümet yetkilileriyle bir araya gelerek onlara Amerika’daki ırk meselesi hakkında bilgi verdi. Nation of İslam teşkilatından ayrıldıktan sonra Malcolm; dar, lider kültüne dayalı ve siyasi vizyonu gerçeklikten uzak bir hareketin karizmatik ve etkileyici bir hatibinden, dini bilgisi artmış ve siyasi-politik vizyonu derinleşmiş uluslararası bir figür haline geldi.

Malcolm bu gezinin sonucunu “ Müslüman dünyanın önceki fikirlerimi –bende şok yarattı fark ettiğimde- bu derece etkileyebileceğine, bunun mümkün olabileceğine hiç ihtimal vermezdim.”, diye açıklıyordu. 20 Nisan’da Cidde’den gönderdiği şu mektup 39 yıllık kısa yaşamında, samimiyeti her şeyin önüne koyan bu insanın tekâmülü ve içtenliği hakkında çok şey söylüyor:

“Geçmişte bütün beyaz adamları suçladım ve bazıları kabahatli olmadığı halde bundan zarar gördüler. Kutsal Şehir Mekke’ye yaptığım seyahatten sonra ruhumun dirilişi, herhangi birini töhmet altında bulundurmamı engelliyor. Hacc’ım beni Amerikalı beyazların da kendilerini tüketen bu ülkeye zarar veren ırkçılıktan kurtulmaları için çalışmamı öngörüyor. Bundan böyle suçu sabit olmamış hiç kimseyi itham etmemeye gayret edeceğim. Ben ırkçı değilim. Bütün samimiyetimle ifade edeyim ki yalnızca özgürlük, adalet, eşitlik istiyorum bütün insanlar için. Öncelikle Afro-Amerikalılar için çalışacağım, çünkü herkesten fazla bizler bu haklardan yoksun bırakıldık.”, 10 Mayıs 1964’te Nijerya’dan gönderdiği mektubunda ise şunları söyleyecekti: “Kutsal topraklarda kaldığım her saat gözlerimi biraz daha açıyor. Eğer İslam burada, Peygamberlerin yurdunda karşılaştığım beyazların kalbine gerçek kardeşlik ruhunu yerleştirebiliyorsa, şüphesiz Amerikalı beyaz adamın kalbindeki ırkçılık kanserini de yok edebilir, Amerika’yı yok etmeden önce”

Amerikan medyası Malcolm X’deki değişimi ve söylemininin daha kuşatıcı hale gelmesini kamuoyuna aktarmada  isteksiz davranacak ve hakkındaki kamuoyu algısının Nation of İslam’ın ateşli, öfkeli hatibi olarak kalması için özel bir çaba gösterecekti. Malcolm X ise ölümüne kadar bıkmadan usanmadan Amerika’daki siyahların mücadelesine, temel sorunlarına yeni bir anlayışla bakmaya başladığını anlatmaya çalışacaktı. Otobiyografisinde kendisini “Hak ve Hakikat arayıcısı” olarak gördüğünü söyleyen Malcolm X düşüncelerindeki değişimi mümkün kılan asıl etmeni de işaret etmiş oluyordu. Şimdi baktığı yerden Amerika’daki ekonomi-politiği ve ırkçılığı besleyen  iktidar yapısını daha açık biçimde görüyor ve bu sistemin Amerika’daki samimi, iyi niyetli beyazlar ve siyahlar için nasıl bir tehdit olduğunu anlatarak konumunu diğer liderlerden farklı olarak siyahların sivil haklarını dillendirmenin çok ötesine taşıyıp kurda ininde meydan okuyordu. Ona göre; her iki ırk da Amerika’daki insanlık meselesini rayına oturtabilmeleri bakımından aynı zorunululuklar ve aynı sorumluluklar ile karşı karşıya bulunmaktaydı.  

