Rurouni Kenshin, Meiji Restorasyonu ve Manga Bakışıyla Modernleşme Sancıları

10 Ağustos 2021
Image

Son dönemde Netflix’de yayınlanan 5 filmlik bir seri olan Rurouni Kenshin filmlerini izlemenizi öneririm. İlk başta manga olarak yayınlanan bu filmler, çizgi dizi olarak da TV’de de yayınlanmış. Filmler, Meiji restorasyonu döneminde yaşamış bir samurayın hikâyesi üzerine kurulu.  Hitokiri Battousai karakteri yani Rurouni Kenshin, mangaka Nobuhiro Watsuki‘nin de onayladığı üzere büyük ölçüde Japon tarihinin en büyük dört suikastçısından biri olan Kawakami Gensai‘ye dayanmakta. Hatta denilebilir ki onun hayatından pek çok ipucuyla yapılmış bir manga serisi. 

Gensai’nin düellolarında kullandığı yüksek hızlı, öldürücü bir teknik (Shiranui-ryu) geliştirdiği ve battoujutsu’da (kılıç çekme tekniğinde) ustalaştığı bilinmektedir. Çok sayıda adam öldürdüğü ve gerçekleştirdiği suikastlerle Meiji Dönemi’ninin başlamasına katkıda bulunduğu da düşünülmektedir.

Karakterimizi ve filmlerde anlatılan öyküyü anlamak için biraz Meiji hareketini anlamakta fayda var. 
Öncelikle ifade etmek gerekir ki; 1917 ihtilali Rusya ve 1789 Fransız ihtilali Avrupa için ne demekse, 1868 yılı ve Meiji restorasyonu da Japon tarihi açısından o derece önemlidir. Çünkü zaman dilimi, Japon modernleşmesinin ve Batılılaşmasının başladığı tarihtir.

1603 yılından 1868 yılına kadarki dönemde Şogunluk, sert bir yönetim anlayışına sahip olan Tokugawa hanedanlığının elindeydi. Ülkeyi dış dünyaya kapatarak kendi rejimini sağlama almak isteyen Tokugawa hanedanlığı, iki buçuk asırdan fazla bir süre dış dünyaya kapalı sıkı bir rejim uygulanmıştır. Bu dışa kapalılığın tek istisnası Hollandalılardır. Bu ilişkilerin temelinde hollanda’nın denizcilikteki maharetini görebiliriz. 

Hollandalıların güney Japonya’daki Nagasaki Koyu’ndaki bir adada bulunmalarına izin verilmiş, böylelikle Tokugawa döneminin yegâne diplomatik ilişkisi kurulmuştur.

Tokugawa yönetiminin iki buçuk asırlık ulusal tecrit politikasını sarsan olay, 1853 yılında Amerikan donanmasının başkent Edo (şimdiki adıyla Tokyo) yakınlarındaki bir koya çıkması olmuştur. Uzun yıllar boyunca dış dünyayla bağlantısını asgariye indiren Japon halkı için bu devasa boyutlardaki demir zırhlı ve buhar gücüyle çalışan gemiler, adeta dünya dışı varlıklarla karşılaşmışçasına ürkütücü olmuş ve Tokugawa hanedanın da iktidarını sarsmıştır. 

Image

Meiji restorasyonun anlaşılması için Japon toplumsal düzenini de bilmekte fayda var. Meiji restorasyondan önce Japonya sistemli, oturmuş, zengin bir feodal yapıya sahipti. Halk, savaşçı bir sınıf olan samuraylar tarafından yönetiliyordu. Samuraylar tüm çiftçi, üretici ve tüccar zümresinin yönetimine hâkimdi. Samuraylar ülke yönetimini aralarında bölüşmüş olan, derebeyi olarak tanımlayabileceğimiz ‘Daimyo’lara, Daimyo’lar da ülke yönetiminin en üst mertebesi olan Şogun’a bağlıydılar. Tokugawa döneminde uygulanan izolasyon politikasının Japonları açık bir şekilde çağının gerisinde bıraktığı yaşanan şok neticesinde bariz olarak anlaşıldı. İktisadi, siyasi ve askeri alandaki bu geri kalmışlık, reform ihtiyacını gündeme getirdi. Bu olumsuz gelişmelerden rahatsızlık duyan bir grup samuray, 1868 yılının hemen başlarında kanlı bir darbeyle Tokugawa Hanedanlığına son verdi. Şogunluk kaldırıldı ve daimyolar da yönetimdeki etkinliklerini yitirdi. Bu reformist samuraylar, İmparator Meiji’nin otoritesi altında birleşerek modern Japonya’nın ilk adımlarını atmış oldu. 
 

