-Hocam bayram günü, bayram dışı bir sohbet yapmak caiz midir?
-Sohbetin içeriğine bağlı!
-Mesela kamusal ruh diye bir ifade kullanıyorsun, bunu konuşalım mı, muvafık mıdır?
-Ben sorulara cevap veririm, soru sormak sizin işiniz?
-Ya beceriksizsem?

-Bu da sizin probleminiz!
-O zaman günah benden gitti. Çeşit çeşit ruhtan bahsedildiğini duymuştum ama Kamusal Ruh’u hiç duymamıştım. Durmadan icat çıkarıp kafamızı karıştırıyorsunuz.
-Ben bunu demeseydim, kafanız berrak, aydınlık mı olacaktı?
-Tabii ki hayır ama zaten karma karışık bir kafa daha karmaşık hale geliyor. Biraz açıklarsan sözümü geri alırım belki.
- Kamusal ruh, minnet beklentisi ile halka iyilik yapma alicenaplığı ve yöneticinin görevinin gereğini yerine getirmesine karşı minnet duyma yanaşmalığıdır.
-Dur bi dakika, yani yönetici halka bir iyilik yaptığında, halktan minnet bekleyecek, halk da yapılan iyiliğe karşı seve seve minnet duyacak! Bu mudur?
-Yeterince açık değil mi?
-Ben kafası biraz kalın biriyim, anlamaya çalışıyorum.
-Estağfurullah, onu kastetmedim.
-Kamu görevi yapan birinin, yaptığı iyiliğe karşılık bir teşekkür beklemesi niye yadırgansın?
-Kamunun efendisi vatandaştır. Kamusal iyilik vatandaşı minnetle borçlandırma fırsatı değildir.
-Ya nedir?
-Gayet basit; Kamusal görev, hesabını halkın tümüne vermek durumunda olduğunuz kamu emanetidir.
-Görev, emanet, iyilik, hesap. Bu dört kelime ile bir cümle kurabilmeyi çok isterdim ama böyle bir becerim yok
-Herkes kendi cümlesini kendi kursun o zaman!
-Sağolun beni bir eziyetten kurtardınız. Peki yukarıda söyledikleriniz açısından bakıldığında gördüğümüz nedir?
-Bu açıdan baktığımızda, insanımızın uzun geleneksel geçmişi ve modernleşme tarihi boyunca çoğunlukla ya/ya da’lı bir durumu var.
-Nasıl yani?
-Bir yanda kamunun haklarını hiçe sayarak, kamu imkanlarını, kendisine yakın ya da kendisini alkışlayanlara peşkeş çekme fırsatı olarak kullanan hamiler var.
-Tamam, bunu anladım. Öteki ne?
-Kendilerini ötekilerle eşit olarak görme erişkinlik ve erdemine ulaşamamış, böyle bir şeyi hiçbir zaman dert edinmemiş, haklarını arama, talep etme ve kullanma konusunda aciz bir halk.
-İyi vatandaş olmak da böyle bir şey değil mi?
-Bekle sözümü bitireyim. Hak talep etme yerine, adamını bulup, hak etmediği halde kamu imkan, fırsat ve kaynaklarından yararlanmayı, kendisine pay veren hâmîye sığınmayı seçmiştir.
-Bu da bir tür “al gülüm ver gülüm” sistemi doğruyor, değil mi?
-Bir tür yanaşma kalabalığı doğuruyor. Yani modern bir halk olamamış bu yüzden modern bir millet de oluşturamamış bir coğrafi komşuluk kitlesi hali...
-Ben fazla bir şey anlamadım ama eminim okuyucu anlayacaktır.
-Yapmayın Allahaşkına!
-Siz bana bakmayın, buyurun devam edin lütfen
-Merhameti "zavallıya acımak", takdiri de "ancak kudret sahibine yalakalanmak"tan ibarettir.
-Biraz ağır oldu sanki
-Hal böyle olunca, bu kitle hak edilmiş her şeye haset beslemeyi de, Allah'ın her nimetini hak etmeden iktisâb etmeyi de kendisi için hak görür.
-Dayak yemiş gibi hissediyorum.
-Bitiriyorum; medeniyetin herhangi bir türünden nasipsiz, muhteris ve kindar bir avam ruhu, asırların bir bakiyesi ve nâ-kâbil-i idrak bir zillet olarak bu topluluğun ikinci tabiatı haline geldi.
-Hocam son söz, dükkânı kapatalım
-Ve maalesef bu sefaleti doygunluğa eriştirebilecek ne bir şöhret ne bir kudret ne de bir servet ve zenginlik haddi veya zirvesi vardır.
-Bunlar hep yokluktan işte!
-Hayır, refah insanı terbiye etmez, kibir ve saldırganlığını artırır ancak!
-Hocam bitirelim istersen
-Hay hay efendim.
-Hayırlı bayramlar
-Size de
Yeni yorum ekle