***

Malcolm X’in kullandığı isimler adeta onun kişisel tekâmülünü gözler önüne seriyor: Malcolm Little- Malcolm X- Malik El Şahbaz- El Hacı Malik El Şahbâz. Böyle bir tekâmül ancak Hakikat ile rabıtasını samimiyet üzerine kuran insanlara nasip olabilir. Zira fanatik bir bağlılık, kör bir inanç, hesaplı, pragmatist pozisyon alışlar kişinin kendini aşarak geliştirmesine yani yükselmesine izin vermez. Malcolm X, liderinin peygamber olduğuna inanılan bir topluluğa yanlışlarını söyleyerek sonu şehitliğine varacak bir eylemlilik içinde karşı durmayı bildi. 7 Ocak 1965’te ölümünden kısa bir süre önce yaptığı konuşmada  “Aşırı taraf tutmak gerçekleri görmeyecek kadar kör etmesin sizi. Yanlış yanlıştır, kim yaparsa yapsın, kim söylerse söylesin.”, demişti. ‘Kökler’ romanının yazarı Alex Haley’in kendisiyle yaptığı bir dizi görüşme neticesinde ortaya çıkan otobiyografisinde ise Malcolm X, konuşmalarında ve mektuplarında iyice kristilazi olan bu tutumunu şöyle ifade ediyordu: “Ben gerçeğin peşindeyim; kimin ağzından çıkmış olursa olsun umrumda değil.Ben hakkın peşindeyim; kimin lehinde ya da aleyhinde olursa olsun umrumda değil. Ben her şeyden önce ve her şeyden çok bir insanım. Bu nedenle de insanlık alemine kimin yararı dokunduğuna inanıyorsam, onun yanındayım artık.”

Malcolm X’in Müslüman kimliği İslam dünyasında ona karşı olan sevginin ve muhabbetin asıl belirleyicisi. Oysa ki Malcolm X bundan çok daha fazlasını hak ediyor. Mücadelesi ve duruşu çok daha fazla dikkat istiyor. Bilhassa İslam dünyasının içinde bulunmuş olduğu tıkanıklık, dünyanın gidişatı ve yeryüzünün her köşesinden yükselen feryatlar bu dikkatin kaçınılmazlığını ortaya koyuyor. Bugün İslam dünyası  manevi tiranların ve siyasi baskıların altında tüm eleştiri melekelerini yitirmiş vaziyette. Eleştiri; trollerin, kapıkullarının ve çıkar gruplarının kılıç darbelerine maruz bırakılıyor. Hakikat için tüm içtenliği ile konuşacak her ağız daha açılmadan kapatılıyor. Böyle bir vasat, dünyanın neresinde olursa olsun orayı çölleştirir. Eleştiriye, müzakereye ve medeni bir biçimde konuşmaya kapalı bir iklim sadece çoraklık demektir. Bırakın yeryüzü ile konuşmayı yanı başınızdaki ile konuşamaz hale getirir sizi. Bunun sonucu ise hızlı ve mutlak bir yozlaşma ve çürümedir.

Malcolm X’i rahmetle anıyoruz çünkü onun müstesna bir miras bıraktığına inanıyoruz. Tıpkı Aliya gibi Malcolm X’i de müstesna kılan yoksunluğunu hissettiğimiz “konuşan vicdan” olabilmeyi başarabilmiş olmasıydı. Konuşan vicdan tabiri, edebi bir sıfat olarak Malcolm X ismiyle yan yana getirilmiş değil. Bizzat onun hayatı bu yan yanalığı mümkün kılıyor. Vicdandan yoksun konuşmaların, vicdanlı ama suskun ağızların “heryerdeliği” karşısında hem konuşup hem de vicdanlı olmanın kıymeti izahtan varestedir. Yeryüzününün talan edilen zenginliği, artan yoksulluk ve sefalet,  insanların karartılan hayatları, en temel haklardan bile mahrumiyet; bugün bir çağrı olarak duruyor önümüzde. Herkes için adaletin ve özgürlüğün tarafındayım, diyebilecek konuşan vicdanların cevaplayabileceği bir çağrıdır bu. Tıpkı Malcolm X gibi: “Özgürlüğü savunan herkesin yanındayım. Adaleti savunan herkesin yanındayım. Eşitliği savunan herkesin yanındayım. Bana oturup beklememi söyleyenlerin yanında değilim.”

 

 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.