İşte hikâyemiz de tam bu dönemde geçiyor. Meiji hareketi için bir dizi suikasta karışan ve bu suikastların sonunda pişmanlık duyarak öldürmekten vaz geçen bir kahramanı anlatıyor yani Rurouni Kenshin’i. Töbe ederek ters uçlu kılıcıyla (Sakabatou) öldürmek değil yaşatmak için mücadele eder, Kenshin.  Kahramanımızın ortaya çıkıyı ise Edo ve Meiji arasında yaşanan savaşa dayanır; Hitokiri Battousai. Battousai, Meiji dönemine geçilmesiyle ortadan kaybolur. Aradan geçen 10 senede Hitokiri Battousai, Himura Kenshin olarak ters uçlu kılıcıyla (Sakabatou) birlikte Tokyo’da ortaya çıkar.

Image

Filmlerde işlenen bu ana tema ile birlikte öne çıkan en önemli sosyolojik gösterge Şogun taraftarı olan samuraylar aslında hayat tarzları için mücadele etmektedirler. Yani tüm ekonomilerini kaybetmekte olan samuraylar açlık, işsizlik ve yok olmayla karşı karşıyadırlar. Ancak modernleşme rüzgârı bir kere başlamıştır ve bu rüzgâr önüne çıkan ne varsa süpürüp götürecektir. Özellikle Japon toplumunun eski geleneklerine sadık olan her türlü yapıyı, kurumu ve kişileri temelden sarsacak ya da yok edecektir. 

Saito Hajime karakteri tam da o dönem içinde taraf seçmekte zorlanan bir şekilde devlete çalışmış görevlileri temsil eder. Bakumatsu döneminde, yani Edo döneminin son zamanlarında feodallikten Meiji dönemine geçişin gerçekleştiği zaman dilimi esnasında Kenshin’le uzun süreli bir rekabet içinde olan Saito sonraki süreçte Meiji hükümeti için çalışan bir ajandır. Film içinde genelde analitik zekâsı ve sakin tavırlarıyla bir nevi devlet aklını da temsil eder. Her ne kadar bir dönem kahramanımız Kenshin ile çatışma içinde olsa da, yolları kesişecek ve Meiji hareketi için birlikte çalışacaklardır. Zaten film serisin son bölümlerinde doğrudan hükümetin en üst düzeyiyle olan bağlantıları da sergilenecektir. Toplumun her kesimine sirayet etmiş olan yenilikçiler ile gelenekçilerin çatışmasında bir nevi “ya devlet başa ya kuzgun leşe” deyip devlet kimin kontrolünde ise o tarafa yönelen bir karakterdir. 

Japon toplumunun kendine has kültürel özelliklerinin sergilendiği filmlerde her ne kadar şiddet üzerinden bir okuma varsa da evrensel olan insani duygularla da bezendiğini görüyoruz. Özellikle Kenshin’in bir gece, Şogun görevlilerine yaptığı bir suikastta öldürdüğü bir görevlinin nişanlısıyla olan yakınlaşması ve bu yakınlaşmanın sonucunda öldürmeme kararı alması sevgi temasının işlendiği bölümler oldukça etkileyici. Kenshin’e yoldaşlık eden Kamiya Kaoru ise bir kılıç ustası ve eğitmen olarak daha bir halk tabakasını temsil etmektedir. Özellikle şiddet karşıtı telkinleri ile halkın aradığı huzuru dillendiren Kamiya, Kenshin’i frenleyen karakter olarak önümüze çıkmaktadır. 

Filmler içerisinde öne çıkan en önemli özellik hem Japon kültürünün efsaneleri ve destanlarının yani diğer bir değişle kültürel unsurlarının kullanılmış olmasıdır. Bir diğer husus filmlerde öne çıkan tüm kahramanların ya da karakterlerin okuma yazma bilmesidir. Kahraman ya da anti-kahraman olan tüm karakterler bir şekilde kendi alanlarında oldukça başarılı olmuş kimliklerdir.

Image

Japon modernleşme öyküsünün önce manga olarak daha sonra anime olarak son olarak da beyaz perdeye uyarlanmış hali olan Rurouni Kenshin serisi bir dönemi anlamak ya da merak etmek için oldukça önemli ipuçları veriyor. Özellikle Rurouni Kenshin serisi bizde eksik olan Osmanlı modernleşmesi ve onun devamı olan cumhuriyet modernleşmesinin geniş kitlelere anlatılabileceğinin önemli ipuçlarını da barındırıyor. Hiç şüphe yok ki Japon modernleşmesinin öyküsü bu metinde son derece eksik ifade edilmiştir. Ancak bu metinin meramı bir dönemin geniş kitlelere anlatılması adına yapılmış bir örnekten yola çıkarak bazı kavramların nasıl sergilendiğini ifade etmektir. 10 yıllık bir dönemde bir toplumun tüm taraflarıyla yaşadığı sancıları anlatan Rurouni Kenshin serisi izlenmeye değer bir içerik vaat ediyor.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
5 + 4 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
1 kez görüntülendi. 252 kez görüntülendi. 1 yorum yapıldı.